
Teorik olarak, dolar/TL reel kur endeksini hesaplarken, kabaca TL enflasyonu eksi dolar enflasyonu şeklinde hesaplanır. 2003 baz yılına göre 2025 Eylül ayında TÜFE yüzde 3 395 artmış, Dolar enflasyonu yüzde 76,5 artmış. Bu durumda 2003 Baz yılında 1,4900 olan dolar kurunun 2025 Eylül ayında 41lira 31 kuruş yerine 49 lira 60 kuruş olması gerekirdi.
Oysaki 2003 yılı ve TÜFE bazlı reel kur endeksine göre, Merkez Bankası Eylül ayında reel kur endeksi değeri 70,98’dir. Kur sepetine göre TL yüzde 29 oranında daha düşük değerdedir.
Öte yandan 2003 Euro dolar paritesi 1,881 ve 2025 Eylül Euro dolar paritesi 1,557’dir. Bu durumda MB reel kur endeksine göre denge kuru olarak 2025 Eylül ayında Dolar /TL kuru 30 lira 44 kuruştur.
MB reel kur endeksinin piyasa kurunu yansıtmadığı görülüyor. Nedenlerine gelince;
Türkiye’de dalgalı kur sistemi çalışmadı. Zira Teorik olarak dalgalı kur sisteminin döviz kurunu dengeye getireceği savunulmuştur. Dalgalı kur sisteminde, cari açık ortaya çıkarsa döviz ihtiyacı ve döviz talebi artar. Döviz kuru değer kazanır, milli para değer kaybeder. Ülkenin dış rekabet gücü̈ artar. Çünkü milli parayla hesaplanan ürün fiyatı, döviz cinsinden düşer. Milli paranın değeri yüzde 40 düşerse, ihracatçı 1 dolara sattığı ürünü̈ 60 sente düşürebilir. Buna karşılık ithal malları da milli para cinsinden yine yüzde 40 oranında daha pahalı olur. Sonuçta ithalat talebi düşer. İhracat artar.
Dış ticaret açığı ve cari açık kalkar. Dış ödemelerde yeniden denge sağlanır. Cari fazla veren durumlarda ise tersi olur.
Ancak, gelişmiş ekonomiler için uygun bir sistem olan dalgalı kur sistemi, Türkiye’nin 2001 yılındaki ekonomik yapı ve piyasa yapısı ile uyumlu değildi. Aslına bakarsak bugün de uyumlu değildir.
Türkiye’de genel olarak piyasada oligopol ve kartel yapılar var. Kamu tekellerinin özelleştirme yoluyla özel sektöre geçmesi, bu yapıları güçlendirdi. Piyasada aksak rekabet var. Dalgalı kur politikası için piyasa altyapısı yoktur.
Türkiye’de yüksek dolarizasyon kurlardaki istikrarı bozdu. Ekonomide kırılganlığı artırdı. Döviz kurunda aşırı oynaklık yarattı ve para ve faiz politikasının etkinliğini düşürdü. Böyle bir piyasa kur istikrarı mümkün değildir.
Türkiye’de vadeli döviz işlemleri piyasası gelişmediği için, kur belirsizliği ve oynaklığı daha yüksek oldu.
Yapmamız gereken;
Bir…2003 baz yılını 2024 yılı olarak değiştirmeliyiz.
İki…Reel kur endeksinde piyasada oluşan kuru da dikkate almalıyız.
Üç…Dalgalı kur sistemi yerine yarı sabit kur sistemine geçmeliyiz.
1- 2003’ten bu yana Türkiye ekonomisinin üretim, tüketim ve ticaret yapısı köklü biçimde değişti. Sektörel ağırlıklar, ithalat–ihracat kompozisyonu, teknoloji düzeyi ve fiyatlama davranışları bugünkünden çok farklıydı.
Şimdi yakın yıllar içinde, kurun en istikrarlı olduğu yıl yani baz yılına en uygun yıl 2024 yılı görünüyor.
2- Reel kur endeksine iç değer bileşeni (döviz kuru / iç piyasa fiyat–maliyet yapısı)nı da ilave etmeliyiz.
Merkez Bankasının hazırladığı, nominal efektif döviz kuru (NEK), Türkiye’nin dış ticaretinde önemli paya sahip ülkelerin para birimlerinden oluşan sepete göre, Türk Lirası (TL)’nin nispi fiyat etkilerinden arındırılmış ve ağırlıklı ortalama değeridir.
Sadece dış ticaret ağırlıklı bir reel kur hesabı yetersiz kaldı.
Oysa dövizin sadece dış ticaretteki rekabet gücünü değil, iç piyasadaki göreli değerini de izlemek gerekiyor. Yani kurun;
- TÜFE endeksi,
- Ücretler,
- İçerdeki mal ve hizmet fiyatlarını
- İthal girdi payı yüksek sektörler maliyetlerini,
Finansal mevduat, tahvil, borsa gibi finansal varlıkların
“reel değerlerini gösteren daha geniş bir endeks hazırlamamız gerekir.
3- Bizim için en uygun kur sistemi “yönetilen kur sistemi” ya da “yarı sabit kur” sistemidir.
Kur sistemi hiçbir zaman tek başına istikrar aracı olamaz. İktisat politikaları ve bu politikaların altyapısını oluşturan, kurumsal devlet yapısı ve güven unsurlarının da birlikte ve koordineli gerçekleşmesi gerekir.
Bunun içindir ki Türkiye de önce planlama yapmak, sonra istikrar programı hazırlamak ve bu paralelde kur sistemini değiştirmek gerekir.
İthalatta, yüksek oranda ithal girdi kullanan üretimde, ithal ikamesi politikası uygulamak, ihracatta yüksek teknoloji üretimine yüksek teşvikler vermeliyiz.
Kambiyo sisteminde değişiklik yaparak, sermaye hareketlerine kısmi kontrol getirmek, sıcak para ve spekülatif sermaye girişini kontrol etmek ve bunun yanında doğrudan yabancı yatırım sermayesine teşvik vermek gerekir.
Elbette yarı -sabit kur sistemine geçiş kısa dönemde olmaz. Bir geçiş dönemi olması gerekir. Bu dönem içinde yukarıda söylediklerimi ve yapısal reformları yapmak gerekir.
Yayınlama 28 Kasım 2025
Yayın Köşe Yazıları, Son Köşe Yazıları, vitrin, vitrin2, Yeni Çağ
