Küreselleşme Demokrasiye Yaramadı

Fredoom House Dünya özgürlükler evi, 1972 yılından beri dünyada insan hakları ve siyasi özgürlükler alanında araştırma ve anket yapar. Freoom House verilerine göre Dünyada özgürlük hızla düşüyor ve otokrasi artıyor. 

Fredoom House 2026 raporuna göre, dünya nüfusunun;

  • Yüzde 21’i özgür,
  • Yüzde 39’u kısmen özgür ve
  • Yüzde 40’ı özgür olmayan ülkelerde yaşıyor.

Bunun birçok nedenleri var ve fakat en önemli nedeni küreselleşmedir.

1990‘lı yıllarda, militan küreselciler, küreselleşmenin demokrasinin de önünü açacağını savunuyordular. Amerikalı Yoshihiro Francis Fukuyama, 1992 yılında yayınlamış olduğu (The End of History and the Last Man) ‘Tarihin Sonu ve Son İnsan’ adlı teziyle Batı Liberal düşüncesinin insanlığın ulaşabileceği son aşama olduğunu iddia etmiş ve gündem olmuştu. O yıllarda başka bir yazısında “küreselleşme için gerekli olan ve liberal iktisadi düzeni güvence altına almanın en geçerli yolu demokratik düzenin sağlanmasıdır” diyordu. Birçok düşünür küreselleşmenin başarısı için otokratik rejimleri kaldırmak gerektiğini savunuyordu.

Aslında küreselleşme teorisine de bakarsanız bu düşünceler tutarlı görünüyor. Mamafih Sovyetlerin piyasa ekonomisine geçmesi, komünist tek parti düzeninden çok partili seçim düzenine geçmeleri de aynı yaklaşımları o zamanlar haklı çıkarmıştı. Ancak şeytanda boş durmadı. Çin demokrasiye geçmedi ve fakat rejimi küreselleşmeye açık ve hatta avantajlı hale getirdi. Rusya ve Sovyetlerden ayrılan orta Asya Türk Cumhuriyetleri yeniden dikta rejimlere geçtiler. İslam ülkeleri, siyasi İslam’ı kullananlar tarafından dinamitlendi, Tunus dışında çoğunda şeriat ve otokrasi geldi. Türkiye de 2017 yılında başkanlık rejimi ile birlikte, fredoom house endekslerinde Türkiye o günden beri insan hakları ve siyasi özgürlükler olarak, özgür olmayan statüdedir.

Küreselleşmenin demokrasi getireceğini söyleyen Fukuyama ya bir konferansı sırasında iddianız gerçekleşmedi diye sorduklarında, o da; “25 yıl öncesine kıyasla çok farklı bir dünyada yaşıyoruz. 1990’larda her şey çok umut vericiydi. Demokratikleşme dalgasının ortasındaydık. Ancak bugün demokrasinin niteliği geriledi. Birçok ülkede yolsuzluk, kötü yönetimler ve hatta otoriterleşmeye geri dönüş gözlemliyoruz… Rusya, Macaristan, ABD’de olduğu gibi” demişti.

Küreselleşme sürecinde, Demokrasiyi savunan sivil toplum Örgütleri arttı. İletişim ve haberleşme imkânları arttı. Sosyal medya ağı genişledi. Bu yolla insanların demokrasi bilinci artı. Ne var ki yine de, popülizm yoluyla, korku yaratarak, krallar, Emirler, Mollalar ve şeytan diktatörler galip geldi. Demokrasi inişe geçti.

Küreselleşme üretim faktörlerinden yalnızca sermaye dolaşımına imkân sağladı. Spekülatif sermaye için demokrasilerde kurumsal yapılarla uğraşmak yerine tek bir diktatörü etkilemek daha kolay geldi. Ortadoğu’da ılımlı İslam projesi çıkarıldı. Spekülatif sermaye el altından bu projeye destek verdi.

Sonuç olarak küreselleşme demokrasiye de zarar verdi. Küreselleşme sürecinde Dünyada zengin– fakir ülke farkı açıldı. Cari fazla veren ülkeler daha zengin, cari açık veren ülkeler ise daha fakir oldu. Otokrasiye geçen ülkelerde İktidar zenginleri ve spekülatif zenginler türedi ve gelir dağılımı bozuldu.

Dünyada Yoksullaşan ve geçim derdine düşen insanlar siyasi istismara ve vaatlere daha kolay inandı. Bu süreçte demokrasi ikinci planda kaldı, siyasi istismarlar, popülizm öne çıktı. Demokrasi kültürü aşındı.

Demokrasi ve yoksullaşan halkın durumu, sosyal politikalarla da iyileştirilebilir. Ancak bu durumda siyasi liderler oy düzeneği kuramazlar. Zira halk sosyal politikaları devletin doğal bir görevi olarak görüyor. Kötü niyetli siyasi liderler ise popülizm yoluyla oy düzeneği kuruyorlar. Söz gelimi bütçe kaynaklarını istihdam yaratmak için değil, popülizm yolunda harcıyorlar. Ama kamu kaynaklarının bu şekilde çar-çur edilmesi sürdürülemez. Eninde sonunda halkın duvarına çarpar.

Yayınlama 30 Temmuz 2026

Yayın Köşe YazılarıSon Köşe Yazılarıvitrinvitrin2Yeni Çağ

About Post Author

About Post Author