İsmet İnönü’yü eroin fabrikası kurmakla suçlamak

Millî Gazetede bir haber: İnönü 3 tane eroin fabrikası kurmuş.

Ve haberin metni: “Kurtuluş Savaşı’nın bitiminde, kurulan İsmet İnönü Hükümeti’nin kapısını bir Japon firması tıklatıyor. Ve Türkiye’de, eroin fabrikası kurmayı öneriyor. Böylece de 1926 yılında, Japon firmasıyla ortak, bugünkü Taksim Divan Oteli’nin yerinde, T.C. Uyuşturucu Maddeler İnhisarı boy gösteriyor.

 

Tüm dünyada yasak ama bizde yasal olan eroinin getirdiği kazanç ve ekonomik hareketlilikle, Türkiye bir anda, uyuşturucu cenneti olup çıkıyor! Bu kadarla kalmıyor iş, hemen ikinci fabrikayı kuruyoruz! Eyüp’te, Haliç kenarına. Adı da çok hoş! Eczayı Tıbbiye ve Kimyeviye – ETKİM!

Hiç soluk almadan, üçüncü eroin fabrikası da boy atıyor; bu kez Kuzguncuk’ta. Adı da ‘Türk Ecza-yı Tıbbiye ve Kimyeviye Şirketi- TETKAŞ’! Yönetim Kurulu Başkanı kim? TBMM Başkan Vekili ve Trabzon Milletvekili Hasan Saka! O kim? Daha sonra, yani 1947′de Başbakanlık koltuğuna oturan siyasi!”[1]

İşin doğrusu Türk Devrimi ve İnönü düşmanı dinbaz Millî Gazete’nin yazdıkları değildir elbette. Doğruyu İnönü Vakfı’ndan öğrenelim:

“Cumhuriyetin İlk Yıllarında Afyon Politikası 1923-1934

Osmanlı İmparatorluğu döneminde afyon oldukça karlı bir ihraç malı olması nedeni ile üretiliyordu. Üzüm, incir ve zeytinyağından sonra en fazla ihraç geliri afyondan sağlanmaktaydı. Ancak afyonun uluslararası ticaretini yapanlar Türk tacirleri değil, İngiliz ve Amerikan şirketleriydi. Bu nedenle asıl geliri elde edenler onlardı.

Afyon, Cumhuriyet ilan edildikten sonra da Türkiye’nin önde gelen ihraç maddelerinden biri olma özelliğini korudu. Osmanlı devleti Sevr anlaşmasında 1912 Lahey Afyon Sözleşmesi ve bunun 1914’te imzalanan ek protokolüne taraf olmayı ve 12 ay içinde onaylamayı kabul etmişti. Lozan Antlaşmasında da bu düzenleme devam ettirildi ama 12 ay kuralı kaldırıldı. A.B.D bu yükümlülüğün sonuçları olarak Türk Hükümetinin 1924 yılında Cenevre’de başlayacak afyon konusundaki konferansa temsilci yollamasını istedi ama Türkiye bu isteğe olumlu bir yanıt vermedi. Türkiye’nin, Lozan Antlaşması ile kabul ettiği halde afyon üretimi ve ticareti konularında herhangi bir düzenleme yapmamasının temel nedeni, yıllar süren savaşlar sonrasında büyük bir darboğaz içinde bulunan Türk ekonomisi için afyonun önemli bir gelir kaynağı olmasıydı. Ayrıca yüzbinlerce fakir Türk köylüsünün tek geçim kaynağı afyon üretimiydi. Hükümet böylesine hayati bir ürün konusunda herhangi bir dış denetim altına girmek istemiyordu.

1933 yılına kadar haşhaş ekimi İzmir-Aydın- Manisa, Karahisar-Kütahya-Eskişehir-Konya, Kırklareli-Edirne-Tekirdağ bölgelerinde yoğun biçimde yapılmaktaydı. Bu haşhaştan elde edilen afyon iki sınıfa ayrılmaktaydı. %12-15 arasında morfin bulunduran ‘kaba’ ve daha yüksek morfin derecesi olan ‘ince’. İkisi de tıbbi maddelerin imali için kullanılıyordu. Afyonun fiyatı morfin derecesine göre belirlenmekteydi.

