Borç Bini Aştı…

Borç Bini Aştı…

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye’nin en büyük 500 firmasını açıkladı. Bu 500 firmanın 2020 yılında üretimlerinde büyüme oranı sıfıra yakın, binde 6 oldu. Kredi borçları ise geçen yıla göre, nominal olarak enflasyonun da üstünde yüzde 23 oranında artarak, 500 milyar dolara ulaştı.

Sanayi sektöründe asıl sorun ithal girdi oranının yüzde 40’tan fazla olmasıdır. Kur artışları, ithalatın finansman maliyetini artırdı. Şirketler büyüyemedi. İktidarın üretimde kullanılan ithal girdi payını düşürmesi için yeni politikalar oluşturması gerekiyor. Ama anlaşılan böyle bir adım atmak iktidarın işine gelmiyor.

Öte yandan imalat sanayiinde kapasite kullanım oranı düşük, yüzde 75’tir. Düşük kapasite de üretim maliyetlerini artırıyor.

Sanayi sektörü, bir yandan büyüme ve gelir artışı yaratamıyor, öte yandan borçları artıyor. Bu demektir ki sektörün borç ödeme kapasitesi düşüyor.

KOBİ kredileri 874 milyar liraya yükseldi. Şimdi de KOBİ’lere yüzde 17,5 faiz ve 6 ay ödemesiz, 50-200 bin lira arasında yeni kredi verileceği açıklandı. 6 ay anapara geri ödenmeyecek ve fakat faiz çalışacak. KOBİ’lerin yarısı kapalı duruyor. Geliri olmayınca bu kredileri nasıl geri ödeyecekler? Garantili de olsa takibe düşen kredi oranının artması, banka risklerinin artması demektir.

Tüketici ve bireysel kredi kartları borçları 835 milyar lira oldu. Borç yüksek değil, ancak tüketicinin ödeme kapasitesi düşüktür.

Fiili işsiz sayısı 8,5 milyona çıktı. Pandemi sonrası en iyi ihtimalle üç kişiden bir kişi işsiz kalacaktır. GSYH ‘ da büyüme ve aynı paralelde fert başına gelir artışı düşüktür. Tüketicinin ödeme gücü düştüğü için de  borcunu ödemekte zorlanıyor.

Bankalar Mart 2021 ile Mart 2022 arasındaki bir yıl içinde 42,2 milyar dolar dış borç ödeyecekler.

Sonuç olarak; 2021 içinde, borçlar açısından iki tehdit var.

Bankaların dönmeyen kredileri artınca, bankalar zora girecektir.

Türkiye taze döviz bulmazsa, Türkiye’nin dış borçları temerrüt riski artacaktır.

Kurtuluş var mı?

Kısa vadede IMF’ye gitmek zorundayız.

Yabancı sermaye girişi için güven oluşturmalıyız.

Bunların ikisini de AKP iktidarı yapamaz. Anlaşılan iktidar IMF’ye gitmeyi itibar meselesi yapıyor. Gerçekte ise Türkiye dış borçlarında temerrüde düşerse, daha çok itibar kaybeder.

Cari açık dış borçların artmasına neden oluyor. Eğer doğrudan yabancı yatırım sermayesi gelseydi. Dış borçlar artmazdı. Güven sorunu doğrudan yabancı yatırım sermayesini engelledi. Siyasi iktidar tersine güven ortamını her gün daha çok bozuyor. Demokrasi ve hukukun üstünlüğünde geri düşmesi, doğrudan yabancı yatırım sermayesini engelledi. Yetmedi, son aylarda üst üste yanlışlar yaptı ve  Türkiye’ye güven sorunu dip yaptı. Yabancı televizyonlar Sedat Peker’i dizi yaptı. Türkiye için negatif algı oluştu.

AKP Genel Başkanı olarak Erdoğan grup toplantısında, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e Rize’de yapılan saldırı için, “Bu daha bir. Daha neler olacak neler. Daha dur bakalım bunlar iyi günler. dedi.

Aynı zamanda Cumhurbaşkanı da olduğu için bu söz, dünyada Türkiye’ye olan güveni dipten aşağıya, çukur seviyesine taşıdı. Bu şartlarda hangi yabancı sermaye güvenip de Türkiye’ye gelir?

Sonuç olarak; iç ve dış borç meselesi nominal değerinden daha yüksek risk yarattı; yani borç bini aştı…