
Avrupa İnsan hakları sözleşmesi (İHAS) Avrupa Konseyi üyesi 47 devlet tarafından onaylanmıştır. Türkiye 18 Mayıs 1954’te Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini onaylamış, 28 Ocak 1987’de de bireysel başvuru hakkını tanımıştır. Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini ise 28 Ocak 1990’da kabul etmiştir.
1949 da kurulan Avrupa Konseyi, Avrupa’da insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü desteklemeyi amaçlayan uluslararası kuruluştur. 46 üyesi var. Avrupa Birliğinden ayrı bir kuruluştur. AİHM Avrupa Konseyi organıdır. Türkiye Avrupa Konseyine 13 Nisan 1950’de üye oldu.
Öte yandan, Anayasamızın 90 madde son fıkrası; ‘’Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.’’ Şeklindedir.
Bu taahhütlerine rağmen Türkiye AİHM mahkemesinin verdiği kararları uygulamıyor ya da oyalıyor.
Kavala dosyasında, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi m.46/4‘e göre, Türkiye’nin taahhütlerini yerine getirmediğine, karar verdi. AİHM ‘de Büyük Daire Türkiye’nin, Kavalayı serbest bırakmadığını yani bağlayıcılığına uymadığını tespit etti.
Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dosyasında, AİHM, Demirtaş iki numaralı kararında, özgürlük ihlali ve siyasi saik bağlamında “derhal serbest bırakma” yönünde görüş bildirdi. Sorun şimdi Avrupa Konseyi denetiminde sürdürülüyor.
İmamoğlu için AİHM tutukluğuna karşı yapılan bireysel başvuruyu öncelikli olarak almaya karar verdi. Karar çıkarsa, İmamoğlu’nun göreve iadesi ve tutuksuz yargılanması gerekir.
AB Konseyinin, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki izinsiz sondaj faaliyetleri gerekçesiyle 2019’dan beri bir seyahat yasağı ve malvarlığı dondurma gibi kısıtlayıcı tedbir (yaptırım) yürütüyor. Bu uygulama 30 Kasım 2026’ya kadar uzatıldı. Ancak liste boş, isimlendirilmiş kişi ve kurum yoktur.
Prensip olarak, AİHM ihlal kararı verir; bazen tazminata hükmeder. Kararların uygulanmasını ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi denetler. Türkiye karara uymuyorsa, Bakanlar komitesi dosyayı yeniden mahkemeye götürebilir. Mahkeme, “karara uyma yükümlülüğü ihlali” tespiti yapabilir.
Bu mekanizma hukuki/politik baskı ve denetim getirir.
Özetle; AİHM kararına uyulmadı” diye AB yaptırımı kolay değildir. Ancak AB, AİHM kararlarına uyulmamasını hukukun üstünlüğü / insan hakları gerilemesi çerçevesinde değerlendirip, bunu daha geniş bir dış politika kararıyla ilişkilendirerek yaptırım yoluna gidebilir.
- AB’nin “Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi” bu tür tedbirlerine uygun olarak; Seyahat yasağı ve malvarlığı dondurma kararı alabilir.
- AB geçmişte Türkiye’ye dönük katılım öncesi yardımda azaltma ve EIB (Avrupa Yatırım Bankası) kredilerinin gözden geçirilmesi gibi adımlar attı. Bunu sertleştirebilir.
- Üst düzey diyalogları askıya alabilir. Üyelik sürecini fiilen dondurabilir.
Aslında, bunları konuşmak bile doğru değil. Hükümetin AİHM kararlarını neden uygulamadığı da anlaşılır gibi değil. Çünkü Türkiye tüm bu sözleşmelere imza atmış. Hepsi meclisten geçmiş. Şimdi hükümetlerin keyfi kararlarla bu sözleşmeleri ihlal etme yada oyalama hakları yoktur.
Kaldı ki, Avrupa’dan ayrılmak eksen değiştirmektir. Türkiye’nin geleceğini etkiler. Buna da ancak halk oylaması ile halk karar verebilir.
Yayınlama 4 Ocak 2026
Yayın Köşe Yazıları, Son Köşe Yazıları, vitrin, vitrin2, Yeni Çağ
