ENGELLİ YURTTAŞLARIMIZ VE SORUMLULUKLARIMIZ!!

ENGELLİ YURTTAŞLARIMIZ VE SORUMLULUKLARIMIZ!!

Gözü kan bürümüş, halk düşmanlarının ve savaş bezirganlarının haksız savaşları, mazlum halkları ya kitlesel ölüme, ya kitlesel göçe, ya da kitlesel engelli olmaya mecbur bırakıyor. Ülkemiz de iş kazaları nedeni ile, binlerce insan, ya ölmekte, ya da sakat kalmaktadır. Tabi ki yaşamın içinde teknolojik gelişmelerin kendisi ile birlikte getirmiş olduğu riskler, umulmaz kazaları ve sonuçları kaçınılmaz kılıyor. İnsan engelli hale genellikle, doğumla, birinci derecede akraba evlilikleri nedeniyle ya da sonra dan karşı karşıya kalacağı kazalar, savaşlar ve iş kazaları nedeniyle olmaktadır. Bu risklerin büyük çoğunluğunu çevre kirliliği, haksız savaşlar, iş kazaları, çarpık kentleşme ve sanayileşmenin getirdiği sorunlar oluşturmakta dır. Engelli insanların yaşadıkları sorunlar sadece kendilerini değil; ailelerinin, çevrenin, toplumun, kısaca tüm insanların ortak sorunudur. Bu nedenle engellilere hizmet götüren kamu sektörü, özel sektör ve gönüllü sivil toplum örgütlerinin güçlendirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bir ülkenin kalkınmışlığı kendi engelli yurttaşlarına gösterdiği yakınlık ve sağladığı yaşam koşulları endeksi belirler. Unutulmasın ki sosyal devletin ve yerel yönetimlerin en önemli asli görevlerinden birisi bu kesimler lehine “pozitif ayrımcılık” yaparak onlara yaşamı sevdirmek ve yaşamdan kopmalarını engellemektir. En önemlisi bu yurttaşlarına yaşayacakları “engelsiz hayat hakkını temin etmektir”. Her bir insanın yaşam sürecinde yaşayacağı menfur hadiseler ekonomik ve sosyal açıdan bünyemizde fiziksel ve manevi dünyamızda psikolojik tahribatlara ve onarılması güç travmalara neden olmaktadır. Maddi ve manevi olarak engelli konuma gelenler den çok şeyler alıp götürmektedir. Günlük yaşamımızda yaşadığımız her trajik olay, bize adeta bir ders niteliğinde olmalıdır. Asıl olması gereken bu hadiseler den çıkaracağımız derslerdir. Öncelikle haksız savaşlara, çevre kirliliğine, iş kazalarına ve çarpık kentleşmeye karşı durmaktan geçer bunun yolu. Depremler ve doğal felaketleri göz ardı yapmadan. Her kesin, beklenmedik anda ve zamanda bu riskler karşısın da engelli olma potansiyeli vardır. Gerek doğuştan, gerekse sonradan engelli olmuş insanlara em-pati yapmak ve onları anlamak başlıca görevimiz olmalıdır. Onlara acıyarak, sadaka kültürüne mahkum ederek değil, onları üretime katarak,önce balık yakalamayı, sonra balık yemeği öğretmeliyiz..En önemlisi Onların yaşam koşullarını kolaylaştıracak bütün alt yapıların oluşturulmasını sağlayacak önlemlerin ve tedbirlerin alınması için, bütün kurum ve kuruluşları buna zorlamalıyız.. Gerek özel teşebbüste, gerekse kamu kuruluşlarında, engelli her insana istihdam edilmesi için öncelik tanınmasını sağlamak ve bu uğurda mücadele etmeliyiz.. Hele, hele, ülkemizde engelli yurttaşlarımızın bu pandemi döneminde ne kadar büyük zorluklarla karşı karşıya olduklarını düşünürsek, hayatın onlara zorluğunu daha iyi anlamış oluruz. Başta İnsan hakları Evrensel Beyannamesi olmak üzere, bir çok belge engelliler sorununu temelde bir insan hakkı olarak ele almaktadır. Bizim anayasamız ve yasalarımız da engellilere ilişkin olarak evrensel değerlerle paralel düzenlemeleri ön görmüş, devleti engellilerin sorunlarına yönelik yükümlü kılmıştır. Ne yazık ki devletin evrensel ölçülerde engellilerini sahiplenme çabası toplumsal bilinçlenme ve kamuoyu desteği de dahil olmak üzere henüz beklenen boyutlara ulaşmamıştır. Kaderci ve çağdışı bir bakış açısı ile değil, sosyal devleti önceleyen bilimsel bir bakış açısı ile engelli yurttaşlarımızın sorunları çözülmelidir.

 

About Post Author

About Post Author