
Türkiye iki askeri darbe yaşadı. Birisi 1960 darbesi, diğeri de 1980 darbesi. Her iki darbenin özelliği;
Bir… Yeni bir anayasa yapıldı.
İki… Kısa süre sonra sivil hükümetlere geçildi.
İnsan hakları ve siyasi özgürlükler açısından 1961 anayasası Cumhuriyet döneminin en demokratik anayasasıdır. 1982 anayasası ise tersine en kötü anayasasıdır.
1982 anayasası, hem siyasette liderlik sultasına neden oldu hem de sendikal hareketleri baltaladı.
Güçlü sendikal hareket dönemlerinde sendika ağalığı sık kullanılırdı ve eleştirilirdi. 2000 sonrasında ise sarı sendikacılık arttı.
Sendika ağaları, sendika yöneticilerinin işçileri temsil etmek yerine, anti demokratik olarak sendikayı kişisel güç, makam, ayrıcalık ve çıkar aracı hâline getirmesine karşı bir tepki olarak halk diline yerleşmişti.
Sarı sendikacılık, işçilerin haklarını savunmak yerine işverenin veya hükümetin çıkarları doğrultusunda hareket eden, bağımsızlığını yitirmiş sendikal faaliyeti ifade eder.
Sendika ağalığı ve sarı sendikacılık, sendikacılığı bu günkü çıkmaza sokmuştur. 2000’li yıllarda sendikaya üye işçilerin toplam işçiler içindeki payı yüzde 60 dolayında idi, 2025 yılında yüzde 14’e geriledi.
Türkiye de siyasete, siyasetten başka işi olmayanlar hâkimdir.
Bazı siyasiler, mesleği olmayan veya mesleğinde başarılı olamayanlar, eğitimi zayıf olanlar, siyasetten ayrıldıkları zaman yapacak işleri olmayanlar, siyaseti bir gelir kapısı, bir meslek haline getirdiler.
Bu gibiler eğitimli olsun, eğitimsiz olsun her posta aday olurlar. Ülke veya millete faydayı değil, siyasette nasıl ayakta kalırım, adımı kamuoyunda nasıl dolandırırım peşindedirler. Dahası bu gibiler bu yolla zenginleşmişlerdir. Böyle olmasa bir insan halkın tepkilerine rağmen kayyumluğu nasıl kabul eder?
1980 öncesi yasalar bu gibilerin demokratik yollarla tasfiye edilmesine imkan veriyordu. 1965’te kabul edilen 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, 29 maddesine göre, siyasi partilerin TBMM üyeliği seçimlerinde gösterecekleri adaylar, her seçim çevresinde parti seçmen kütüğüne kayıtlı bütün parti üyelerinin katılabileceği önseçimle belirlenirdi.
1980 darbesi sonrasında siyasi partiler ve seçim kanununda değişiklik yapıldı. Önseçim zorunluluğu kalktı. Önseçim partilerin tercihine bırakıldı Siyasi lider sultalığı, bir nevi parti ağalığı oluştu. Bugüne kadar hiçbir siyasi parti de bu darbe yasalarını revize etmedi.
Aynı çizgide, siyasi partilerde düşünce farklılığı kalktı. Türkiye siyasetinin en temel damarlarından biri: ön seçim olmayınca “temsil” değil, “sadakat zinciri” üretildi. Siyaset ağalığı için lidere yakın durmak ve daha fazla alkışlamak yetti.
Siyasi partiler, ön seçimde delege tercihleri satın alınıyor, delege üstünde baskı oluşuyor diye gerekçe buluyor. Ama yine de tek kişi yerine tabanının karar vermesi daha demokratiktir, hem de demokrasi zaman içinde kendi yanlışlarını düzeltir.
Şimdi son CHP kayyum olayı ile gelenler için çoğunluk kamuoyunun yorumu, sarı sendikacılığa benzer şekilde sarı siyasetçilik şeklindedir.
CHP Parti Meclisi (PM), genel başkan dâhil toplam 61 kişiden (60 seçilmiş üye + Genel Başkan) oluşur. Ancak Haziran 2026 itibarıyla partide yaşanan hukuki süreçler ve istifalar nedeniyle üye sayıları ve çoğunluk dengeleri kritik bir hal almıştır:
CHP Tüzüğü’ne göre Parti Meclisi’nin işleyişi için temel sayılar şunlardır: Parti Meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğu (en az 31 kişi) ile toplanır.
PM üye sayısı, yedekler de çağrıldıktan sonra tam sayının üçte ikisinin (40 kişinin) altına düşerse, 45 gün içinde olağanüstü kurultaya gidilmesi zorunludur.
Kılıçdaroğlu kayyum yasalarına uyuyor, kendi yasasına -tüzüğüne uymuyor. Ne demek gerekir? Sarı siyasetçilik değil mi?
Yayınlama 14 Haziran 2026
Yayın Köşe Yazıları, Son Köşe Yazıları, vitrin, vitrin2, Yeni Çağ