Bu yıllarda köylü, ürettiği afyonu ya kendisi pazara inerek satıyor, ya köylere gelen komisyoncuya veriyor, ya da İzmir ve İstanbul’daki büyük şirketlere gönderiyordu. 1924’te İstanbul ve İzmir’de afyon borsaları kuruldu. Bu borsalar üreticiden çok büyük rağbet gördü ve üretilen afyonun yaklaşık %70’i bu borsalarda alınıp satılmaya başlandı.

Üretilen afyon başta Fransa, Hollanda ve A.B.D olmak üzere birçok ülkeye satılmaktaydı. Savaştan yeni çıkmış ve Osmanlı İmparatorluğunun ağır ekonomik mirasını devralmış Türkiye Cumhuriyeti için afyon satışından elde edilen gelirler hayati önem taşıyordu. Türkiye büyük bir altın ve döviz darboğazı ile karşı karşıyaydı. Bu darboğazın bir an önce aşılması gerekiyordu.

1926 yılında Japon işadamları Türkiye’ye gelerek, devlet denetiminde ham afyonun işlenebileceği bir alkaloid laboratuarı kurmak için izin istediler. Üretilen afyon türevlerinin satışından büyük gelir elde edileceğini düşünen yetkililer gerekli izni verdiler. Taksim’de kurulan bu laboratuvardan sonra, Fransızlar Çengelköy’de ve İtalyan Taranto ailesi de Eyüp’te birer laboratuar açtı.

Ancak bir süre sonra Türk yetkililer bu laboratuarlarda eroinin de üretilip yurt dışına satıldığını öğrendiler. Atatürk bu laboratuarları bizzat teftiş ettikten sonra kapatılmaları için emir verdi. 24 Aralık 1928’de uyuşturucu maddelere ilişkin ilk yasal düzenlemeyi getiren 1369 sayılı kanun yürürlüğe girdi. Bu kanuna göre tıbbi afyon, ham kokain, morfin, eroin, %20’den fazla morfin ve %10’dan fazla kokain içeren tüm ilaçların ve esrarın ithali, ihracı, imali ve ülke içindeki satışı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’nın denetimi altına alındı. Haşhaştan ham afyon elde edilerek yurtiçi ve yurtdışına satılması ise bu düzenlemenin dışında bırakıldı. Bu düzenlemenin yapılmasının iki nedeni vardı. Birincisi başta İstanbul olmak üzere Türkiye’de eroin ve esrar kullananların sayısı artmaktaydı. İkincisi ise A.B.D’nin öncülük ettiği bir grup batılı ülke afyon üretimi konusunda tedbir alması konusunda Türkiye üzerinde bir baskı oluşturmuştu.

Aralık 1932’de Atatürk’ün başkanlık ettiği bir Bakanlar Kurulu toplantısında Türkiye’nin 1912 Lahey, 1925 ve 1931 Cenevre sözleşmelerine taraf olması kararlaştırıldı. 14 Ocak 1933 tarihli kanun uyarınca Türkiye bu üç antlaşmaya 3 Nisan 1933’ten itibaren taraf oldu.

1931 Cenevre Sözleşmesi’nin birinci yıldönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada Atatürk şöyle diyordu: ‘ T.B.M.M 1912 Lahey Sözleşmesi’ni aynı zamanda 1925 ve 1931 Cenevre Afyon Sözleşmelerini bir çırpıda onayladı. Bugün bu sözleşmeler fevkalade dikkat ve itina ile tatbik edilmektedir. Ne var ki bu sözleşmelerin tatbike konulması o kadar kolay olmamıştır. Türkiye’de afyon kullanımı hiçbir zaman alışkanlık haline gelmemekle birlikte, haşhaş ekimi memleket tarımında yüzyıllardan beri önem kazanmıştır. Yüzbinlerce Türk köylüsü geçimini haşhaş ziraati ile sağlamaktadır. Dünya ekonomik buhranının en güç anlarına rastlayan söz konusu tedbir, bu sınıf halkın üzerinde kötü sonuçlar yaratmaktan uzak kalmamıştır. Bununla birlikte Türk hükümeti haşhaş yetiştiren köylülerin acılarını azaltmak için tedbir almaya girişmiş ve aziz dostumuz General Sherill (İngiltere Büyükelçisi) tarafından belirtildiği üzere, şeker sanayiinin bu güçlüğü aşmak konusunda en iyi tedbir olduğu görülmüştür. Ciddi ve güç durum ve şartlara rağmen Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti eski zamanın afetlerine göre daha öldürücü olan uyuşturucu madde fenalığından insanlığı kurtarmakla büyük sevinç ve mutluluk duymuştur.’

