17 AĞUSTOS 1999 DEPREMİNDEN GÜNÜMÜZE…

Tam yirmi yedi yıl geçti Gölcük-Yalova depreminin üstünden. On binlerce canımızı yitirdiğimiz, yüzbinlerce binanın yıkıldığı o depremi Bursa Çekirge SSK Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı olarak tüm ayrıntılarıyla yaşamıştım.

O günlerde, yıkıntıların altından gelen ceset kokularını duydum. Yıkıntıların üzerinde gözyaşlarıyla dolaşıp çaresizce yakınlarını arayan kalabalıklara tanıklık ettim. Askerlerimizin kurduğu çadırlarda hekimlik yaptım. Elimden geldiğince yaralı halkıma yardımcı olmaya çalıştım. Ağlayasım da geldi; çoğu zaman öfke ve isyan duyguları öne çıktı.

O depremdeki ölümlerin ve yıkılmaların ana nedenlerinden birisi, depremden üç yıl öncesine kadar hekim olarak çalıştığım Karabük’te öğrendiğim demir ve çelik gerçeği idi.

Çelişkiler ülkesiyiz biz. Taşımız toprağımız fay hatları üzerindedir; bize hep uyanık ve gerekli önlemleri alarak yaşamamız gereğini anımsatır; ama bereketlidir de… “Sadık yârimiz”dir bu topraklar…

Bir de her gün bin takla atan şu siyaset cambazı şerefsizlere bakın. Yüzlerine tükürmeye kalksanız tükürüğünüz, üzerlerine işemeye kalksanız, sidiğiniz yetmez Bunca şerefsizin bir arada yaşadığı bir ülkede, halk için, bilim için doğru olanın bulunması, uygulanması mümkün mü?

Bu güzel ülke birçok kahramanıyla, güzel insanıyla tarihe iz bırakmıştır ama onlarca yıldır siyaset sahnesinde kendisine ihanet edenleri, it osurdukça parti değiştirenleri, bir hünermiş gibi, ağır sanayide, ekonomide, özelleştirmecileri, sahtekâr ticaret erbabını, emperyalizmin gizli servisleri elinde kardeş katili olanları, din istismarcılarını adam sanıp iktidar yapmış, onlar öldükten sonra da adlarını yollara, bulvarlara, havaalanlarına koymuş, ölüm yıldönümlerinde resmi törenler düzenlemiş, aynı politikaları sürdüren birileri de arkalarından timsah gözyaşları dökmüştür…

Türkiye demir çelik sektörü Turgut Özal’ın başını çektiği bir ekip tarafından, dışa bağımlı bir ekonomi için, emperyalizmin ülkemizdeki sömürü mekanizmalarını karşısındaki engelleri kaldırmaya ve tüm ülkeyi onların soyup sömürmesine uygun kılmaya çalışan 24 Ocak kararları gereği, bir özelleştirme sürecine sokulmuş, kamunun bu alandaki payının hızla azaltılabilmesi amacıyla da 1991 yılında demir çelik sektöründe bir grev oyunu oynatılmıştı. O dönem Çelik İş Sendikası Genel Başkanı olan değerli mücadele insanı Metin Türker (yattığı toprak incitmesin) açıkça söylemişti bana; “Doktor, orada bizi oyuna getirdiler!”

Karabük-İskenderun-Ereğli’de Kuvayımilliye armağanı olarak, 1932 yılında İnönü’nün oraya ziyaretinden sonra davet edilerek ülkemize gelmiş Sovyet ekibinin önerileri ile kurulmuş, cevherden çelik üreten, “Fabrika yapan fabrikalar” olarak, onlarca yıl çalışmış koca kuruluşlar, sonunda özelleştirilerek kapatılmış ve o özelleştirme kararının altına da bir Sosyal Demokrat Parti başkanı, Tansu Çiller ile birlikte imza atmıştı.

Gölcük Yalova depreminde benim de tanığı olduğum, kumdan kaleler gibi yıkılan yapıların birçoğunda, ABD’den ithal edilen hurda demirle Ege kıyılarında pıtırak gibi açılmış izabelerde üretilen dayanıksız çubuk demirler kullanılmıştı. Türkiye, emperyalist ABD’den en çok hurda demir ithal eden ülkelerin başında geliyordu ve bu politikalar neredeyse hiçbir dirençle karşılaşmadan, sosyal demokrat geçinenlerin de katkısıyla uygulamaya konmuş, çelik piyasası emperyalizmin ve ortaklarının eline geçmişti.

Yirmi yedi yıl geçti o depremin üstünden ve biz insanımıza ihaneti sürdürdük. Salt müteahhitler para kazansın, aracılar vurgun vursun diye inşaata açılmaması gereken alanlara blok blok binalar kurduk, yapılaşmanın felakete davet, doğaya ihanet olduğu bereketli ovalarda, gevşek zeminlerde güngörmez sokakları çeviren yapılara insanlarımızı doldurmayı sürdürdük ve 6 Şubat 2023 günü doğanın bir sillesini daha yedik. Maraş’tan Hatay’a on bir ilimizi kapsayan bir alanda yine on binlerce insanımızı kurban verdik depreme. Bu kez 1999 depreminde çadırlarımızı kurmuş askerleri de çekmişlerdi alandan ve o depremin fedakâr kuruluşu Kızılay bir bezirgân kurumuna dönüştürülmüş, vatandaşına çadır satan duruma getirilmişti.

Bu ne aymazlıktır, bu ne yüzsüz ve aşağılık bir ihanettir!

Bu işin lamı cimi yok, kıvırtması yok!

Japonya’da, Şili’de, bizdekinden çok daha güçlü depremler sırasında bizim can kaybımızın yüzde biri bile yaşanmıyor.

Depremlerde yitirdiğimiz canların asıl sorumlusu, kendi üç kuruşluk kârları ve iktidarları için emperyalist tekellerin önünde takla atan müteahhit ve soyguncu şebekeleridir, memleketin ormanlarını yaktıranlar, yeterli önlemleri almayanlar, bu güzel yurdun her yerini maden arayan şirketlere peşkeş çekenler, dini siyasete alet ederek her türlü alicengiz oyununu oynayarak insanlarımızı kendi politik geleceklerinde bir araç olarak görenlerdir, bu bezirgân ihanetidir! Tüm bu gerçekleri görerek susup kalanlar ya da muhalefetten kazanıp iktidardan yana takla atanlar, tarih gerçeklerini karartanlar da ülkeye ihanete ortaklık etmektedir.

Asıl önemli olan deprem öncesinde gerekli bilincin oluşması için çalışmaktır; bezirgân politikaların ipliğini pazara çıkarabilmek, halkın geleceği için birleştirici, seçenek yollar gösteren bir politika üretebilmek, bilim ve adalet uğruna direnebilmektir.

Gününüz aydın ve depremsiz olsun değerli dostlar.

17 Ağustos 2026, Alper Akçam (Ankara Yolcusu)

About Post Author

About Post Author