İnsanlar karşılıklı olarak birbirleri ile helalleşebilirler, bunda bir sorun yoktur. Ancak başkalarının iradesinin hilafına helalleşmek zorlama bir yöntem olması nedeniyle, demokratik bir yöntem değildir. Bu nedenle toplumsal “helalleşme” denilen bu kavram “toplumsal çelişkileri ve haksızlıkları çözmeden ve yaşanmış mağduriyetleri gidermeden mümkün değildir.
Emekle sermaye arasındaki çelişkileri çözmeden, Bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarını gidermeden, savaşa karşı barışı savunmadan, ülkemizi soyan ve talan eden ve tüm birikimlerini satan halkımızı açlığa , yokluğa ve sefalete mahkum eden,örgütlenme özgürlüğünü,düşünce özgürlüğünü, din ve inanç özgürlüğü başta olmak üzere tüm özgürlükleri yasaklayan,ulusal egemenliği yok sayan, kutsallarımızı kullanarak kimlikler ve inançlar üzerinden toplumsal kesimleri ayrıştıran,cinsiyet eşitliğini yok sayan, doğamızı ve tarihi varlığımızı yok eden, akla ve bilime dayanan çağdaş eğitim yerine medrese eğitimi ni öngören “aklı hür, vicdanı hür nesiller” yerine kindar ve dindar gençlik yetiştiren, Kurucu iradeyi tanımayan ve dil uzatan bu Laik ve demokratik cumhuriyet düşmanı gerici, bağnaz ve ırkçı Siyasi İslamcılarla hesaplaşmadan helalleşmek mümkün müdür?
Sanki ülkemizde yaşanan tüm olumsuzlukların müsebbibi ve nedeni partimizmiş gibi bir algıya neden olan bu söylem, Laiklik karşıtı bloğun elini güçlendirmiştir. Oysa CHP si ülkeyi çok partili hayata geçirdiği günden bu yana, iktidar yüzü görmemiş, o günden bu güne kadar bütün toplumsal olayların mağduru olmuş bir partidir. Helalleşmek istediğiniz bu kesimler ise “Keş ki Yunan kazansaydı” diyebilecek kadar ulusal şuurdan yoksun ve 6.filoyu kıble bellemiş, cumhuriyetin kalelerini çökertmiş, Laik demokratik ve sosyal hukuk devletinin mezar kazıcılarıdır. Ülkemizde yaşanmış bütün toplumsal travmalara bu kesimler sebep olmuşken. Aklın, bilimin ve aydınlığın yeminli iflah olmaz düşmanları oldukları için, helalleşmek yerine tam aksine bu kesimlerle hesaplaşarak, toplumsal barışı muhalif tüm kesimlerle birlikte inşa etmeliyiz. Teokratik ve ırkçı bu anlayışla hesaplaşarak mahkum etmeden, geçmişin yaralarını sarmadan, bütün farklılıkları zenginlik kabul ederek eşitlenmeden, toplumsal barış olmaz. Türkiye cumhuriyeti devletini “Türk İslam sentezi” girdabından çıkararak ve bütün farklı kimlikleri, inançları ve yaşam tarzlarını kucaklayarak, acılarımızı ortaklaştırarak yeniden kucaklaşmalıyız.
Devlet yeniden demokratikleşerek, bütün kurum ve kurallarıyla geçmişin yaralarını ve tahribatlarını gidererek eşit vatandaşlık temelinde toplumsal barışı sağlamalıdır. Çünkü genel başkanımızın iyi niyetle kullandığı bu dini jargona la toplumsal uzlaşmayı ve barışı sağlamak mümkün değildir. İyi niyetli olmak yetmez ve sorunları çözemez çünkü bu ifade kendi için de sorun lu bir ifade olması nedeniyle hukuku değil dini referans noktası yaptığı için siyasi İslam’ın zeminini ve manevra alanını genişletirken, Laikliye gem vurarak, hukukun üstünlük alanını daraltmaktadır. Kuşkusuz iyi niyetle söylenmiş olan bu söylem toplumsal kesimlerde farklı algılara ve tepkilere neden olmuştur. Sayın genel başkan bu söylemi parti içinde tartışmaya açmadan, tabanın ve değişik kesimlerin katkılarını almadan ve içini doldurmadan aceleci davranarak gündeme taşıdığı için, önü ve arkası gelmeyen tartışmalara neden olmuş ve bu nedenle kendi işini bir anlamda zorlaştırmıştır. Bir süredir muhalefetin doğru götürülen politikalarını bu anlamda zora sokmuştur. Demokratik merkeziyetçilik ilkesini esas almayan bu anlayış bir kere daha parti içi demokrasiyi gündeme getirmiştir.
Helalleşmek ifadesi yerine hukuku referans alan ifadelerle toplumsal yüzleşme ve hesaplaşma evrensel hukuk normları çerçevesinde, bağımsız ve tarafsız yargı marifetiyle yapılmalıdır. Soyut ve mücerret söylemlerle değil, hukukilik prensibi esas alınarak yapılmalıdır, aksi takdirde siyasi İslam’ın tuzağına düşmüş oluruz. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana geçmişin muhasebesini yaparak haksızlığa uğramış tüm toplumsal kesimler ve bireylerle barışmak gelecekte inşa edilecek Laik demokratik devletimizin kaçınılmaz tarihi bir sorumluluğu ve görevi olmalıdır.
O zaman; Bu ülkede başta mağdur edilmiş bireyler olmak üzere tüm toplumsal kesimlerle bir daha bu travmaları yaşamamak üzere barışmak olmalıdır.
Önümüzdeki süreçlerde yapılacak yüzleşme, hesaplaşma ve barışma tek taraflı olmayacak karşılık lı özveriler ve fedakarlıklar la yapılmalıdır. Bu sorumluğu tek taraflı olarak sadece CHP ne yüklemek bu nedenle büyük bir haksızlıktır ve doğru değildir. Bu süreç Mustafa Suphi ve 14 arkadaşının uğradıkları katliamdan başlatılarak günümüze kadar uzanan bütün toplumsal kesimleri ve tüm mağdurları kapsamalıdır. Bu toplumsal yüzleşme ve hesaplaşma başta ülkemizi soyup soğana çeviren, talan ve yağmalayan akıl ve bilimden uzaklaştıran, kendi ordusuna kumpas kuran, kurucu iradeye dil uzatan orta çağ karanlığına sürükleyen ve de kutsallarımızı araçsallaştıran İslam Şeiatçıları ve Irkçılarla yapılmalıdır. Bunu yapmanın tek yolu Laik demokratik bir devletin bağımsız ve tarafsız mahkemelerinde bu kesimleri yargılamakla olur. Farklı Kimliklere ve farklı yaşam tarzlarına karşılıklı saygı göstermek elbette bütün kesimlerin olmazsa olmazı olmalıdır. Her kes olduğu gibi yaşamalıdır. Nazımın diliyle söylersek: bir ağaç gibi hür ve özgür, bütün orman gibi kardeşçe yaşamak, bu hasret barış içinde birlikte yaşamak isteyen tüm kesimlerin!!