8 Haziran 1933 tarihinde yürürlüğe giren kanun ile ihracat devlet tekeline alındı. 1934 yılında afyon üretimi yapılacak alan 13 il ile sınırlandırıldı ve üretim de denetimli olarak azaltılmaya başlandı.

Kaynakça:

Beyaz Savaş – Çağrı Erhan- Bilgi Yayınevi

Overdose Türkiye – F.Cengiz Erdinç- İletişim”[2]

Olayın daha ileriki yıllardaki gelişimini de Wikipedia ansiklopedisinden okuyalım:

“Eroin fabrikaları kapatılmış olmasına rağmen Türkiye 1960’lara kadar hala dünya yasal afyon üretiminin %55’ini teşkil ediyordu. 1960’larda ABD ve Avrupa’da uyuşturucu tüketiminin artmasıyla bu devletler tekrar afyon kaçakçılığından Türkiye’yi sorumlu tutmaya başlamışlardır. 1971’de tamamen yasaklanan afyon ekiminin 1974’te yasallaştırılması, ABD ve Türkiye arasında Haşhaş Krizi’nin çıkmasına neden olmuştur.

Halk sağlığına etkileri:

İşgal döneminden sonra İstanbul’da azalan madde kullanımı 1930’larda fabrikalar nedeniyle artış göstermiştir. Eroin kullanımı ilk olarak bu fabrikalarda çalışan işçiler arasında yayılmış, daha sonra ise fabrikaların maddeyi ‘neşe ve güç kaynağı’ olarak pazarlamaları ve ucuz bir fiyata tütüncülere satmalarıyla tüm şehre yayılmıştır.”[3]

Millî Gazete’nin haberi ile İnönü Vakfı ile Wikipedia’nın bilgilerini karşılaştırdığımızda şunu görüyoruz: Haber doğru olmasına doğru da, bu fabrikaların bütün günahının İsmet İnönü’ye yüklenmek istenilmesi yanlış. Belli ki bu iş o günlerde bir “devlet politikası” olarak ve Türkiye’nin iktisadi çıkarları öyle gerektirdiği için uygulanmış ve sürdürülmüş.

Ve yukarıda Wikipedia’dan yaptığımız alıntıda haşhaş ekimini 1974’te yasallaştırdığımız yazılı. Hangi hükümet yasallaştırdı. CHP-MSP koalisyon Hükümeti, Başbakan Ecevit, yardımcısı Erbakan. Ve Afonkarahisar ilimize bağlı Bolvadin ilçesinde Alkoloid Fabrikası kuruldu o yıl.

Evet şimdi tam burada, “Dillere Destanlar” adlı kitabımda yer alan ve Türkiye’de kâğıt sanayinin babası olarak bilinen Mehmet Ali Kâğıtçı için yazdığım destanımdan bir bölümü buraya alayım:

“Kâğıtçı o zaman bir kitap yayımlıyor

Sahasında eşsiz bir kaynak

Bilgi ve belge dolu.

Diyor ki bu kitapta

Türkiye’de üretilen afyon çok kalitelidir

Bu ürünü uluslararası tekeller

Rekabet dışı bırakmak istemekteler.’

 

Bu dizelerin şairi

1974’te haşhaş ekiminin serbest bırakılmasının ardından

Afyon Bolvadin’de kurulan Alkaloid Fabrikasını

Bir üst düzey yetkili olarak gezmiştir

Bir yıl bu fabrika ile ilgili kararlara da imza atmıştır.

Kâğıtçı’ya yüzde yüz hak vermektedir.”

