Ünlü “Çile” şiirinin bir dizesinde Necip Fazıl Kısakürek “Kustum öz ağzımdan kafatasımı” der.
Kafatası değil, kafanın içi kusulur, burada saçmalıyor. Kafanın içi evet, NFK özellikle, özlediği sosyal düzen, devlet düzeni ve ideolocya örgüsü dediği konularda o organını kusmuştur başkalarının beyinlerine.
Biz bu yazımızda o kusmukları (mideniz tutarsa) bölüm bölüm size gösterecek, sonra da eleştirimiz yapacağız.
Hadi başlayalım, önce NFK desin, sonra biz:
“İslâm cemiyet ve beldesinin büyük meydanında ve bütün nazarlara karşı kadın, yüzünden, el ve ayaklarından başka hiçbir noktasını çıplak olarak gösteremeyecek derecede hayâ ve hicap ifade eder. Tek tel saçın bile dâhil olduğu bu hayâ ve hicap şartları yerine geldikten sonra kadın, aynı İslâm cemiyet ve beldesinin aynı meydanında en faal ve en vazifedâr bir unsur olabilir.”
Bunları diyen adamın karısının başı açıktı, son derece modern bir hanımdı. Alın işte Neslihan Hanım, NFK ve çocukları:

Görsel 1
“Bizim cemiyet ve devletimizde bile bile hırsızlığın cezası, cezaya ehliyet sınırları içinde, istisnasız ve kayıtsız ve şartsız, bir kolun kesilmesidir. Bütün suistimaller, sahtekârlıklar, dolandırıcılıklar, hile tertipleri, netice itibariyle hedef tuttuğu kast ve gaye esas olarak hırsızlığın şubeleri halinde sınırlandırılır ve ona hükümlendirilir. Bizim cemiyet ve devletimizde fuhuş ve zina kökünden yasaktır.”
Kol değil el kesilir, NFK bunu da yanlış biliyor. Fuhuş ve zinaya gelince, cariyelerle canı istediği kadar, nikah olmaksızın cinsel ilişkide bulunmak İslam’a göre zina sayılmıyor. Hadi bunu izah etsinler okullara, caddelere NFK’nın adını verip duranlar.
“Alenî ve ictimaî bir zina nazariyesinden başka bir şey olmayan dans, belki de bu münafık cephesiyle zinadan da iğrenç bir fiil olarak, Büyük Doğu mefkûresinin hiçbir noktasında barınamayacak bir fiildir; ve bu bakımından, aynı mefkûrenin en şiddetli yasakları arasındadır.
Kadınla erkeği müşterek ve ahekli hareketlerle vücut kıvrımlarını göstermeye davet eden ve ister bir çift, ister birçok insanın şehevî hareketlerinden ibaret olan dans, millî ve gayr-i millî bütün çeşitleriyle bizden değildir.”
Dans sizden değildir olamaz da, dans alenidir, bir kötülük yoktur onda.
Ya sizin ahlaksızlıklarınız, o tarikatlarda, cemaatlarda, Kur’an Kurslarında olanlar, onlara bakın siz.
“Bizde heykel yoktur.”
Cadde ve sokakları sanatsal değer taşıyan heykellerle süslü olmayan bir ülke, süslü olan ülkenin gerisindedir. Heykellerle süslü olan ülkenin yurttaşları daha aydınlık düşünceli insanlardır. Afganistan’da Taliban, yüzyıllarca dokunulmayan o ilginç Buda heykelini dinamit kullanarak yok etti. İşte NFK’nın ideali ve sanat algısı da budur.
“Kerhane, meyhane, kumarhane ve bütün rezalethanelere “paydos!” diyecek bir nizam. (…) Adam öldüreni hemen öldürecek, hırsızlık edeni bir daha edemez hale getirecek; ve bütün içtimaî ihtilâtlarında ferde öz evinden daha emin sığınaklar gösterecek bir nizam. (…) Nizamların nizamı olan düzen, iki heceli ve beş harfli bir isim taşır: İslam.
Doğuş olmaya doğuş. Doğu olmaya Doğu. En doğrusu Doğu’nun doğuşu.”
Doğu’nun doğuşu… Doğu bir kez doğuşu oldu. Eski Yunan klasiklerini okuduktan sonra, Mutezile Mezhebini geliştirdi, bilim kaynağı ve düşünce odağı oldu Abbasi ülkesi.
Ama sen Mutezile’ye “doğru yolun sapık kolu” dedin, bilim ve felsefe düşmanı Gazali’yi baş tâcı ettin.
“Tanzimattan beri devam eden sahte inkılâplar ve bu inkılâpların türettiği sahte kahramanlar, dâvâmızın, müşahhas plânda baş meselesidir.”
