MÜCAHİT ÖZDEN HUN’UN KALEMİNDEN, KİZİROĞLU MUSTAFA BEY VE MUZAFFER ŞAMİLOĞLU

MÜCAHİT ÖZDEN HUN’UN KALEMİNDEN, KİZİROĞLU MUSTAFA BEY VE MUZAFFER ŞAMİLOĞLU

Hüsnü Bediroğlu, Av. Muzafer Şamiloğlu ve Av. Reşat Şamiloğlu, Eylül 2010

Mücahit Özden Hun: Sevgili dostum Hüsnü Bediroğlu’nun, tarihimizin unutulmaz simalarından biri olan Kiziroğlu Mustafa Bey’i konu alan bir film projesini hayata geçirmek üzere kollarını sıvadığını ve yakında çekimlere başlanacağını duyunca, zihnim beni yıllar öncesine, geçmişe götürdü.

Kiziroğlu Mustafa Bey’in adını ilk kez, Karslı büyük ozan Murat Çobanoğlu’nun gönüllere işleyen sesiyle duyduğum türküde işittim:

“Bir hışımla geldi geçti peh peh peh
Kiziroğlu Mustafa Bey hey heeey
Şu dağları deldi geçti
Ağan kim, paşam kim, hanım kim, Nigâr kim, kim kim kim
Kiziroğlu Mustafa Bey, bir beyin oğlu, Zor Bey’in oğlu…”

Bu ezgi yıllarca zihnimde ve kalbimde kaldı.

Aradan yıllar geçti. 2001’de Kars’ın değerli simalarından, Eski Kars Senatörü merhum Muzaffer Şamiloğlu ile yaptığım bir röportajda kendisinden şunu işittim: “Kiziroğlu Mustafa Bey’in köyü bugün bizim arazilerimizin içindedir.” Bu söz beni derinden etkiledi. Muzaffer Şamiloğlu yalnızca bu bilgiyi vermekle kalmadı, Köroğlu ve Kiziroğlu üzerine yaptığı araştırmaları benimle paylaştı. Ben de bütün bu bilgileri IĞDIR SEVDASI isimli kitabımda okuyucuya aktardım.

Bugün Kiziroğlu Mustafa Bey üzerine bir film projesi gündeme gelince, gönlüm ve zihnim ister istemez merhum Muzaffer Şamiloğlu’na gitti. Hem kendi hayat hikâyesini kendi sözleriyle aktarmak hem de Kiziroğlu Mustafa Bey üzerine yaptığı kıymetli çalışmaları sizlerle paylaşmak istedim. Bu yazımı hem merhum Muzaffer Şamiloğlu’na bir vefa borcu hem de kültürel mirasa sunabileceğim mütevazı bir katkı olarak görmenizi istiyorum.

Hüsnü Bedirooğlu kardeşime ve film ekibine çalışmalarında başarılar diliyorum.

MERHUM MUZAFFER ŞAMİLOĞLU ANLATIYOR (IĞDIR SEVDASI KİTABINDAN)

1604 yılında İran Şahı Abbas I, Azerbaycan’a hücum edip Kars’ı aldığı yıllar ailem Aras ve Kura nehirlerinin birleştiği yerde oluşan deltanın ağzında kurulmuş bir köyde ikâmet etmekteymiş. Ailemin Nuri ve Sofi adlı büyükleri, İran saldırısı nedeniyle köylerini terk edip farklı istikametlere göç etmişler.

Muzaffer Şamiloğlu

Nuri’ye bağlı aile kafilesi Osmanlı Devleti sınırları içindeki Ağrı ilinin Tutak ilçesi, Kars’ın Digor ilçesinin Solhurlu köyü ve Susuz ilçesinin Karakale köylerine gidip yerleşmişler.

Sofi’ye bağlı olanlar da Gürcistan üzerinden Dağıstan’a ulaşmışlar. Benim bağlı olduğum aile kolu, Sofi’nin gurubundan türemedir.

