Cazim Gürbüz. ŞAMAN HATİP LİSESİ…

Cazim Gürbüz. ŞAMAN HATİP LİSESİ…

İmam-Hatiplerde benim deist okurlarım var, hatta “Ben Şaman Hatip”im diyenler bile… Bu sevindirici gerçeği, “Şaman Olan İmam” adlı romanımda da dile getirdim,o bölümü ilginize ve bilginize sunuyorum:

İHMED’DE ŞAMAN-HATİP’LE DİNBAZLARIN “KILIÇ ZORU” TARTIŞMASI ….

İHMED, İmam Hatip Mezunları Derneği… Bizim İmam da orada, üyesi oranın…

Bir tartışma çıkıyor orada birdenbire… Birisinin o bilindik savı yinelemeye kalkışması sonucu çıkıyor. Diyor ki o “birisi”:

“Karahanlı Hükümdarı Satuk Buğra Han’ın bir rüya görüp Müslüman olması ve Göktanrı Dini’nin hak din İslam’a çok yakın olması nedeniyle Türkler gönüllü olarak ve kitleler halinde Müslüman oldular.”

Genç üyelerden birisi atılıyor hemen, “Şaman Hatip Lisesi Müdürü” diyorlar ona:

“Hocam, bırakın şu ülkücü ezberlerini, bunların cılkı çıktı, yeter!”

“Ne cılkı Şaman-Hatip, bunlar doğru…”

“Değil… Tarih okuyun biraz tarih, gerçek tarih…”

“Siz okumuşsunuz demek ki, anlatın da biz de duyalım…”

“Olur anlatayım. Türkler yıllarca Arap Orduları ile savaştılar, kabul etmediler Müslümanlığı. Oluk oluk Türk kanı aktı. Bu ‘oluk oluk’ öylesine söylenmiş bir söz değildir ha!.. Türk kanları ile değirmen döndürüp, elde edilen undan ekmek yiyerek ahdini yerine getiren Arap komutanı vardır.”

“Yaa… Kimmiş o?”

“Yezid…”

“Yahu Yezid oraya ne zaman gitti?”

“Bu Muaviye oğlu Yezid değil, Yezid b. Mühellib… Kuteybe’den sonra Emevi Halifesi tarafından Horasan Valisi olarak atanan kişi. Bu zalim, önce Harezm ile Cürcan arasında yerleşik olan Dehistan Türkleri üzerine yürüdü. Oranın Hükümdarı Sulh Tekin, barış teklif etti, kabul edildi. Ancak bu ülkeye girer girmez Yezid, “Teslim olursanız canınız bağışlanacak” sözünü, “Şeriat söz tanımaz” diyerek yerine getirmedi, önce yağma ve talana başladı, sonra da 14 bin Türk’ü katletti. Ardından Cürcan üstüne yürüdü. Ancak Cürcanlılar, Dehistan’ın başına gelenleri bildikleri için teslim olmuyor, savunuyorlardı şehirlerini. Kuşatma başlayalı 7 ay olmuştu. Yezid, ahdetti. Cürcan’ı alınca, Türk kanı ile değirmen döndürecek, üretilecek undan yapılan ekmeği yiyecekti. Ve Cürcan alındı sonunda. Yezid 12 bin kişiyi ayırdı bir yana, diğerlerini hemen katlettirdi. Bu 12 bin kişi değirmen yakınlarına götürüldü, orada Araplar tarafından hunharca öldürüldüler ve cesetleri nehir yatağı şeklinde açılan büyük çukurlara dolduruldular. Değirmen suyunun yatağı değiştirilerek buraya akıtıldı, buradan değirmene bağlandı tekrar. Su kıpkırmızı kan aktı. Değirmen döndü, Yezid ekmeği zıkkımlandı.”

Oradakilerin çoğu bu anlatılanları duymamışlardı, İmam-Hatip’te bunlar okutulup öğretilmemişti. Hepsi hayret içindeydiler, inanamıyorlardı. “Bu sapık yalan mı söylüyordu yoksa?”

Sorular sormaya başladılar Şaman-Hatip’e,

Hepsiyle baş ediyordu o Şaman-Hatip, anlatmayı sürdürdü.

