İŞTE HAYAT!
Birisi 98 yaşında, iki yılı kalmış “Dalya” demeye… Ardahan’ın Cincirop köyünde arıcılık yapıyor. Soyadı gibi, “Arıcı”dır o. Bir ömürdür bal üretir, bir ömürdür hayata hayat katar. Ardahan’ın kültürel yaşamının, sosyal yaşamının en önündedir. Öğretmenlik de yaptı, Türk Hava Kurumu Başkanlığı da…
Bal kız, fidan oğullar verdi feleğin cırnağına… Hayata küsmedi; ülkesini, bugünü ve yarını düşünmekten vazgeçmedi… Diğeri 90 yaşında, yazları Ardahan’ın Ölçek Köyü’nde, büyük oğlu Alper ile yaptıkları evde oturur. Bir ömrünü kocası Dursun’un, oğullarının ardında, cezaevi ve mahkeme kapılarında geçirdi. Yemek taşıdı, tertemiz yıkayıp ütülediği, üzerine kolonyalar serptiği temiz çamaşırlar taşıdı. Direndi, hak aradı; sıkıyönetim komutanlarının, polis makamlarının, avukatların kapılarını yol yaptı kendisine; hiç kimseye boyun eğmedi, yalvarmadı. Duruşmalarda, görüşlerde yalnız bırakmadı ardı ardına ülkeleri için mücadeleye çıkmış, tutuklanmış, işkence görmüş, sürülmüş kocasını, oğullarını… Onlara kol kanat gerdi. Evinin tertemiz, disiplinli, üretken kadını oldu… Onlarca yıl öğretmenlik yaptı, köylerde, oturduğu semtlerde örnek insan olarak gösterildi. Hâlâ bir başına, dimdik yaşar, yanına gelen oğullarının üst başlarını yıkar, kahvaltılarını hazırlar, köydeki komşusu çocuklara, kadınlara, kızlara, adamlara ışık tutar…
İkisi de unlarını eleyip eleklerini asmamışlar. Yurt ve insan sevgisi ile dolu yürekleri. Bugüne de yarına da sözleri var…
Cılavuzlu, Cılavuz Köy Enstitüsü çıkışlı yoksul köylü ve yetim memur çocuklarıydı onlar…
Köy Enstitüleri iyi miydi, kötü müydü? Köy Enstitüleri başarılı mıydı, başarısız mıydı? İşte hayat söylüyor. Görmeyenler, kiraya verdikleri akıllarıyla kendilerini adam yerine koyanlar, yalan ve talan politikalarının kuyruk sokumunda üç kuruş karşılığı yar arayanlar, çoluk çocuğu işsiz kalmış, millet malını yemekten gözü doymamış bezirgânlara tuttuğu alkış karşılığı aldığı üç kuruşu kendileri için nimet sayanlar, alsın gözlerine soksun, alsın kulaklarına, alsın başka bir yerlerine tıksınlar.
- Dursun Akçam Kültür ve Sanat Günleri için, Cılavuzlu, evinin ve altı yaşındaki kızının gözünün önünde eli kanlı kafasız katillerce, emperyalizme ve faşizme uşaklık edenlerce “komünistlik” ten kurşunlanmış, derlediği “Evreşe Yolları Dar,” “Yüksek Yüksek Tepelere Ev kurmasınlar” türküleri, yazdığı “Köroğlu Kolları”, anası Güllü’den dinleyerek yayınladığı “Tek Atli Tekin Olmaz” masalları, “Yelatan” romanları, “Dönemeç” öyküleri yetim kalmış, radyolardan duyurduğu “Bu Yurdun Sesi” programları susturulmuş Cılavuzlu Ümit Kaftancıoğlu’nun gelini, mücadele insanı, meslektaşım, arkadaşım Dr. Canan Kaftancıoğlu’nun aracılığıyla Ardahan’a gelerek oradan yayın yapan Serhan Asker’in GÖRKEMLİ HATIRALAR programı bu iki Cılavuzlu çınar öğretmeni bütün Türkiye’ye tanıttı… Okul arkadaşı onlar; öğretmenlik, mücadele insanlığı, aydınlık yollar yoldaşı onlar. Her ikisinin de yurttaşlarına, yurtlarına söyleyecek daha çok sözleri var…
Bütün ülke tanıdı onları; program izlenme rekorları kırdı. Yalnız onları değil, dünyanın en zengin kır çiçeği coğrafyasına, en güzel doğasına sahip Ardahan’ın Kura nehrinin Çoruh’a aktarılacağını da duydu insanlarımız ( kutsal kitapların cennet coğrafyasına ihanetin daniskasıdır bu işlem)… Halk Tv izleyicileri, Dursun Akçam’ı, Ümit Kaftancıoğlu’nu, Damal bebeklerini, Ardahan balının, kazının, etinin, sütünün değerini de öğrenme olanağı buldu…
Bu ülke, bu dünya finans kapitaliyle kucaklaşmaya çıkarken, yedi bin yıldır Anadolu’da üreticiyi sömüren, sülük gibi kanını emen, din bezirgânlığıyla politika madrabazlığını birleştirmeyi çok iyi başaran, Cumhuriyet’in de diş geçiremediği, yıkamadığı tefeci-bezirgân zümreyi de yanına alan besleme finans kapitalistler kıydı o güzel KöyEnstitüleri’ne… Şimdi de arsızca, nursuzca coğrafyaya, doğaya kıymayı sürdürüyorlar. Denizlerimizi musilaj kapladı, Kaz Dağları’nın güzel ormanlarını emperyalist tekeller ve yerli ortakları tıraşladı… Bütün yurtta dereler tutuklandı, ovalar, dağlar, tarım alanları asfaltlandı, betonlandı. Şehirlerde nefes alacak yer kalmadı… Kırlarda üretici kan ağlıyor…
Yetsin artık bu yalan ve talan düzeni… Bu ülke bu karanlıktan çıksın, örgütlensin üreticiler, daha çok sesini çıkarsın yurdunu ve ülkesini sevenler, insanı insan, coğrafyayı coğrafya olarak görenler… Bitsin artık her şeyi ticaret, her şeyi para sananların, her şeyi çıkar nesnesi olarak kullananların devri…
Al işte hayat konuşuyor. Duyun çınar öğretmenlerin ve hayatın söylediklerini…
Gününüz aydın olsun…