Birinci Dünya Savaşı Yılları Bolşevik İhtilali nedeniyle Kafkasya’da iç savaş ve karışıklıklar baş gösterince, dedem Şamil, kardeşleri Rüstem ve İbrahim Halil’le beraber, 1918 yılında Kars’a gelmişti. Her şey öylesine ani olmuş ki aile fertlerinin % 80’nine yakını Rusya’da mahsur kalmış. Bunların ancak çok az bir kısmı sonraki yıllar sınırı geçip Türkiye’ye gelebildiler. Bu geçişler 1938 yılına kadar azalarak devam etti.

Kars’a gelen dedemin ilk işi akrabaları etrafında toplayıp çete oluşturmak ve Osmanlı kuvvetleriyle istişare halinde Ermeni ve Ruslara karşı direnme ve saldırı hareketlerini başlatmak olmuş.

Kars’ta göze çarpan üç önemli çete gücü varmış: Dedem Şamil Bey’in çetesi, Arpaçay’ın Kümbet köyünden Eli Bey oğlu Bekir’in çetesi ve Susuz’un Porsuklu köyünden Gülizar oğlu Abdullah’ın çetesi. En sonunda bu üç çete dedemin liderliği altında birleşerek üç yıl boyunca Ermenilere karşı birlikte mücadele etmişler.

Kars ve Ardahan bölgesini Rus ve Ermenilerden bu çeteler kurtarmıştır. Kâzım Karabekir Paşa’nın askerleri daha sonra gelmiştir.

Mustafa Kemal, 1924 yılında Kars’ı ziyaret ettiğinde, dedeme Susuz’a bağlı Çamçavuş köyünü milli mücadelede göstermiş olduğu yararlılıklardan dolayı hibe edince ailem Çamçavuş köyüne yerleşti.

1934 yılında, dedem, Kiziroğlu köyünde, Ataş oğlu Asaf’a ait 2000 dönümlük çiftliği satın alınca ailemizin bir kısmı da Kiziroğlu’na taşındı.

1957 yılında hakimlik mesleğini bıraktıktan sonra kendimi kısa süre için çiftlik işlerine verdim. Çiftliğin etrafındaki arazileri satın alıp10 bin dönüme çıkardım. Arazi üzerindeki pınar sularını birleştirip alabalık yetiştirdim. Çok geçmeden 500 damızlık koyun, 100’ün üzerine inek ve 30-40 yılkı atla numune çiftlik kurmayı başardım. (Yılda 60 ton kaşar peyniri üretimi yapıyordum.) Siyasete atıldıktan sonra köyden uzak kaldım, çiftlik gittikçe ihmal edildi. (Yazın Iğdır tarafından gelen aileler çiftlik arazisinin yarısını kiralayıp mera hayvancılığı yapmaktadırlar.)

***

24 Haziran 1924’te Kiziroğlu köyünde dünyaya gelmişim. Babam (Yunus) ve annem Kiziroğlu köyünde; ben de dedemin yanında Çamçavuş’da kalıyordum. İlkokul dördüncü sınıfa kadar Çamçavuş köy ilkokuluna devam ettim. Ailemin bir kısmı Kars’a yerleşince dördüncü sınıfı Kars Gazi İlkokulunda bitirdim. Beşinci sınıfa geçtiğim yıl, Millî Eğitim Bakanlığından özel bir emir geldi. Şamiloğlu ailesine mensup çocuklar Susuz ilçesinde yeni açılan ilkokula transfer edileceklerdi. Bunun nedeni de köylülerin, “Eğer Şamiloğullarının çocukları yeni açılan ilkokula giderlerse biz de çocuklarımızı göndeririz” şartını ileri koşmalarıydı.

Gazi İlkokulu müdürü Rasim İlker elimden tutup beni Vali Akif İyidoğan’ın huzuruna çıkardı: “Sayın Valim, bütün Şamiloğullarını gönder ama Muzaffer çalışkan bir öğrenci ona dokunma!” dedi. Hayatın garip cilvesi sonraki yıllar birlikte Senatörlük yapacağım Vali Akif İyidoğan, okul müdürünün bu isteğini, “Hayır! İstisnai muamele yapamam!” diyerek geri çevirdi. Beni de Cılavuz’da açılan ilkokula sürgün havasında gönderdiler.

