Dikey örgütlenme modeli Makam ve mevkileri şahsileştiren parti içi demokrasiyi ve eşitlik ilkesini yok eden bir sistemdir.
Bu sistem güç odaklarının (hiziplerin) kendi aralarındaki iktidar olma mücadelesidir.
Özellikle Mahalli kaynakları elinde tutan Belediye başkanları bu nedenle parti içindeki hiyerarşik yapıyı yok sayarak (yetki sınırlarını aşarak) İl ilçe başkan ve delege seçimlerine müdahale etme hakkını kendilerinde görerek parti içindeki demokratik eşitlik ilkesini yerle ihsan ediyorlar.
- olağan genel kurulunda yaşananlar örgütlenme modelinin içinde barındırdığı zaafların ve hastalıkların pratikte yarattığı sonuçlardır. İstanbul belediyesinin kaynaklarını kişisel siyasi çıkarları için kullanarak, partiyi kendi siyasi geleceği için dizayn eden partide ağırlık merkezi olan İmamoğlu Kılıçdaroğlu ve ekibini tasfiye etmeyi başararak yeni bir dönem başlatmıştır.
Delege borsası olarak bilinen ve ülke gündemine oturan ve değişimcilerin kendi aralarında yaşadıkları maddi anlaşmazlıklar nedeniyle mahkemeye taşınarak 38.olağan kongresinin iptali istemi ile dava konusu edilmiştir.
Doğru bir örgütlenme modeli hayata geçirilmediği sürece bu sorunlar hep var olacaktır. Parti içi demokrasi, eşitlik ve Liyakat sadece kâğıt üstünde bir aldatmaca olmaktan öteye gidemeyecektir. Siyaseti zenginleşme aracı olarak gören, akçeli işlerle gündeme gelen, oturdukları koltuklardan kalkmayanlar işgal ettikleri makam ve mevkilerde oturmaya devam edeceklerdir.
AKP seçimle alamadıklarını araçsallaştırdığı yargı yoluyla almaya devam edecektir. AKP ve yargısı partimizin yaşamış olduğu bu dağınıklığı ve çatışmayı bir fırsata çevirerek Anayasal olmayan yol ve yöntemlerle halkın seçtiği başkanları ve meclis üyelerini görevden alarak, Kayyum eliyle istediklerini alarak, muhalif belediyelerinin kaynaklarını keserek düşman hukukunu uygulayarak elini kolunu bağlayacaktır.
Birlik ve beraberlik ile diyalog yoluyla karşılıklı olumlu adımlar atarak AKP yargısının bu oyunlarını bozmak yerine şaibeli olduğu söylenen bir kurultayla, İmamoğlu desteğinde yönetime getirilen gölge genel başkan Özgür Özel ve ekibini geçmişin yanlışlarından sorumlu tutmayan kimi çevreler Kılıçdaroğlu’nu Alevi ve Dersim’li kimliği üzerinden, “Proje kayyum”,” iktidar aparatı”, “Erdoğan’ın işbirlikçisi” olarak hedefe oturtup eleştiren bu çevreler her ne hikmetse Özgür Özel ve kurmay kadrosunu “sütten çıkmış ak kaşık” olarak göstermeye çalışmaktadırlar.
Sivas’ın ötesine gidemez denilen parti sağcı ve muhafazakâr kesimler başta olmak üzere, Kürtler ve farklı toplumsal kimliklerle kurulan doğru ve yakın ilişkiler sayesinde sıkıştığı dar seçmen kitlesinden çıkarak, gidilmez denilen yerlere giden partimiz iktidar alternatifi olmuştur.
İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri başta olmak üzere, 11 Büyükşehir Belediyesi kazanılmış, Özgür Özel’in sıkça sözünü ettiği ve kendisine mal etmeye çalıştığı “%25’lik cam küre” bu sayede kırılmış, birkaç belediye ise küçük oy farklarıyla kaybedilmiştir.
Böylece Erdoğan’ın İstanbul’u alan, Türkiye’yi alır iddiası, Kılıçdaroğlu ve ekibi döneminde gerçekleştirilerek, “Başarılmaz denilen başarılarak, ” Erdoğan’ın “yenilmezlik paradigması” 2019 yerel seçimlerinde yerle bir edilmiştir.
Kılıçdaroğlu’nun yanlış kararlarını ve tartışılabilir tercihlerini doğru bir zeminde durarak ilkeler üzerinden eleştirmek kuşkusuz demokratik bir haktır. Ancak İmamoğlu’nu ve gölgesi olduğu söylenen Özgür Özeli ve ekibinin de yanlışlarını görüp eleştirmek demokratik bir haktır. Başaramayanlar işgal ettikleri mevkileri bırakarak partide bir nefer olarak bizim gibi yollarına devam etmelidirler. Bir şartla; Bizans oyunlarıyla değil, delegeleri satın alarak değil, doğru yol ve yöntemlerle ve hak ederek.
Kılıçdaroğlu’nun aile bireylerine yönelik koro halinde hakaret edenler, Ermeni olmakla suçlayanlar, Atatürk düşmanı olarak gösterenler, elektrik direğine asanlar, silahla öldürmek isteyenler, yüzüne tükürerek boğarız diyebilecek kadar ileri giden genel başkan yardımcıları ve bazı milletvekilleri, ana avrat küfür edecek kadar küçülen YDK Başkanı ve maaşlı trollerin linç kampanyası. Bütün bu yaşanan haksızlıklara sessiz kalarak körleri sağırları oynayan genel merkez.
