GÜCÜN KARİZMASI VE PANZEHİRİ

GÜCÜN KARİZMASI VE PANZEHİRİ

Mücahit Özden Hun. Yazdı

Güç, insanoğlunun varoluşundan bu yana hem hayranlık hem de ihtiyatla yaklaştığı bir olgudur. İlkel topluluklardan modern devletlere, aile içi ilişkilerden küresel şirketlere kadar her düzlemde gücün varlığı hissedilir. Sadece siyasi iktidarı değil, bir şirkette yönetici olmayı, bir dernekte başkanlığı, hatta bir köyde muhtarlığı bile kapsar. Güç, kimi zaman insanlara ilham veren, kimi zaman onları yozlaştıran bir manyetik alan gibidir. Onun çekimine kapılanlar için hedef, çoğu zaman sadece elde etmek değil, elde tutmaktır.

Karizmanın Kaynağı

Gücün karizması hem psikolojik hem de sosyolojik köklere dayanır. Psikoloji, bunu “hakimiyet ihtiyacı” ve “kendini gerçekleştirme arzusu” ile açıklar. İnsan, güce sahip olduğunda çevresini şekillendirebileceğini, olayların seyrini değiştirebileceğini hisseder. Bu, ona yalnızca güven değil, aynı zamanda görünürlük kazandırır. Toplumun gözünde güç sahibi olmak; saygınlık, prestij ve kalıcılık demektir. Birçok kişi için bu, maddi kazançtan bile daha cazip bir ödüldür.

Tarihsel olarak bu durum değişmemiştir. Eski Mezopotamya krallarının “tanrıların yeryüzündeki temsilcisi” sayılması, Roma imparatorlarının adlarının anıtlara kazınması, Osmanlı padişahlarının “zıllullah” yani “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” olarak anılması hep aynı ortak duygunun yansımalarıdır. Modern çağda ise bu, devlet başkanlarının, CEO’ların ya da medya imparatorlarının kamuoyundaki görünürlüğünde hayat bulur.

Tarihsel Anekdot

Napolyon Bonapart, iktidarının zirvesindeyken “Ben imparatorum çünkü siz bana inanıyorsunuz” demişti. Gücün dayandığı bu inanç, aslında onun en kırılgan noktasıydı. O inanç kaybolduğunda, Waterloo’da olduğu gibi, imparatorluk da sona erdi.

Günlük Hayatta Güç

Gücün tezahürleri yalnızca devlet yönetiminde değil, ailede ve iş yaşamında da görülür. Aile içinde güç, genellikle karar verme yetkisi ve otorite biçiminde ortaya çıkar. Bazı ebeveynler, çocukları üzerinde kurdukları denetimi “koruma” kisvesi altında meşrulaştırır. Oysa bu, zamanla bireysel gelişimi bastıran, yaratıcılığı körelten bir baskıya dönüşebilir. İş dünyasında ise güç, yönetim kademelerinde yoğunlaşır; kimi liderler bu yetkiyi ekiplerini geliştirmek için kullanırken, kimileri için bu durum, kontrol ve korku mekanizmalarının aracı olur.

Güç ve Psikoloji

Güç, insana tatmin verir çünkü onu diğerlerinden ayırır, öne çıkarır ve çoğu zaman “değerli” hissettirir. Alfred Adler’in “üstünlük kompleksi” teorisi bu durumu açıklamada önemli bir anahtardır: İnsan, doğuştan gelen eksiklik duygusunu aşmak için başkalarına hükmetme eğilimi gösterir. Michel Foucault ise gücü sadece “bir şeylere sahip olmak” değil, “ilişkiler ağı içinde sürekli üretilen bir olgu” olarak tanımlar. Yani güç, tek başına bir nesne değil, insan ilişkilerinin dokusuna işlemiş bir dinamiktir. Bu durumu Machiavelli şu cümleyle destekler: “İnsanlar, sevgiden çok korku ile yönetilmeye daha yatkındır.”

Panzehir Mümkün Mü?

Gücün cazibesi karşısında “panzehir” arayışı, insanlık tarihi kadar eskidir. Platon, Devlet’te ideal yöneticinin “görevden kaçan ama görevi kabul eden kişi” olduğunu söyler; yani güç hırsından arınmış, görevi bir yükümlülük olarak gören lider. Modern dünyada ise panzehirin adı “etik”tir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık, gücün yozlaştırıcı etkilerini azaltan en önemli ilkeler olarak öne çıkar. Bu konuda Spinoza’nın şu sözü önemlidir: “Güç, aklın rehberliğinde kullanıldığında özgürleştirir.”

Bireysel düzeyde panzehir, “öz denetim”dir. İnsan, gücü elde ettiğinde onun geçici olduğunu, asıl kalıcılığın ahlaki mirasta yattığını kavrayabilirse güç, yıkıcı değil, yapıcı bir araca dönüşür.

Güç Yarışının Bedeli

Birileri güç sahibi olduğunda, çoğunluk kendini değersiz hissedebilir. Bu, toplum içinde kıskançlık, rekabet ve huzursuzluk üretir. Bazıları ise bu yarışa dahil olmak için enerjisini, zamanını, hatta onurunu feda eder. Sonuçta kazanan sayılı kişi olurken, kaybedenler çoğunluğu oluşturur. Fakat tarih gösteriyor ki gücün en kalıcı biçimi, başkalarının gönlünde yer etmekten geçer. Bu tanımı da bize Nelson Mandela verir: “Gerçek liderlik, insanlara hizmet etmektir, onlara hükmetmek değil.”

 

SONUÇ

Güç, insanın hem yaratıcı hem de yıkıcı potansiyelini açığa çıkaran bir sınavdır. Onun karizması inkâr edilemez; fakat panzehiri aramak, her çağda ahlaki bir görevdir. Gücü elinde tutanlar için asıl mesele, onu ne kadar süre korudukları değil, onu ne amaçla ve nasıl kullandıklarıdır. Çünkü bir gün herkes gider, fakat geriye ya hayırla ya da lanetle anılacak bir miras kalır.

  1. Ağustos 2025

About Post Author

About Post Author