Amcam İsmail Akdemir’in ardından…
Aslında duble yollu gelişler–gidişler süreci olarak tasvir ve tarif edilecek fani-kaygısız dünyada doğumlar da, ölümler de olağan doğa olayları-gerçeklikleri gibi cereyan etmektedirler. Dünyaya gelenlerin sevincini doğrudan doğum olayını yaşayanlar hissederken; vedaların acısını da olaya kan bağı olarak yakın olanlar hissetmektedirler. Kendileriyle ilgili olana sevinirken, kendileriyle doğrudan ilgili olan ölüm olayına da üzülmektedirler. Mutluluk yakın çevreyi heyecanlandırırken, ateş düştüğü yeri yakar anlatımındaki gibi acı da yakında olanları etkisine alıp akislenmektedir.
Yazımızın başlığında vurgulandığı gibi mutluluk da uzakta olanları heyecanlandırmalı, üzüntü de uzaktakileri de etkilemeli. Ki bu diğerkâmlık tarifidir.
Yakınlarda, acı betimlemesiyle örtüşen bir üzüntüyü, derin üzüntüyü ben yaşadım.
28 Mayıs 2026 ‘da Amcam İsmail Akdemir derin bir acı ile bırakarak bizlere veda etti… Cenaze erkânına katılım yüksekti, üzüleni çoktu ve fakat doğaldır ki en derin acıyı biz 1.derece yakınları yaşadı, doğallıkla ben yaşadım…
Amcam İsmail Akdemir, yeğeni olarak -1.yeğeni olarak çocukluğumun kahramanıydı. Anne-Baba kadar seven birisiydi benim için. İlk yeğeni olmamdan dolayı diğer aile fertleri gibi çok mutluydu. Vefat haberinden hemen sonra birlikte yaşadığımız anlar, geçirdiğimiz zamanlar zihnimde canlanıverdi.
Mersin’de fırında çalışırken, Adana’ya bizleri ziyaretleri, Mersin’de yanında kalışlarım, 1978 yılında Aşık Mahzuni Şerif Konserine birlikte gidişimiz, yazları çalışmamız için bizlere iş buluşları, yiyecek-içecek alışları, futbol topu almaları sanki filme alınmış kayıtları izler gibi gözümün önünden aktılar.
Amcam ekmek ustasıydı, gastronomiyi iyi bilirdi, konuklara ikramı severdi, ızgaranın başında hep o olurdu…
Fırıncılığa ara verip Adana’da DSİ’ye işçi olmuştu. Dah sık görüşürdük, hamilik yapardı, ben Amcam diye tanıtmaktan; o da beni yeğenim diye tanıtmaktan mutlu olurdu. İlkokuldaki öğrencilik performansımı gururla herkese anlatırdı. Üniversite performansımı da, öğretim üyesi olmam ona büyük gurur verirdi..
İlkokul mezunuydu, arkadaşları ve yakın dostları üniversite mezunu mühendisler ve öğretmenlerden oluşurdu. Siyasete tutkuluydu. Üniversiteli dostlarıyla CHP’de politika yapardı. Bir dönem Adana’da İl Başkan Yardımcısı olmuştu. İlmi siyaseti, hitabeti, coşkulu anlatımı etkiliydi. Tartışma becerisi de güzeldi. CHP Parti Tüzüğünü okurdu, program hakkında bilgiliydi, donanımlı politikacıların peşinden giderdi. Cumhuriyet Gazetesi okurdu, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile telefon görüşmesini, Uğur Mumcu ile tanışmasını, Devlet Bakanı Mustafa Kul ile dostluğunu heyecanla paylaşırdı bizlerle. Mustafa Kul ile yakından çalışırlardı, Sayın Kul’ a vefatını haber verdiğimde çok üzüldü Sayın Mustafa Kul Bakanımız.
Amcam çok girişkendi,2 kez vize alarak Fransa’ya gitmişti. Birisinde birlikte yolculuk yaptık, kızı Nilgün’ ün düğününe katılmıştık. Sonrasında kızını ve kız kardeşini ziyaret için gitmişti. Avrupa gördü, vefatından sonra da Paris Pir Sultan Abdal Cemevinde diğer yeğeni Hamit Akdemir ve eşi Feriziye Akdemir ev sahipliğinde Taziye Merasimi organize edildi. Avrupa’nın merkezinde anılmış oldu ki, değerine uygundur…
Eğitimi sınırlı olmakla birlikte entelektüel kapasitesi güzeldi, kendisini okuyarak, haber programları izleyerek, konferanslara katılarak, tiyatroya giderek geliştirirdi. Bir defasında Sabancı Kültür Merkezinde Pir Sultan Abdal adlı tiyatro oyununu izlemiş ve izlenimini rahmetli dedem Hamza Akdemir’ e heyecanla aktarımına tanıklık etmiştim. Bu vesile anne-babasına sevgisi-saygısının yüksek olduğunu söylemeliyim. Babannem Gevrey Akdemir’in ve Dedem Hamza Akdemir’in yaşlılığa bağlı hastalıklarında hep yanlarındaydı, doktor doktor, hastane hastane gezdirirdi onları. Eminim dedem de babaannem de haklarını helal etmişlerdir. Zira hem dedem hem de babaannem amcamlarla yaşarlardı, onun evinde veda ettiler bizlere, devirleri daim ola, onların da ..Bu vesile rahmetli amcamın fedakar eşi, Gülcan Akdemir’i de anmalıyım ,zira dedem ve babaanneme fedakarlık derecesinde bakardı ,şikayetçi olmadan…Bu vesile dedem ve babaannemin benim üzerimde emekleri çoktur ,belki de bugünkü noktadaki özgüvenli duruşumu ,onların karşılıksız sonsuz sevgilerine borçluyumdur. İyi kötü hayatı bir yere getirişimiz belli ki-belki de pür dürüst amcama, dedeme ve babaanneme bağlıdır. Kim bilir haktan başka.
