Dr. Alper Akçam: KILIÇDAROĞLU VAKASI…

Türkiye günlerdir Kılıçdaroğlu vakasını konuşuyor.

Aylardır yargı eliyle sürdürülen, henüz hakkındaki suçlamanın ne olduğu kendisine bile söylenmemiş bazı kadın sanıkların yedi saatlik yollarda daracık cezaevi araçlarında kelepçeli olarak taşınmasından, halk oyuyla seçilmiş belediye başkanlarının aylarca haklarında bir iddianame olmaksızın tutuklanmış olmasına kadar birçok idari ve yargı işleminin tartışılır olduğu ülkemizde, son seçimlerde ülkenin en çok oy almış partisine yönelik yeni bir yargı sürecinin yaşandığı siyaset gündemine iktidarın kimi girişimlerine uygun bir davranış biçimini kabul edebileceğini söyleyen partinin gelen başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun davranışı gelip oturdu.

Kemal Kılıçdaroğlu kişiliğinde yaşanan olay, politika sahnesinde uzun yıllardır boy gösteren bir insanın saplantıya varmış bir “narsist” tavrı olmasının, psikolojik olarak incelenmesi gereken bir vaka olmasının yanında, yüzlerce yıl Orta Çağ karanlığında kalıp derebeyce davranış kalıplarına özenilmiş bir toplumun ciğerini yansıtması bakımından örnek bir durumdur. Türk solunun onlarca parçaya bölünmüş, kendisinden başkasını beğenmeyen, burnundun kıl aldırmayan parti liderinin, örgüt ve grup yöneticisinin tutumları da aynı davranış ve düşünce temellerine dayanır. Bu “Benden sonrası tufan”, “Benden başkası haram” tavrı da bu ülkenin onlarca yıldır işini bilir bezirgân siyasetçilerinin, halkı soyup sömürenlerin, iktidar koltuklarını işgal etmiş olanların işine gelir, milletin ıstırabını, bu güzel coğrafyanın yağmalanması sürecini uzatan bir etken olarak var olur.

CHP parti kurultayı ile ilgili olarak açılmış davanın hukuk açısından tartışılması bir yana, daha sonra yapılan ve oybirliğine yakın bir seçimle Özgür Özel’in yeniden partinin genel başkanlığını kazanmış olması da Kemal Kılıçdaroğlu için çok bir anlam ifade etmiyor gibidir. Bu durum, ilginç olmasının yanında kendisinin siyaset yaşamı boyunca aldığı tüm olumlu notları yok edecek ve kendisini tarih önünde mahkûm ettirecek kadar da önemli bir olay olarak kayıtlara geçecektir.

Buna yakın bir durumu 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası yaşamıştık. Meclis çoğunluğunu yitirmiş AKP’nin Kasım 2015’te yeniden seçim yapılmasına kadar sürecek, arada şiddetli patlamaların, kötü olayların da yaşandığı zaman dilimi içinde Deniz Baykal da büyük bir heyecanla kurnazca yönetilen bir süreçte kendisine önerilmiş Meclis Başkanlığı için hazırlanıyor, partisinde iktidar karşıtı duruşu baltalayan bir davranışa giriyordu. Baykal’ın benzer davranışlarına birçok kez daha tanık olmuştuk.

Kemal Kılıçdaroğlu ile yüz yüze ve yakından ilk tanışmamız Aydın Güven Gürkan’ın Sosyal Güvenlik Bakanı, Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürü olduğu zamana denk gelir. Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanmış “SSK Himmet İstemiyor” başlıklı yazımı okumuş Bakan, Kırıkkale’den sınıf arkadaşım, Mersin CHP İl Başkanı olan Bora Yorulmaz aracılığıyla beni çağırtmış, SSK ve ülkenin genel sağlık örgütlenmesi için kaleme aldığım çözüm yollarını heyecanla dinlemişti. İkisini de yattığı toprak incitmesin.

SSK Hastanelerindeki eczanelerin kapatılarak sigortalı hastaların ilaçlarının serbest eczanelerce karşılanmasından toplanan primlerin değerlendirilmesine, sağlık çalışanlarının, prim ödeyenlerin ve emeklilerin de süreçte etkin olacakları bir sağlık hizmeti örgütlenmesine, Avrupa Birliği’ne girmek isterken sırtında “meslek hastalığı konusunda bildirim verememe”nin ayıbını taşıyan ülkemizin bu sorunu için bir çözüm önerisine kadar ayrıntılı bir yol haritası sunuyordum. Aydın Güven Gürkan, Kılıçdaroğlu’nu makamına çağırdı ve benim yanımda, yaşama geçirilmesi hiç zor olmayan önerilerim doğrultusunda hemen adımlar atılması gerektiğini söyledi. SSK Karabük Hastanesi Genel Cerrahi uzmanı olarak çalışıyordum. Bana yapılmış Ankara’da “kilit görev” önerisini kabul etmedim ama Bakan’ın tutumundan büyük heyecan duyarak yıllardır halkıyla içli dışlı olduğum, zor koşullarda olmasına karşın severek çalıştığım Karabük’e döndüm. Bakan Gürkan bu görüşmeden üç dört gün sonra, sanırım rahatsızlığı nedeniyle görevinden ayrıldı. Kılıçdaroğlu da bir veya iki kez yapılması gerekenlerle ilgili olarak beni telefonla aradı ama ne yazık ki, bir tek adım bile atılamadı. Bu karşılaşmadan sanırım on yıl kadar sonra iktidara gelen AKP yönetimi benim önerilerimden bir kısmını hiç zorluk çekmeden uygulamaya geçirdi ve sağlık alanında kendisi için olumlu notlar topladı. En azından SSK hastanelerindeki o saçmasapan eczane kuyrukları ortadan kalktı.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın kimi kitaplarını dönüp dönüp yeniden okumak gereğini duyuyorum. Bunlardan birisi de 1976 yılında basımı yapılmış “Başsız Develiğimiz”dir. Kimi aydınlarımızda yer etmiş ve benliklerini ele geçirmiş “İlle de ben!” inadının tarihsel ve toplumsal köklerini açıklayan bir metindir o kitapta okuduğumuz.

Yazık bu millete, yazık bu güzel vatana, yazık eziyet çeken bunca masum insana, yazık yurt ve insan sevgisiyle, adalet arayışıyla yola çıkmış gençlerimize, meydanları dolduran halkımıza…

Kimsenin kişisel kaprisleriyle geleceğimizi karartma hakkı yoktur.

Kemal Kılıçdaroğlu, duy artık; bu millet seni istemiyor!

Gününüz aydın olsun.

Dr. Alper Akçam.    29 Haziran 2025

 

 

About Post Author

About Post Author