“Durun hocalar durun hele. Bu Yezid’den öncesi var, Kuteybe b. Müslimin var. Hiç duymadınız mı? Benden duyun ama inanmayın, gidin okuyun, araştırın. Bakın bu Kuteybe’nin, bu Türk kasabının neler yaptığını ünlü Türk bilgini Birûnî isyan ve acıyla şöyle anlatmakta: ‘Amuderya kıyısında kurulu 300’den fazla irili ufaklı yerleşim yeri ve şehir yerle bir edildi. Savaşacak çağda olanların çoğu katledildi. Kızlar cariye olarak alındılar. Orada yaşayan halkın dili, kültürü, yazısı ve gelenekleri hoyratça yok edildi.’”

“Yani ne yapılmış, onların kültürleri, dinleri neymiş ki?”

“Kültürleri Türk kültürü, dünyanın en eski kültürlerinden. Dinleri ise Göktanrı Dini/Şamanizm ve Budizm… Bu Türklerin astronomi, felsefe kitapları yakıldı, Göktürk alfabesi ile oyma olarak yazılmış mezar taşları ve yazıtları kazındı. Yani bir kültürel soykırım yapıldı aynı zamanda. Orhun Yazıtları 732 yılında dikilmiş, bu olaylar da o tarihlere denk geliyor aşağı yukarı, bu hayasız Arap akınları, yazıtların olduğu bugünkü Moğolistan’a kadar ulaşabilseydi, biz Türk Tarihinin en eski yazılı kaynağından da yoksun kalacaktık.”

“Moğollara kadar gitmedi tamam, ama Kırgızlar, Kazaklar nasıl Müslüman oldular peki? Onlar da mı kılıç zoruyla, Arap’ın kılıcı oralara gitti mi?”

“Gitmedi ama bak burada da büyük bir bilgi eksikliğiniz var, Kırgızlar tam olarak ne zaman Müslüman olmuşlar biliyor musunuz?”

“…”

“Ben söyleyeyim, 18. Yüzyılda… Vincent Monteil adlı Fransız Doğubilimci yazıyor bunları. Bu Fransız oraların tarihini, etnolojisini, sosyolojisini, dinsel hareket ve eğilimlerini Müslümanlardan iyi biliyor. Monteil, Kırgızların 15. yüzyılda yarı dinsiz olduklarını, Rusların siyasal görevler verdiği Kazan Tatarlarının telkinleri ile 18. Yüzyılda Şamanizm’den uzaklaştıklarını yazıyor. Monteil daha ilginç bir gerçeği de açıklıyor. Kırgızistan’a ilk camileri Ruslar yapmışlar, Kırgızları Şamanizm’den vazgeçirmek amacıyla. Hele bir düşünün neden?

“O ki sordun, sen söyle hele, cami yapmanın altında ne kötülük olduğunu…”

“Kötülük şu: Şaman dini öz dinleri onların, o dinde kalırlarsa asimile olmuyorlar, ama Müslüman olunca, özümseniyorlar kolayca, asıllarını inkâr edebiliyorlar. ”

“Buna inanmamızı beklemiyorsun öyle değil mi?”

“Yok beklemiyorum, tarihsel gerçekleri anlatıyorum, tebliğ tebliğ!… Şimdi izin verirseniz, Kuteybe’ye döneyim yeniden.”

“Bitmedi mi? Dön bakalım…”

“Kuteybe denilen canavar ruhlu herif, tahtını bir düzlüğe çıkarttırdı. Dört bir yanına Türk tutsaklarını dizdirtti. Sonra buyruk verdi, vahşi Araplar arkadan saldırıp bu 4 bin askerin kellesini önlerine düşürdüler. Bu katliam, talan ve kültürel soykırımlardan sonra, oralara mescitler yaptırdı Kuteybe, Arapça’yı ve Arap dinini dayattı.”

“Yahu ne demek Arap Dini? Cihanşümul bir dine bu denir mi?”

“Bence bal gibi Arap dini. Bunu yalnızca ben demiyorum, Arap aydınları da diyorlar. Bunu görmezlikten gelmek, kulak tıkamak çözüm değil. İşte örnekler: XX yüzyılın ikinci yarısında Arap milliyetçiliğinin en güçlü otoritesi sayılan Al-Bazzaz şöyle der: ‘Her ne kadar İslam dini, tüm milletlere yatkın ve evrensel bir din niteliğinde ise de, hiç kuşku edilmemelidir ki esas itibariyle Araplar için indirilmiştir; bu açıdan alındıkta Arap’ın kendi öz dinidir. Peygamber Araplardan seçilmiştir, Kur’an onun diliyle indirilmiştir; İslamiyet Arapların İslam öncesi geleneklerini sürdürmüştür.’

