Refik Saydam, cephe gerisinde frengi ve sıtma, sağlıkta devrim
Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nde 22 Mart 1921 tarihinde o günün Sağlık Bakanı Refik Saydam’la yapılan bir söyleşi yayımlanmış.
Tarihe dikkat ediniz, 22 Mart 1921, Kurtuluş Savaşındayız. Savaştayız ama cephe gerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, salgın hastalıklarla da ciddi bir mücadele veriyor.
Evet okuyalım:
Cazim Gürbüz’den Yeniden aslına Dönerek Görev Başına Davet…
“S-Anadolu’nun birçok yerlerinde ırkımızı kemiren frengi hastalığına karşı ne gibi mücadelede bulunulacaktır?
C-Frengi mücadelesinde elimizdeki esas kanunlar dayanarak iş görebilmek için teşkilatımızı maddi ve manevi esaslar dahilinde genişletmeye muhtacız. Bugün ülkemizin her tarafı frengi tehlikesi altındadır. Bununla mücadele için yalnız ilaç ve doktora dayanmak, yalnız ondan ümit beklemek, amacı tamamen sağlayamaz. Bulaşmanın sınırlanmasını ve zararlarını gösteren tavsiyelerine, aile ve muhit tavsiyelerinin de eklenmesi lazımdır. Şunu bilmek gerekir ki, doktorun görevini en çok kolaylaştıran sosyal teşkilattır.[1]
S-Sıtma da ülkemizde öteden beri en büyük yıkımını gerçekleştirmektedir. Buna karşı ne yapılmak isteniyor?
C- Bu hastalığı bize daimi olarak veren kaynaklar kurutulmadıkça, onları kurutacak vasıtalar sağlanmadıkça, bizim görevimizi sadece sıtmalıyı tedaviyle sınırlı kalacaktır. Tabii mümkün olan, bugünkü maddi vasıtalarla yapılması imkân dahilinde olan teşkilatı ve mücadeleyi yapacağız. Bugün elimizdeki vasıtalarla sıtmayı tedaviye uğraşıyoruz. Hatta şimdiye kadar yapılan mücadele ve bilinçlendirmeyle Kinin kullanılması pek çok yayılmış, aylık sarfiyat önemli bir toplama ulaşmıştır. Kinin bugün dünyada en değerli metalar arasına girmiştir. Bizim bunu sağlamak ve parasız dağıtmak için ödeneğimiz olduğu gibi, ‘devlet kinini’ adı altında sermeyesi karşılığı satılan bir türü de vardır. İmkânlarımız derecesinde daha çok kininin sağlanması ve dağıtımına çalışacağız. Muhacirin Genel Müdürü de bu faaliyetlerimize yardım etmektedir. Burada Hilal-ı Ahmer Cemiyeti’nin (Kızılay Derneği) de pek değerli yardımını övgüyle anmak zorundayım.
S-Serum hazırlıkları için ne gibi girişimler mevcuttur?
C-Şimdi Sivas’ta mülki ve askeri uzmanlar Anadolu’nun muhtaç olduğu çiçek, karahumma, kolera, dizanteri aşılarını istediğimiz kadar hazırladığı gibi, serum için de çalışmaktadırlar. Fakat serum, aşı gibi süratle elde edilemeyeceğinden bir süre bekleyeceğiz. Başaracağımızı ve harice ihtiyaç duymaktan kurtulacağımızı kuvvetle umuyorum.”[2]
Ama biz Refik Saydam’ın yaptıkları hakkında daha fazla bilgi verelim ki, Cumhuriyet’in sağlık devrimi daha iyi anlaşılabilsin.
[1] Bu mücadele uzun yıllar sürmüştür. Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye’sinin önde gelen sağlık uzmanı Hulusi Behçet’in 1934 Üniversite açılış dersinde kendisine seçtiği konu, “Deri ve Frengi Hekimliği” idi. Frengi hastalığı Osmanlı’da muhafazakârlığı ile bilinen iki vilayette doruk yapmıştı. Bu vilayetlerin en başta geleni Kastamonu idi. Öylesine yaygındı ki bu hastalık, mücadele için zührevi hastalık uzmanı Von During İstanbul’a getirtilmiş ve Kastamonu’daki faaliyetin başına geçirilmiştir. 10. Yüzyılın başında hastalığın yayılmasına hâlâ engel olunamamıştı. Nitekim Kasım 1903 tarihli Teftiş Heyeti’ne ait telgrafta, başkente, Kastamonu’daki frengi salgınının köylere kadar yayıldığı ve nüfusu tehdit eder derecede tahrip ettiği, merkez vilayetten Bartın’a kadar yapılan teftiş esnasında görüldüğü bildirilir. Osmanlı’da diğer bir önemli frengi merkezi Erzurum’du. 23 Eylül 1886’da Erzurum’daki askeri hastanede bulunan hastaların yarısı frengi olduğu gibi hastalık kaza ve köylerde de yayıldığından gerekli tedbirleri almak üzere harekete geçilir. Anadolu’da frengi hastalığı görülen diğer iller şunlardı: Sinop, Zonguldak, Tokat, İzmir, Ordu, Samsun, Giresun ve Ankara…
[1] Sabahattin Özel-Işıl Çakan İbrahimoğlu-Türk Devrimi Mülakatları
“Ankara’da 23 Nisan 1920’de açılan ilk Büyük Millet Meclisinde Dr. Refik Saydam Doğubayazıt milletvekili olarak siyasi hayatına başladı. 11 Mayıs 1920’de yeni kurulan Meclis Hükümetinde Millî Savunma Bakanlığı Sağlık Dairesi Başkanlığına atandı. 8 Eylül 1920’de de Milletvekili olması nedeniyle, Büyük Millet Meclisince kabul edilen bir kanun gereği bu görevden istifa etti. 1 Mart 1921’de Yarbaylığa terfi ettikten sonra 10 Mart 1921’de Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı (SSYB) oldu.