Özgür Özel diyalog yoluyla bu sorunları çözmek yerine, efelenerek ve üstenci bir tavır takınarak sorunları daha da derinleştiriyor.
Kendisine ve ailesine servet edinmemiş, dost ve akrabasına hiçbir yararlılık sağlamamış, canı pahasına inandıklarından geri adım atmamış Kılıçdaroğlu’nu hedefe koyarak, siyasi hayatını bitirmek isteyen, yazılı ve görsel basında onur cellâtlığı yapan bazı kalemleri ve akademisyenleri ibretle ve utançla izliyoruz. Unutmasınlar ki gerçeklerin er geç ortaya çıkma huyu vardır.
On üç yıldır birlikte yol yürüdükleri, dürüstlüğünden şüphe etmedikleri, linçlere ve kurşunlara hedef olmuş, ilerlemiş yaşına rağmen hak, hukuk ve adalet söylemi ile bu ceberut iktidarın antidemokratik uygulamalarına karşı Ankara’dan İstanbul’a kadar yüz binlerle birlikte yürümüş, safını yoksuldan, işsizden ve emekçiden yana belirlemiş, böyle bir iktidar döneminde kirlenmemiş, temiz kalmış Kılıçdaroğlu’nu kişisel ve siyasi ikballeri uğruna “aklını ve vicdanını yitirmiş” trollerin önüne atarak kirletmek ayıptır günahtır ve kabulü mümkün değildir.
Farklı toplumsal kimliklerle ve inançlarla Kılıçdaroğlu’nun kurduğu kapsayıcı ve kucaklayıcı ilişkiler belli ki bazı çevrelerde büyük rahatsızlıklara neden olmuş, bu kesimlerde bilinçaltı, güvensizlik ve dışlama ile karşılık bulmuştur. Bu konu ile ilgili ima ve ithamlar sadece iktidar yanlısı sosyal medyada ve yazılı medyada değil, tarafsız olduklarına inandığımız muhalif kanallarda ve muhalif çevrelerde açıkça dillendirilen bir konu olmuştur.
Kılıçdaroğlu’nun “partimi kayyuma bırakmam”, “DNA’sı ile oynamalarına müsaade etmem” ifadeleri partiyi içinden çıkılmaz bir yargı vesayetine terk etmeyeceğini ve konuyla ilgili sorumluluk almaya hazır olduğunu göstermek anlamında dile getirmiş olduğu ifadelerdir.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey Kılıçdaroğlu’nu hedef alan kolaycı düşmanlaştırma dili değil, tam tersine, sağduyu, adalet, muhalefet ve çoğulculuk zemininde yeniden kurulacak bir akıldır.
Özgür Özel ve A takımı, her itirazı “proje” ilan eden dar okumalardan çıkmadıkça kibirli ve üstenci davranışlarından vazgeçmedikçe, iktidarın değirmenine daha fazla su taşıyarak muhalefet bloğunu zayıflatarak bölünmesine neden olacağı gerçeği her haliyle ortadadır.
Dün toz kondurmadıkları Kılıçdaroğlu’na bugün “kılık değiştirmiş şeytan” deme cüreti gösteren eski yol arkadaşları Kılıçdaroğlu geleceğine “kayyum gelsin daha iyi” olur demekten geri durmuyorlar.
Bahçeli ve Murat Kurumdan medet bekleyen ve mekik dokuyan Afganistan’da NATO’nun ve ABD’nin güvenine mazhar olmuş 7 AY CHP’ye sözde genel başkanlık yapmış Hikmet Çetin’i ısrarla Kayyum olarak atanmasın isteyen Özgür Özel ve A takımı, 13 yıl genel başkanlığını yapmış Kılıçdaroğlu’na ise “Çekil git” yapmış Kılıçdaroğlu’na ilgilen” diyerek siyasi mücadele alanından tasfiye etmek istiyorlar.
Bugün bir eksikle partiyi yöneten Özgür Özel ve kadrosu geçmişte Kılıçdaroğlu ile aynı kararlara imza atan ve birlikte yol yürüyen A takımı değil mi? Peki, bunlar niye temiz, Kılıçdaroğlu niye kirli?
Yargısız infaz yaparak, birbirimizi farklılıklarımız üzerinden vurarak değil, farklılıklarımızı zenginliğe çevirerek, kucaklaşarak, topyekûn AKP’nin yargı darbesine karşı çıkarak, Cumhuriyeti kurtarmak olmalıdır.
Erdoğan ile “Yumuşama, müzakere ve Normalleşme süreci” başlatan Özgür Özel ve ekibi daha düne kadar yol yürüdükleri genel başkanı Kılıçdaroğlu ile uzlaşma zemini sağlamak ve güç birliği yapmak yerine ayrışmayı körükleyen kavga dilini tercih ediyorlar.
Bugün bir araya gelmeyenler biliniz ki (iki taraf için söylüyorum) Erdoğan’ın değirmenine su taşıyanlar olarak tarihe geçeceklerdir. İki tarafı da daha sorumlu daha yapıcı davranarak bu zor günleri geride bırakmaya çağırıyorum. Ülkenin geleceği Kılıçdaroğlu, İmamoğlu ve Özgür özelin kişisel ikballerinden ve kaprislerinden çok ama çok daha değerlidir.
Uzun zamandır yapılan bu tartışmaları kuşkusuz yalnızca bir liderlik tartışması olarak değil, demokratik dönüşüm arayışına, çoğulculuk zeminine ve eşit yurttaşlık fikrine yapılmış bir saldırı olarak görmekteyiz. Saygılarımla

