Çağımızın Savaşı: Demokrasi mi, Otokrasi mi?

Siyasette de ekonomik konjonktüre benzer biçimde  konjonktür oluşuyor. Demokrasi talebinin yükseldiği dönemler siyasal konjonktürde genişleme ya da yükseliş, talebin zayıfladığı dönemler ise daralma ya da gerileme dönemleridir.

Freedom House, 1972 yılından beri dünya ülkelerinde siyasi haklar ve sivil özgürlükler açısından anket ve görüşme yoluyla özgürlük endeksi hazırlıyor. Ülkeleri özgür, kısmen özgür ve özgür olmayan statüye ayırıyor.

Dünyada özgür ülke sayısı 1977 yılında 43 iken Sovyetlerin dağılması ile arttı ve 2007 yılında 90’a çıktı. Sonra düşmeye başladı. Özgür olmayan ülke sayısı ise, 1977 de 64 iken, 2007 de 43’e geriledi sonra 2025 yılında tekrar 59’a yükseldi. (Aşağıdaki Tablo)

Çin nüfusu da dâhil olduğu için eğer Nüfusa göre bakarsak; V-Dem’in 2026 Demokrasi Raporu, dünya nüfusunun yaşadığı demokrasi düzeyinin 1978 seviyesine indiğini, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 74’ünün otokrasilerde yaşadığını söylüyor.

Şimdilerde, Trump ve Putin, kendilerine benzer otokratları destekliyorlar. Söz gelimi her ikisi de Macaristan’da Orban’ı destekledi. Trump Hindistan’da Modiyi destekliyor.

Trump Türkiye’de demokrasi istemiyor. Çünkü Türkiye’nin Avrupa’ya girmesini istemiyor. Demokrasi ve hukuk AB’ nin uyum önceliğidir.

Büyükelçi Tom Barrack’ın Antalya’da konuşması da aslında Trump zihniyetinin bir yansımasıdır.

Barrack Ortadoğu’da işe yarayan model olarak “güçlü liderlik rejimleri”, “iyicil monarşiler” ve “monarşik cumhuriyetler” dir. Demişti.

ABD demokrasilerde halkın ve meclis engeli istemiyor. Doğrudan yönetemediği ülkelerde otokrasi istiyor. Bir Mart tezkeresi bu durumu gün yüzüne çıkardı.

ABD demokrasisi, aşağıdan yukarıya gelen, halka dayanan bir demokrasidir. 1950’li yıllarda ABD Türkiye’de ilkokullara süt tozu gönderirdi. Ayrıca her öğrenciye ABD’ yi tanıtmak için ‘’Halktan doğan bir devlet ‘’ ismiyle bir de broşür dağıtılırdı.

Bugünkü Trump ABD’ de demokrasi geleneğine aykırıdır. Trump’la ABD daha zor durumlara düşer. ABD Trump sorununu çözmek zorundadır.

Putin de Dünya demokrasisi için bir tehdittir. Putin’in temsil ettiği modelde seçim vardır ama seçenek yoktur; devlet vardır ama hukuk yoktur; parlamento vardır ama irade yoktur. Otokrasi, işte tam da budur: Kurumları koruyormuş gibi yapıp içini boşaltmak, milleti temsil ediyormuş gibi yapıp yurttaşı tebaaya çevirmek.

Bugün Kremlin’den yükselen siyaset dili, yalnızca Rusya’nın meselesi değildir. Bu, dünyanın farklı köşelerinde “istikrar”, “güvenlik”, “milli çıkar” ve “güçlü liderlik” ambalajıyla pazarlanan aynı zihniyetin en sert biçimidir.

Ortadoğu’nun da Türkiye’nin de ihtiyacı monarşi değildir. Bu coğrafyanın ihtiyacı bağımsız yargıdır, serbest seçimdir, kuvvetler ayrılığıdır, liyakattir, hesap verebilir devlettir. Sorun bölgede fazla özgürlük olması değil; tam tersine, özgürlüğün hep ertelenmesi, hukukun hep istisnaya çevrilmesidir.

Demokrasilerde kısa süreli sorunlar yaşanabilir, ama demokrasi kendini onaran rejimdir.

Monarşi bazen istikrar gibi görünür; ama yurttaşı tebaaya dönüştürdüğü anda, ürettiği düzen toplum refahını artırmaz, yalnızca otokratların koltuğunu ve çıkarını korur.

Yayınlama 23 Nisan 2026

Yayın Köşe YazılarıSon Köşe Yazılarıvitrinvitrin2Yeni Çağ

About Post Author

About Post Author