1953 tarihinde Uluslararası Hemşireler Konseyi’nin aldığı bir kararla, modern hemşireliğin kurucusu sayılan, Kırım Savaşı sırasında yaralı askerlere geceli gündüzlü insanüstü bir çabayla yardım eden Hemşire Flonance Nightingale’in doğum gününe denk gelecek biçimde, 12 Mayıs tarihi “Uluslararası Hemşireler Günü” olarak kutlanmaya başlanmış ve bu gelenek giderek dünyanın birçok ülkesine yayılmıştır.
“Hemşireler Günü” kutlu olsun! Devrimci kimliğim, yurttaş eşitliği ve adalet anlayışındaki duyarlılığım, çalıştığım hastanelerdeki keyfi ve politik müdahalelere karşı çıkmam nedeniyle epeyce sıkıntılar çekmiş ve zor koşullarda çalışmış, özellikle mesleğimin başlangıç aşamasında sürgünler, açığa alınmalar yaşamış bir genel cerrah olarak yirmi altı yıllık hekimlik uğraşımın hemen tümünde en büyük yardımcım hemşireler oldular. Dört yıllık asistanlık süremin bitiminden, 2000 yılının Temmuz ayında Bursa Çekirge SSK Hastanesi’nde emeklilik dilekçesini verene kadar, uzmanlık yaşamım boyunca, tam yirmi iki yıl, tüm ameliyatlarımı bir veya birkaç hemşire ile gerçekleştirdim.
Meslek yıllarının başlangıcı aynı zamanda canla başla devrimci mücadelenin içinde olmuş, tabip odalarından İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, Devrimci Derleniş Dergisi, Kuşcağız ve Tuzluçayır gibi emekçi semtlerinde dernek çalışmaları, gönüllü hasta bakmalar, gençlerin katıldığı okuma grupları oluşturmalarla gecesini gündüzüne katmış bir hekim olarak yaşadığım zor hayat koşulları belki de isteyerek seçtiğim bir yaşam tarzı ve toplumsal seçimlerimin bana armağanı olarak karşıma çıkmıştı. Birinci hedefim “kariyer yapmak” değil, becerimi, tıp bilgimi yoksul ve çalışan kesimlere yöneltmek, devrimci bir halk örgütçüsü olmaktı. Sağlık Bakanlığı’nın Devlet İhtisas Sınavı’nda otuz kırk taşra puanı almış (taşradaki her bir aylık çalışmaya +1 puan veriliyordu) adayları da çok geride bırakarak sınav kazanmış, Dışkapı SSK Hastanesi’nde göreve başlamıştım.
Dosyasına “Büyük Hastanelerde Çalışması Sakıncalıdır” notu düşülerek ameliyathanesi olmayan bir ilçeye sürüldükten sonra Ankara’da zamanın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile babam Dursun Akçam ve gazeteci Mustafa Ekmekçi’nin yaptıkları sert görüşmenin ve “dava açmak” tehdidinin (o günlerde iyi-kötü bağımsız bir yargı vardı!) arkasından atamamın gerçekleştiği, o güne kadar hiç görmediğim Karabük’ün SSK Hastanesi’nde işe başladığımda, hemşire sayısı da çok yetersizdi. Anestezi alanında değil uzman, teknisyen bile yoktu. O zaman 40.000 nüfuslu bir sanayi şehri olan Karabük’te ve çevrede yaşayan bir milyona yakın nüfusun çalışan tek hastane olarak bildiği Karabük SSK Hastanesi’nde uzun süre anesteziyi de kendim çözmek zorunda kaldım, zor durumdaki hastayı uyutup entübe ettikten sonra onu yaşamda tutan gaz balonunu bir hizmetlinin eline teslim edip, bir gözüm anestezide olarak bir ya da iki hemşire arkadaşla ameliyatları gerçekleştirdim.
Sonraki yıllarda da geceli gündüzlü ağır hastaların, kaza geçirmiş yaralıların aktığı, sayıları üçü beşi geçmeyen hemşireyle başka dallarda hekimlerin de ameliyat yaptığı, üç ameliyathanenin olduğu hastanede aynı zamanda “Ameliyathane Sorumlusu” olarak da görevimi sürdürdüm. Neyse ki, büyük bir özveriyle gece gündüz yanımızda olan anestezi teknisyenleri de tek tek ekibimize katıldı. İlk yıllarda “Acil Servis”te de hemşire yoktu. Bir hekim, bir hizmetli ile sabaha kadar nöbet tutar, sayısı yüzü aşan hastalara bakmaya, gerekli müdahaleleri yapmaya çalışırdık.
Dört katlı, yüzlerce hastanın tedavi gördüğü, her gün onlarca doğumun gerçekleştiği hastanede bir ebe, üç hemşire ile sabahı bulmaya çaba gösterir, gündüz de sayıları çok fazla olmayan hemşire ve hizmetliler ile işi götürür, “nöbet izni”, “hafta sonu tatili” kavramları ve hakkından uzak bir ortamda uğraşımızı sürdürürdük.
Bu hummalı çalışma ortamında bir yandan işin yürümesi için canla başla koşuşturan hemşirelerin aynı zamanda göreve ve birlikte çalıştıkları insanlara, hastalara bir anne ve bacı şefkatiyle yaklaşımları, o ağır görev ortamına farklı bir canlılık getirir, bize birer makine değil, insan olduğumuzu anımsatırdı.
Çok ağır ve çok sayıda ameliyatlar yapmak zorunda kaldığım gecelerde, ameliyatları her zaman tek bir hemşire arkadaşla gerçekleştirmeye çalıştım. Servislerde kimi zaman bakmak zorunda aldığım onlarca hastanın sorumluluğu da tek bir hemşirenin üstüne kalıyordu. O yirmi iki yıl boyunca, cerrah olarak çalışırken karşımda veya yanımda hiçbir zaman ikinci bir hekim olmadı.
Hemşireler günü kutlu olsun! Yirmi dört saatlik uykusuz ve çok ağır geçmiş bir nöbetten sonra bir kahvaltı, çocuklarımı görmek için evime gitmek için yola koyulurken arkamdan yükselen “Doktor bey, bari bir çay içip de gitseydiniz” seslenişini unutabilmem mümkün mü?
O kötü pandemi yıllarında da en yürek burkan tablolarını yaşadık, birçok hemşireyi görev şehidi olarak kalbimizin en değerli yerlerine gömdük.
Geçtiğimiz zamanlarda üst üste ağır ameliyatlar geçirdim. Her seferinde onların şefkatli ellerinin desteğini gördüm. Hele bir kez, bir ameliyat sırasında yalnız kaldığım bir hastane odasında hiç tanımadığım bir hemşire arkadaşımın sabaha kadar beni bir anne şefkatiyle kontrol edip her şeyime gönüllü destek çıkmasını ömrümce unutmayacağım.
Selam olsun kendi yaşamını hiçe sayarak, “önce insan sağlığı” diyerek görevini yerine getiren sağlık ordusuna. “Giderlerse gitsinler” diyenler, kendi yönetim olumsuzluklarını sağlık personeline yükleyenler değil, onların anıları kalacak gelecek güzel günlere…
Onursuz insanların böcekleştiği, vicdansızların kol gezdiği, yaşam ve geçim koşullarının günlerimizi zora soktuğu bu dönemde, iyilikleri, güzellikleri ve adaletli olmayı asla unutmamalıyız.
Hemşireler günü kutlu olsun!
Gününüz aydın olsun…
12 Mayıs 2026