Cumhuriyet’in 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilmesinden sonra Dr. Refik Saydam yeniden Sağlık Bakanlığına getirildi. 1921-1937 yılları arasında 5 defa Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı görevinde bulundu. Böylece, Cumhuriyet döneminde en uzun süre Sağlık Bakanlığı yapan (14 yıl 6 ay) kişi olarak Cumhuriyet tarihinde yerini aldı. Dr. Refik Saydam ayrıca, kısa süre Eğitim, Maliye ve İçişleri Bakanlıkları da yapmıştır.
Soyadı Kanununun 21 Haziran 1934’te kabul edilmesi üzerine Atatürk tarafından kendisine, yaşantısına ve karakterine uygun “Saydam” soyadı verildi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün, 10 Kasım 1938’de ölümünden sonra ikinci Cumhurbaşkanı olarak seçilen İsmet İnönü döneminde kurulan ilk Hükümetin (Celal Bayar Hükümeti) İçişleri Bakanlığına Dr. Refik Saydam getirildi. Celal Bayar’ın, 25 Ocak 1939’da Başbakanlık’tan istifa etmesi üzerine Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından yeni hükümetin kurulma görevini Dr. Refik Saydam’a verdi. Dr. Refik Saydam böylece, 25 Ocak 1939 tarihinde Başbakan oldu.
Dr. Refik Saydam’ın Başbakanlığı, II. Dünya Savaşı sancılarının ve ekonomik buhranların ülkeleri sardığı, savaşın sınırlarımıza kadar geldiği yıllara rastladı. 3 yılı aşan Başbakanlığı döneminde (1939-1942) de aynı feragat, sabır ve ciddiyetle çalıştı.
Dr. Refik Saydam ve Sağlıkta Devrim:
Dr. Refik Saydam’ın Sağlık Bakanı olduğu günlerde Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri salgın hastalıklardı. 13 milyon civarındaki nüfusun yaklaşık % 80’i çeşitli salgın hastalıkların pençesindeydi. Doktor ve sağlık personeli sayısı çok yetersizdi. 1923’te ülkede 500 civarında doktor vardı. Sağlık işlerinin çok ciddi bir yaklaşımla ele alınması gerekiyordu.
Dr. Refik Saydam, Sağlık Bakanlığı döneminde öncelikle güçlü bir sağlık teşkilatı kurmak için yasal altyapıyı hazırlamak istedi. Onun Bakanlığı döneminde sağlık konusunda 51 kanun 18 tüzük çıkarıldı. Bu kanunlar arasında; Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, SSYB Teşkilât ve Memurin Kanunu, Tıp ve Tıp Meslekleri İcra Kanunu, Frengi ve Sıtma Mücadele Kanunları, Özel Hastaneler Kanunu, Türk Kodeksi Kanunu, Eczacılar ve Eczaneler Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü Kanunu, Mecburi Hizmet Kanunu, Belediye Kanunu, Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun, Çeltik Ekimi Kanunu, ilk akla gelenlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlık teşkilatının temeli ve Sağlık Bakanlığı’nın bugünkü yapısı büyük oranda Dr. Refik Saydam döneminde çıkarılan bu yasal altyapının üzerine oturmuştur.
Dr. Refik Saydam’ın en büyük başarılarından biri de Ankara’da Hıfzıssıhha Müessesesi’nin kurulmasıdır. 1928’de Sivas ve Ankara’daki Kimyahanelerin birleştirilerek, TBMM’ne sunulan 1267 sayılı kanun kabul edilerek 27 Mayıs 1928 tarihinde Hıfzıssıhha Müessesesi (Enstitüsü) kuruldu. Kurum binası inşaatlarına 1927’de başlandı ve 1933’te tamamlanıp çalışmaya başlandı.