Eveet bu bilgi Millî Görüşçülere yeter sanırım. Ama bu işi kaşıyanlar yalnız onlar değil ki. Şu Akit Gazetesi de veryansın ediyor. E onlara da eski yazarları Abdurrahman Dilipak “Hint Keneviri Ya da Yeşil Hazine” başlıklı yazısıyla yanıt versin:

“Esrar! Sırlar demek. Bana kalırsa esrar uyuşturucu kataloğunda yer almalı, tıpkı GAT gibi.. Bakın GAT esrardan daha hafif bir uyuşturucu. GAT kullanan biri bisiklete biner gider.. Ama GAT kontrolden çıkınca Yemen’i bitirdi. Uyuşturucu kullanımı bugün % 80’ler seviyesinde. İmam bile GAT kullanmaya başladı. GAT’tan esrara, esrardan eroine geçmek mümkün. Bu arada bunun tersi de mümkün. Bana kalırsa sigara/tütün, ‘ot’ dedikleri enfiye, tütünün başka kullanım türevi olan nargile de aynı kategoride değerlendirilmeli.

Aslında şeker de zehir! En tatlı zehir şeker olmalı. Şeker sigaradan daha az zararlı değil!

Bu işin suyu çıktı. Tiner de uyuşturucu, birtakım solventler de. Bali denen yapıştırıcı buna basit bir örnek.

Endüstride hemen her sektörde solvent kullanılır. Solventler, içerdikleri kimyasal maddelerin özelliklerine göre “tehlikeli madde” ve kullanım sonucunda da “tehlikeli atık” olma özelliği gösterirler. Artık, kullanım şekline dayalı olarak ayrıca “Uyuşturucu madde” olarak da tanımlanması gerekir.  Etkilenmesi açısından boya, vernik, cila imalatı, metal parlatma, mürekkep üretiminde bir tür çözücü, kimyasal maddeleri, tekstil, kırtasiye, printer boyaları, yapıştırıcıları, uhuları, balileri, veya pantolondaki çamuru, tavadaki yağı çözen; yani bunları oluşturan moleküller arasındaki bağları koparıp kendi moleküllerine tutturan sıvılar için kullanılan solvent dediğimiz şey de tahriş yapan, yanan, yakan bir madde olması yanında uyuşturucu etkisi gösteren bir kimyasal. Peki solventi yasaklamayı düşünüyor muyuz?

Yani, demem o ki, madem solventi yasaklamıyorsunuz, o zaman keneviri niye yasaklıyorsunuz… Bıçağın da kötü kullanımı tehlikelidir. Ama bıçağı yasaklamıyoruz. Hint kenevirini niye yasaklıyoruz o zaman.

‘Hint keneviri’ni de tıpkı afyon ekimi gibi kontrollü bir şekilde yapamaz mıyız?..

Kontrol dışı ekim ve kullanım mutlaka olacaktır. Ama hukuki yaptırım ve maliyet, kimyasal/sentetik uyuşturuculardan daha az ceza ve maliyetle bulunabilirse, en azından çocuklarımız için ölümcül, geri dönüşü ve telafisi çok daha zor bir beladan daha az bir riskle kurtulabiliriz.

TBMM’deki, İKTİDAR’daki kardeşlerimiz, NARKOTİK’çi kardeşlerimizin bu konuyu bu çerçevede yeniden düşünmesi gerekir.

Bu arada; esrarın biyolojik bağımlılıktan daha çok psikolojik bir bağımlılık yaptığını, bağımlılıktan kurtulmak konusunda, diğer eroin ve sentetik uyuşturuculara göre daha kolay olduğunu da hatırlatalım. Esrar kullanıcılarının çevresine karşı kriminal riski daha düşük olup, bütün zararı, daha çok kendisinedir.

Peki, bu Hint keneviri nedir? Bakın Hint keneviri, şeker hastalığının tedavisi için ilaçtır aynı zamanda. Göz tansiyonu, artrit, romatizma, kalp, epilepsi, astım, mide, uyku bozukluğu, psikolojik rahatsızlıklar, omurga rahatsızlıkları, şeker, kanser gibi 250 kadar hastalıkta Hint kenevirinin etken maddesi THC kullanılıyor. Kemoterapinin yan etkilerinden kurtulmak için de kenevir bir imkân sunuyor.

İşin içinde ilaç firmaları, gıda firmaları, enerji firmaları da var, yasak lobisi olarak. Rothschildler de var, Dupont da, Rockefeller de..