Ortaokul ve liseyi Kars’ta okudum. Tıbbiyeyi kazandığım halde -18 gün bilfiil derslere devam ettim- Hukuk Fakültesine kaydımı yaptırdım. Hukuk adamı olmak istememin bir nedeni vardı: Çocukluk yıllarımda şahidi olduğum trajik bir olayın beynimde “hak ve hukuk” kelime ve kavramlarına kutsal bir değer kazandırmış olmasıydı.

Babam ve Dedem Cezaevinde

Dedem Şamil Bey, kültürlü ve eğitimliydi. Almanca, Rusça, Ermenice, Çerkezce ve Kafkas dillerinin birçoğunu ana dili gibi güzel konuşurdu.

1934 yılı güz mevsimiydi. Tüm aile fertleri Kiziroğlu köyündeki çiftlik binasının önünde toplamış, koyunların kırpma işine yardımcı olmaya çalışıyorduk.

15-20 işçi, ellerinde yün makasları, 500’ü aşkın koyunu tek tek yere yatırıp yünlerini kırpıyordu.

Bu hengâme içinde Artvin’den geldiğini öğrendiğimiz bir atlı bize doğru yaklaştı. Atın terkisinde kocaman küfeler içinde kara hurma yüklenmişti.

Yünle takas edip yanımızdan ayrıldı. Biz çocuklar cebimizi kara hurmayla doldurup sevinçle oyun oynamaya başladık.

Ertesi gün jandarmalar çiftlik yerine geldiler. Dedem, babam ve amcam Yusuf’u alıp götürdüler.

Köyün tahsildarı ve aynı zamanda kirvemiz Tahir Efendi, Çiftbulak denilen mevkide öldürülmüştü. İddiaya göre, bu öldürme emrini dedem vermiş; babam atına ateş etmiş, atından düşen tahsildarı da Yusuf amcam infaz etmişti!

Halbuki olayın olduğu gün dedem, babam ve amcam çiftlik yerinde koyun kırpmakla meşguldüler. Bu iftira ve haksızlığa uğramış sevdiklerimin akıbeti çocuk yüreğimi acıyla doldurmuştu.

Dedem, babam ve amcam 18 yıl hapis istemiyle yargılandılar. Hilmi Bey adında bir hâkim vardı. Onun karar suretine eklediği “beraatların lehindeyim” şeklindeki muhalefet şerhi sayesinde karar temyiz edildi. Dedem bir yıl; babam ve amcam da 2.5 sene cezaevinde yattıktan sonra serbest bırakıldılar.

Bu olay olduğunda ilkokul dördüncü sınıf öğrencisiydim. Her gün mahkemeye gide gele ve sevdiğim insanları haksız yere yargılandığına tanık olmak duygusuyla ileride hukuk adamı olmak için kendime söz vermiştim.

Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra 40 yıl 2 ay süreyle adalete bağlı hukuk adamı olarak ülkeme ve insanlarıma hizmet verdim.

Meslek Hayatım Hukuk Fakültesinden sonra uzun yıllar savcı ve hâkim olarak hizmet verdim. 1957 yılında Hasankale askeri hakimliği görevimden ayrılıp Kars’ta serbest avukat olarak çalışmaya başladım. 1965 yılında CHP’den Kars Milletvekili olarak parlamentoya girdim. 1973 yılında bu kez CHP’den Kars Senatörü oldum. 1979 yılında politika defterini tamamen kapattım.