Dededen, babaanneden söz etmişken amcamı çok seven kız kardeşi, benim halam Şehriban Mermer’den de söz etmeliyim. Cenazede, dualarda içtenikli üzülüşü, teselli edilmesi, sakinleştirimesi zor ağlaması yürek parçaladı.”Kimsem kalmadı, bir kapım daha kapandı “ şeklindeki ağıdı da bizlerin üzüntülerini derinleştirdi…
Ölüm yazgısı önüne geçilmez gerçeklik de olsa görülebileceği gibi, feryadınızı, derin acınızı dindiremiyorsunuz. Âdeta fani –yalan dünyaya isyan ederek, Aşık Mahsuni Şerif’in “ Beni de Ye Gel Beni de” türküsünün size tercüman olmasını istiyorsunuz:
“ Pir Sultan Düştü Dara
Hüseyin’e Düştü Yara
Dokunma Zalimlere
Beni de Ye Gel beni De
Bunca Yiğidi Yedin
Bir Defa Gık Demedin
Arsızları Ellemedin
Beni de Ye Gel Beni De”
Pir Sultan vari Halk Ozanımız Mahzuni yine tercüman oldu, acımızı sızlattı, bir teselli verdi belki de. Umursamaz dünya dönmeye devam ediyor, tüm dünya yıkılsa da. Ne ki, acıyı durdurmak için dünyayı durduramıyorsunuz. Ne büyük liderler, ne büyük ozanlar, alimler veda ediyor da dünyayı yerinden kıpırdatamıyorsunuz…
Amcamla ilgili bir anekdot daha… Babamın ve amcamın DSİ’den şefleri Tuncer Amca, bir defasında babama ve amcama fırında seslenerek ,”ikiniz de bypaslısınız, fırında çok ekmek yiyorsunuz, sizleri kaybedersek öldüğünüzle kalırsınız,3 gün ağlarız unuturuz, kendinize dikkat edin” diye nasihat etmişti tam da diğerkam bir tutumla. Ne içten bir sevgi ve ikaz. Ne ki çok geçmeden bypaslı Tuncer Amcamızı yitirdik,o na da rahmet diliyorum..
Elbette ne güzel söylemiş Tuncer amcamız. Ancak 3 gün ağlanıp unutulacak türden bir kayıp değildir amcamız İsmail Akdemir’in vefatı, bizler veda edene kadar acısı ve kendisi bizlerle yaşayacak… Amcam çok popüler değildi elbette ama yakın çevrenin efsanesiydi, seveni-dostu çoktu. Ne diyelim, bizden önce giderek bizlere de yer ayarlayıp karşılayacak bizleri diyerek teskin edelim kendimizi…
Manevi mirası da güzel, fedakar bir eş,4 çocuk, 4 torun, bendeniz de dahil 7 yeğen, sevgiyle anacak, hatırlayacak yüzlerce dost ve canlar… Pir Sultan’a kulak verelim:
Hak Muhammed Ali geldi dilime
Mürvet günahıma kalma ya Ali
Külli günahımı aldım elime
Mürvet günahıma kalma ya Ali
Amcamızı sağ oldukça anacağız, hatırasını yaşatacağız elbette, yanı sıra mezarlık ziyaretlerinde mezarına bakanların okuyup tebessüm etmelerini teminen yazdım bu yazıyı, mezar taşına-mermerine monte edilecek bir yazıdır bu.Hakk’a yürüyen,Kamil insan olup Hakk’a göçen canlara,hakk ile hak olsunlar, ışıklarda uyusunlar diyelim. Hak, Muhammed, Ali yar ve yardımcıları olsun, Hızır yoldaşları olsun, sonsuzluğun sırrına ulaşan cümle canlarımızın devirleri daim ola…
Prof. Dr. Ali Akdemir. Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi aliakdemir@arel.edu.tr
Prof. Dr. Ali Akdemir,26 Haziran 2026
Yeğeni…
