Cazim Gürbüz
Yalnız çam mı? O dağlarda yalnız çam bulamazsınız, sayılmayacak kadar çokturlar çamlar o dağlarda, asla yalnızlık çekmezler. Ta ki “tıraşlama kesim” adı altında insanlar bir toplu kıyıma gitmedikçe, bir yangın, bir hastalık olmadıkça…
E peki o zaman neden bu dağların adı “Yalnız Çam”dır? Yalnızlık bu çamların nesinde, neresinde?
Hiçbir yerinde. Bu dağlardaki yalnızlığın çamlarla hiçbir ilgisi yok.
“Kam”larla ilgisi var. Daha doğrusu Uzak Asya’lardan gelip bu dağları mesken tutan bir yalnız Kam’la ilgili.
Artvin ve Ardahan’ı ayıran bu dağ silsilesinin belirli yerlerinde konaklıyor sağlık ve kut veriyordu oduyla, sözüyle, bilgisiyle o Yalnız Kam…
Ne demiştir şair:
Duyargaları açıktır ardına dek yalnızın
Algıları tetikte, ilgileri pür-dikkat
Ve içleriyle dertleşirken özgürdürler yalnızlar
Güçlüdürler çünkü düşünürler yalnızlar
Bu kam da öyle idi… Son kam’dı o dağlarda, Arabistan’dan gelen o din yayılıyordu, her yeri kaplıyordu, bir tek bu dağlara, bu çamlara gelmiyordu, gelmeye gerek görmüyordu. Kam’ın geldiği yurtlarda dağlar Tanrı mekanları idi, o da bu dağlarda baş başa idi Tanrısıyla, davuluyla, oduyla…
Dertliler ona koşuyorlardı, çünkü o gerçek bir dert babasıydı…
Bu dağlara onun adını vermişlerdi: “Yalnız Kam Dağları”…
Yalnız Kam, bir gün kayboluverdi o dağlardan, davulunu ve giysilerini Kürdevan Dağı’nın en tepesinde bir gömütlüğün üstünde buldular bir gün.
Yalnızçam Dağları’nın en büyük yükseltisi, 3054 rakımlı Kürdevan (Çadır) dağıdır. Bu dağın batı yanı, dik bir yamaçla Karanlık Meşe ormanlarına, kuzey yanı Cevizli ve İncili köylerinin yaylak ve otlaklarına iner.
Bugün, Kürdevan’ın tam tepesinde bir yatır bulunmaktadır. Rakımın yüksek, çıkış yolu zorludur. Bundan dolayı halk çok sıkışmazsa buraya gelmez. Bu yatırda yatana ilişkin türlü söylenceler dolaşır halk arasında, dolaşır ya, bizce, o ulu kişinin “Yalnız Kam” olabileceği usa daha yakındır. Zaman içinde Yalnız Kam’ı İslami bulmayanlar, yakıştırmalar yapmışlardır belli ki… Bu yatır, bekâr kız ve erkeklerin de uğrağıdır. Burada rüyaya yatarak kiminle evleneceklerini anlamaya çalışırlar. Burada kesilen kurbanların etleri pişirilerek toplu halde yenilir. Buranın aynı zamanda insan ve hayvan hastalıklarına şifa verdiğine inanılır.
İşte böyle… Kam’ın namı zamanla yitti, evliya ve ziyarete dönüştürüldü. Yalnız Kam Dağları’nın adındaki kam sözcüğü bile anlamsız gelir oldu bizden olmayan inançlara kapılan bilisiz yığınlara… Dağın adındaki Kam’ın Çam olması gerektiğine karar verdiler. O dağların özüne, yüzüne, geçmişine hiç yakışmayan “Yalnız Çam” adını koyuverdiler. Yalnız Çam adı haritalara da geçti yalan yanlış.
Geçti ya, bir şeyler oluyor şimdi o dağlarda. Çamlara sinmiş kam tılsımları açığa çıkıyor sanki. Davul seslerini duyan duyana o dağ silsilesinin yaylalarında, geceleri gür alazlı şaman ateşini ve o ateşin çevresinde davula vurup dönen bir kam’ı görenler bile olmuş… Cin sanmışlar ama sonra okumuşları, bilinçlileri, kam olduğunu anlamış, anlatmışlar onlara.
Yanına varabilen, onlarla konuşabilen olmadı şimdilik. Ama olacak, o Ulu Kam, boşuna belirmiş olamaz oralarda.
Şimdi birileri “Yahu amma da uydurmuşsun!” diyeceklerdir. Desinler, ben de onlara derim ki, benim uydurmalarım, tarihsel veri, akış ve gerçeklere uygundur. Ya sizinkiler, kim uydurmuş onları, aslı faslı nedir, deyin hele…