Burada kimya, bakteriyoloji, imminobiyoloji ve farmakoloji (ilaç bilimi) bölümlerinden oluşan birimler oluşturuldu ve ilk aşamada 14 uzman ile 40 yardımcı görevlendirildi. Hıfzıssıhha’nın kuruluşundan bir yıl sonra ürettiği serum miktarı ihtiyacı karşılamaya yetecek düzeydeydi. Kurum, 1934’te kuduz aşısı üretti. 1935’te Farmakoloji Şubesi kuruldu ve ilaç üretimine geçildi. 1936’da Hıfzıssıhha Okulu açıldı. 1937’de kuduz serumu üretildi. 1938’den itibaren Yunanistan’a, Suriye’ye, Irak’a tetanos ve difteri serumları, Çin’e bir milyon kişiye yetecek kadar kolera aşısı gönderildi. Kuruma, 10 Ağustos 1942’de Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi adı verildi. Burada 1947’de biyolojik kontrol laboratuvarı kuruldu. Bir aşı istasyonu açıldı. BCG aşısı üretimine geçildi. 1948’de viroloji ve virüs aşıları şubesi hayata geçirildi. 1950 yılında inflüenza Laboratuvarı Bölgesel Enflüanza Merkezi olarak Dünya Sağlık Örgütü tarafından referans merkezi olarak tanındı.
Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlık alanında en büyük ihtiyacı hekim yetiştirmekti. Hekimlerin yetiştiği bir tane Tıp Fakültesi vardı. O da İstanbul Tıp Fakültesi idi. Bunun için en uygun yer Ankara idi. Tıp Fakültesine geçiş için Hıfzıssıhha Mektebi bir geçiş dönemi olacaktı. Uzun süren bir çalışmanın sonunda (1924-1945) Ankara Tıp Fakültesi açıldı. Temel Tıp Bilimleri dersleri Hıfzıssıhha Mektebi’nde verildi. Tıp Fakültesi 1953 yılında Cebeci kampüsüne taşınıncaya kadar Dekanlık Ord. Prof. Dr. Abdülkadir Noyan Paşa’nın idaresi altında, yine Hıfzıssıhha Mektebinde faaliyet gösterdi.
Ülke insanlarının sağlığının korunmasını yürütmek, bu sahada hekimleri istihdam etmek üzere 1923 yılında mecburî hizmet kanununu çıkarırken bir yandan da 1924 yılında tıp öğrenimini özendirmek ve maddî imkânları yetersiz yurt çocuklarına okuma fırsatı vermek için Yatılı Tıp Öğrenci Yurdu açtırdı. 1942 yılında, bu yurdun öğrenci kapasitesi bini buldu.
Dr. Refik Saydam’ın Sağlık Bakanlığı döneminde salgın hastalıklarla başarıyla mücadele edildi. Hıfzıssıhha Müessesinde üretilen aşılarla ve serumlarla hastalar tedavi edildi, pek çok hastalığın kökü kurutuldu.
Dr. Refik Saydam, hastane işletmesi konusunda belediyelere örnek olmak için Ankara, İstanbul, Sivas, Erzurum ve Diyarbakır’da “Numune’ Hastaneleri” açtı. Ayrıca yurdun çeşitli yerlerinde doğum ve çocuk bakım evleri ve dispanserler kurdu.
Ülkemizdeki ilk verem sanatoryumu da Dr. Refik Saydam’ın Sağlık Bakanlığı döneminde 1924’te Heybeliada’da açıldı.”[3]
[1] Bu mücadele uzun yıllar sürmüştür. Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye’sinin önde gelen sağlık uzmanı Hulusi Behçet’in 1934 Üniversite açılış dersinde kendisine seçtiği konu, “Deri ve Frengi Hekimliği” idi. Frengi hastalığı Osmanlı’da muhafazakârlığı ile bilinen iki vilayette doruk yapmıştı. Bu vilayetlerin en başta geleni Kastamonu idi. Öylesine yaygındı ki bu hastalık, mücadele için zührevi hastalık uzmanı Von During İstanbul’a getirtilmiş ve Kastamonu’daki faaliyetin başına geçirilmiştir. 10. Yüzyılın başında hastalığın yayılmasına hâlâ engel olunamamıştı. Nitekim Kasım 1903 tarihli Teftiş Heyeti’ne ait telgrafta, başkente, Kastamonu’daki frengi salgınının köylere kadar yayıldığı ve nüfusu tehdit eder derecede tahrip ettiği, merkez vilayetten Bartın’a kadar yapılan teftiş esnasında görüldüğü bildirilir. Osmanlı’da diğer bir önemli frengi merkezi Erzurum’du. 23 Eylül 1886’da Erzurum’daki askeri hastanede bulunan hastaların yarısı frengi olduğu gibi hastalık kaza ve köylerde de yayıldığından gerekli tedbirleri almak üzere harekete geçilir. Anadolu’da frengi hastalığı görülen diğer iller şunlardı: Sinop, Zonguldak, Tokat, İzmir, Ordu, Samsun, Giresun ve Ankara…
[2] Sabahattin Özel-Işıl Çakan İbrahimoğlu-Türk Devrimi Mülakatları
[3] https://www.healthworldnews.net/yazi-dizisi-6-dr-refik-saydam-saglik-devriminin-mimari/