KİTAP ÇALIŞMALARIM

Şimdiye kadar mesleki ve özel ilgi alanım dahilinde 12 kitap yayınlamış bulunuyorum. Bunlardan birkaçının serüvenini sizlerle paylaşmak isterim:

KİTAP 1: “Köroğlu ile Kiziroğlu Mustafa Bey” (Ankara 2000)

Tarihteki ünlü “Kiziroğlu Mustafa Bey”in köyü olan Kiziroğlu benim de doğup büyüdüğüm köy olduğu için, uzun yıllar bu tarihi kişilik hakkında araştırmalar yaptım. Hatta ortaokul ikinci sınıfta “Köyüme” başlığı altında şu şiiri yazmıştım:

Köroğlu ile Mustafa Bey

Kılıç çalmış buralarda

O sebeple sazda sözde

Dillerdesin Kiziroğlu

“Kiziroğlu Mustafa Bey” konusunda şimdiye kadar üçü yabancı olmak üzere 37 kitap yayınlanmış. Yabancı kitapların ikisi Fransız, biri de Ermeni tarihçi Arakel’e aittir. Ancak bu kitapların içinde doğru bilgiye sahip olan tek kitap, Fransa’da yaşamaya mahkûm ettiğimiz rahmetli Prof. Dr. Pertev Naili Boratav’ın “Halk Hikayeleri ve Halk Hikayeciliği” adlı kitabıdır.

Hocacan ( Hoçuvan) 36 Köyün Sancak Beyi. Kiziroğlu Mustfa Bey

Araştırmacılardan Fahrettin Kırzıoğlu, “Köroğlu” nu Aras boylarından veya Türkistanlı; Ümit Kaftancıoğlu da “Köroğlu”nu Erzincanlı olarak tanıtır.

Ancak gerçek Köroğlu Evliya Çelebi’nin Seyhatname’de de belirttiği gibi Bolu ilindendir.

Bolu yöresine beş kez gidip araştırmalarımı devam ettirdim. En sonunda Köroğlu’nun babası Yusuf’un evinin harabelerini bulmayı başardım. Bu harabeler halen Bolu’nun Gerede kazasının Dörtduvar nahiyesinin Aşağısayık köyündedir.

Köroğlu’nun şiirlerinde “Nallıhan” diye bir yer ismi geçer. Araştırmalarım sırasında gerçek “Nallıhan”ı da bulmayı başardım. Bunun hikâyesi de şöyle: Köroğlu yanına yiğitlerini alıp yola koyulmuş. İstirahat için bir handa konakladığı zaman atının nalının düştüğünü fark etmiş. Yiğitlerine, “İzi sürüp nalı bulun!” diye emir vermiş. Ancak nal kırılmış artık işe yaramayacak durumdaymış. Köroğlu, bu nalı hanın kapısına çakmış. O günden sonra da bu han, “Nallıhan” olarak bilinir olmuş.

Köroğlu’nun şiirlerinde “Gürcistan” dan bahis olunur. Gürcistan gezim sırasında bir gün Tiflis’teki Şarkiyat Üniversitesine gidip bilim adamlarıyla “Köroğlu” konusunda sohbet ettim. Bilim adamları, “Belgeler Köroğlu’nun buraya kadar geldiğini gösteriyor” dediler.

Köroğlu’nun Huruzat, Perizat ve Döne adında üç karısı varmış. Kiziroğlu Mustafa Bey’e yenilince Gürcistan’a sığınmış; orada da Telli Nigar’ı kendisine dördüncü eş olarak almış.

Köroğlu ve Kiziroğlu Mustafa Bey’in yiğitleri Suluçayır denilen mevkide karşı karşıya gelmişler. Kıyasıya geçen çarpışmalar yüzünden çok kan dökülmüş. O günden sonra “Suluçayır” adı “Kanlıçayır” olmuş.

“Kanlıçayır” mevki bugün benim tapulum mülküm içinde yer almaktadır.

Kiziroğlu Mustafa Bey etnik bakımdan Kürt asıllıdır. Köroğlu şöyle seslenir:

Geldi bize yoldaş oldu

Acemistan Kürt yiğidi

Üç yiğide baş olmuştur

Arar şimdi dört yiğidi

***

Kars’ın yetiştirdiği değerli şahsiyet Muzaffer Şamiloğlu, 27 Mart 2011 günü Ankara’da Hakk’ın rahmetine kavuştu. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun

 

About Post Author

About Post Author