Bu sözleriyle sonuç olarak, Atatürk’le ve devrimlerle savaşılmasını istiyordu Necip Fazıl, yandaşları bunu yaptılar, yapıyorlar. Ama şaşırtıcı olan şu: Kemalistler pek çetin ceviz çıktılar.
“Büyük Doğu, âlem olduğu mefkûre çerçevesinde senfonik bir orkestra.”
Hadi be orkestra kim siz kim, siz ancak sallana sallana ilâhî okursunuz.
“Her şey Doğu’dan geldi; her şey, her şey, yani ruhumuz. Kudüs orada, Mekke orada, Kâbe orada… Ne kadar insan yüzü varsa hepsinin birden yöneleceği istikâmet sırrı orada.
Mesele, Batı’yı anlamak. Dâvânın en nazik istikâmeti, bütün mâzi ve tarih hükümlerinin özü ve halinde
bugün Doğu’nun Batı’ya karşı nasıl bir anlayış tavrı takınacağında.”
Her şey Batıdan geldi geliyor. Bilim orada, teknoloji orada, fikir akımları oradan çıktı, çıkıyor, hukuk orada, insan hakları orada, temiz toplum, açık rejim orada
Senin işaret ettiğin yerde ne var?
“Kitaplık çap yerine bir cep defterinin tek sahifeciğine yerleştirilen Altıokluk dünya görüşü?”
Yalan yalan yalan, Atatürk’ün okuduğu kitaplardan haberi yok… Altıoklu o dünya görüşüne yalnızca ben 15 tane kitap yazdım, meraklısı o kitaplarımın kaynakçalarına bakabilir.
“Şahsiyeti, Fransızların (Lejyon donör) nişaniyle mükâfatlandırılan Tanzimat’ın Mecelle’sine karşılık, boyacı küpü tercüme kazanına sokulup çıkarılmış İsviçreli Türk Medeni Kanunu nedir?”
Medeni Kanun’un ne olduğu görülmüştür. Halkımız, özellikle kadınlarımız onun nimetlerinin bilincindedirler.
“Düşünmediğimizi düşünmedikçe düşünebilmekten uzak yaşayacağız.”
Siz bir şey anladınız mı bu palavra sözlerden?
“Bir kişinin herkes, herkesin de bir kişi olduğu hakikati İslâm’ındır.”
Evet bu dediği 23 senedir uygulanmaya çalışılıyor ülkemizde, epeyce mesafe de alındı. Herkes bu kişinin “Başyüce” dediğine, onun beynine bağlı kılınmaya çalışıldı.
“Âlemde tek adalet kaynağı, İslâm…”
Âlemde öyle mi, hangi âlemde? Hiçbir İslam ülkesinde adaletin A’sı yoktur, bizde ise hiç kalmamıştır.
“İslâmiyet’in kılıcı bizzat merhamettir. Hıristiyanlıktaki sun’i merhamet edebiyatı değil…”
Tabii tabii, o kılıç, peygamberin torununun kafasını bile kesti, Cemel Vakası ve Sıffin Savaşında binlerce Müslüman, Müslümanların kılıcıyla can verdi. Üçüncü Halife Osman da birinci Halife Ebubekir’in oğlu Muhammed’in kılıcıyla can verdi.
“Aya biz gidecek ve oraya, bilmem kaç yıldızlı Amerikan bayrağı yerine Tevhid livâsını biz dikecektik!”
Bak sen, niye gitmedin, minare boyları mı yetmedi? Türk bayrağı da dikmiyor, Tevhid livası dikecek.
Gerçek Türk tarihi henüz yazılmamıştır. Yazılabilseydi zaten mesele yoktu.
Fesli Kadir duymasın, sahi ötede aranız nasıl onunla?
“İnsan hür değildir; hür olan, eşek veya köpek…”
İşte bu gibi sözlerden dolayı hastalıklı kafa diyorum ben bu adama. Yahu insan iki şey için uğraşmıştır tarih boyunca, hür olmak ve sonsuz olmak…
“Gerilerini dönüp, ileriye kıçlarındaki gözle bakanlar bize “gerici” diyor. Gerici… O da ne kelime?
Gerilerinde damgamız mı var ki gerici oluyoruz? Gerici kelimesi, ancak gerilerini döndürmekten başka bir hüneri olmayanlara yakışır.”
Düzeysizliğe, bayağılığa bakınız… Kimin gerisinin döndüğü, örtülü ödenekten hakkı olmayan paraları talep ettiğinde kaç kez görülmüştür.
Evet işte böyle Necip Fazıl hakkında kitaplarımda daha fazlası da var, neler var neler, meraklısına anımsatmış olayım.