Suriyeli yazarlardan Şeyh Mustafa as-Sibai’nin din ve milliyetçilik ilişkilerine değinen bazı görüşleri vardır ki Arap çevrelerince paylaşılır. Al-Manar adı gazetede yayınlanan bu görüşlere göre, İslam’a sonradan katılan Türkler için İslam Dini, milliyetçilik ögesi olamaz. Sibai şöyle der: ‘Nazi Almanyası için Hıristiyanlık, Alman milliyetçiliğine yabancı kalmıştır. Turan asıllı Türkler için de İslam, onların milliyetçilik gelişmeleri bakımından böylesine uyumsuz olmuştur. Fakat Arap milliyetçiliği bakımından İslam’ın yabancı görünen hiçbir yönü yoktur. Arap milliyetçiliği, Arapların İslam’a sarılmaları oranında oluşur’

İşte biz bu dine girdik muhteremler. Önce ‘mevali’ yani köle sayıldık, fakat zamanla dizginleri Arapların elinden aldık ve kraldan çok kralcı olarak bu dini savunduk, yaydık, yaşattık.”

Bir başka İmam atıldı tartışmaya:

“Bizi Müslüman olmasaydık, Türklüğümüz kalır mıydı aziz kardeşim? İşte Macarlar, işte Bulgarlar, Finler, Hıristiyan oldular, Türklük de gitti…”

“Bu da Nurcu ağzı Hocam, doğru da değil, o zaman Gagavuz Türkleri’ne ne buyuracaksın?”

Ne buyuracak? Hiç. Başkası atılıp bir şeyler buyuruyor:

“İslam’la müşerref olmasalar Türkler, üç kıtaya hâkim olabilirler miydi?”

“İslam’la müşerref olmak, yani şereflenmek… Hayır Arap’ın Dini, Türklükle şereflendi… Üç kıtaya hâkim olmaya gelince: Hunlar olmamışlar mıydı? Hunlar’ın dini ne idi: Şamanizm, Göktanrı dini. İl ve yurt sevmek, Türk’ün özünde var, geçmişinde var, kanıtlı ve tanıklı. Bu bağlamda İslam’ın ona kattığı hiçbir şey yoktur. Ziya Gökalp şöyle dillendirir bunu: “Hiçbir Türk kendi İl’i yani ulusu için hayatını ve en sevgili şeylerini feda etmekten çekinmezdi. Çünkü İl, Gök Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesiydi. Gök Tanrı, Türklerce çok kutsal bilinen aşk gecesinde bir altın ışık olarak yeryüzüne inmiş, bir bâkireyi ya da bir ağacı gebe kılarak bu kutlu İl’in üremesine sebep olmuştu.”

“Mitolojiyi getirip din diye sokuşturuyorsun Şaman-Hatip!”

“Mitoloji öyle mi? Kur’an’daki peygamber kıssaları ne? Sözgelimi Yunus’un balığın karnında ölmeden yaşaması, oradan çıktıktan sonra, Arap’ın Allah’ının gövdesiz bir ağacın altında onu dinlenceye ve esenlendirmeye alması nedir?”

Yanıt yok. Başkası giriyor tartışmaya:

“Cancağızım, Kılıç zoru, katliam diyorsun, tamam anladık, ama Araplar kendi kendilerini de katlettiler, hatta Hazreti Peygamberin torunlarını da… Yani Türklerin katledilmesi özel bir olay değil. İslam’ı yaymak için yapmışlar, biraz dozunu kaçırmışlar.”

“Biraz öyle mi? Yahu bu nasıl bir tarafgirliktir? Katliama, soykırıma ‘biraz’ deyinceye kadar biraz özeleştiri yapın, kendinizi yargılayın, sorgulayıcı olun… Hani ‘Dinde zorlama yoktu, hani sizin dininiz size, benim dinim bana idi’? Ne oldu?”

“Kendisine ‘Şaman Hatip Lisesi Müdürü’ diyen birinden, bu sözler beklenir, çok da şaşmayın arkadaşlar, bence tartışmayın da, herkes kendi yoluna…”

“Şaman Hatip Lisesi bir gün olacak bu ülkede, ben de oraya müdür olacağım, o gün ödünüz kopacak sizin, dünyanız yıkılacak…”

Tartışma böylece sürüp gitti. Sürüp gitti ya, bizim İmam, alacağını almıştı. O “Şaman Hatip Lisesi Müdürü” tarihsel doğruları söylüyordu…

 

About Post Author

About Post Author