Tütün, Hint kenevirinden biyolojik anlamda daha fazla bağımlılık yapıyor ve daha zararlı biliyor musunuz?.. Alkol de öyle..

1 dönümlük kenevir tarlası, 25 dönümlük orman kadar oksijen üretir. Bir dönüm kenevirden, dört dönüm ağaca eş kâğıt çıkar. Düşünün, bir ağaç 20-50 yılda yetişirken kenevir dört ayda yetişir. Yılda 3 mahsul alabilirsiniz. Ağaç 3 kez kâğıda dönüştürülebilirken, kenevir 8 kez dönüştürülebiliyor.

Tohumunun besin değeri, insan ve büyükbaş, küçükbaş, kümes ve kanatlı hayvanlar için idealdir ve protein değeri ise çok yüksektir. İçindeki iki yağ asidi doğada başka hiçbir yerde yoktur ve kolesterol dostudur. Omega 3-6-9 yağlarını taşır.

Bakın, plastikten elde edilen ürünlerin tümü, daha sağlıkla ve kolaylıkla kenevirden üretilebilirler. Petrol türevlerin çevre ve sağlığa zararından da korunmuş oluruz. Kenevir plastiği çok kolayca doğaya dönüşebiliyor. Petro-kimya ürünü plastik ise doğada uzun süre kalıyor. Keneviri yapı izolasyonunda da kullanabilirsiniz, kompozit ürün olarak da, kenevir bazlı asfaltlar asırlarca bozulmadan kalabilirler. Binaların yalıtımında kullanıldığında son derece dayanıklı, ucuz, esnek ve zararsızdır. Boya ve vernik üretiminde olağanüstü ucuz ve verimlidir, dayanıklılık etkileri vardır.

Kenevirle sabun da üretebilirsiniz, şampuan da, deterjan da. Kenevirden üretilen bu ürünler ve kozmetikler tabiata zarar vermez ve suları kirletmezler.

Keneviri biyoyakıt olarak da kullanabilirsiniz.

Keneviri uyuşturucuya geçiş için kullananlarda olduğu gibi, eroin ve kokainden geri dönüş içi kullanmak da mümkün. Kimyasal uyuşturucu bağımlılarının geri dönüşü için de kenevir bir ara çözüm olabilir. Kenevirin AIDS ve kanser tedavisinde kemoterapi ve radyoterapi etkilerini azalttığı ve radyasyon temizlemede faydalı olduğu artık biliniyor.

Bakın, 250 endüstriyel ana maddeden üretilen 2500’e yakın nihai üründe, doğrudan ya da dolaylı olarak kenevir ürünlerinin kullanılması mümkün. Tekstilden gıdaya, ilaçtan kozmetiğe, petrokimya ürünlerinden inşaat sektörüne kadar, zırh üretiminden kompozit ürünlere kadar her yerde ve her alanda kenevir kullanmak mümkün.

ABD’ye karşı alkoloid zaferini Erbakan kazandı. Kenevir savaşını da Erdoğan kazanabilir. Bugün Afyon Bolvadin Alkoloid Fabrikası Türkiye’nin ilk en büyük 1000 firması içinde bulunuyor ve her yıl ülkemize, tarım sektörü üzerinden ve ilaç sektörü üzerinden yüz milyonlarca dolar kazandırıyor.

Bu arada, bize kenevir tarımını yasaklatan ABD’yi niye mahkemeye vermiyoruz. Yıllardır, on milyarlarca dolar kaybettik ve dışarıya fatura ödedik, çevreye zarar verdik. ABD’nin bunu tazmin etmesi gerekmez mi?!

Selam ve dua ile.”[4]

Yaa işte böyle, İnönü düşmanlığı için her fırsatı ganimet bilirsiniz ama iş gelir nerelere dayanır, gördünüz mü?

 

[1] https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/hint-keneviri-ya-da-yesil-hazine-22713.html

[1] https://www.milligazete.com.tr/haber/1006008/ismet-inonu-hakkinda-sok-iddia

[2] https://www.ismetinonu.org.tr/cumhuriyetin-ilk-yillarinda-afyon-politikasi-1923-1934/

[3] https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul%27daki_eroin_fabrikalar%C4%B1

[4] https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/hint-keneviri-ya-da-yesil-hazine-22713.html

About Post Author

About Post Author