Av. İnan Akgün Alp T24’e Konuştu! ALÇAKGÖNÜLLÜ BİR UYGARLIĞIN İNŞAASI SÜRECİNDE KÜRT SORUNU

Av. İnan Akgün Alp T24’e Konuştu! ALÇAKGÖNÜLLÜ BİR UYGARLIĞIN İNŞAASI SÜRECİNDE KÜRT SORUNU

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde, Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan Kürt sorunu nasıl bir politik iklime sürüklendi?
Sorunun çözümü bu sistemde mümkün olabilir mi?
Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun   “Alçakgönüllü Bir Uygarlığın İnşasına Çağrı” ve “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi”  ile sunduğu perspektif çözüm için uygun demokratik zemini sağlayabilir mi?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin, Kürt sorununa demokratik bir çözüm üretmek yerine sorunu daha da ağırlaştırdığını söylemek mümkündür.  Çünkü

1. Cumhurbaşkanlığı Hükümet  Sistemi’nde,   cumhuriyet tarihinin en ağır  yargısal ve  bürokratik vesayeti yaşandı. Seçmen öteden beri milli iradenin üstünlüğünü  talep  etmektedir ancak gelinen noktada TBMM’nin etkisizleştirildiği ve  milli iradenin eskisine oranla daha çok baskı altına alındığı bir hakikattır. Muhalefet partilerinin önerileri  Meclis’te gündeme dahi alınmaz oldu, yasama organı etkisizleştirildi. Düşünce ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılar giderek ağırlaştı. Yargı, siyasallaştı. Politik rakiplere karşı adeta düşman savaş hukuku  uygulanmaya başlandı. Mevcut sistem bu haliyle anti-demokratik uygulamalar üreten bir mekanizmaya dönüşmüş, ülkenin en hassas sorununda çözüm için gerekli demokratik iklim yerle bir edilmiştir.

2.  Adalet ve Kalkınma Partisi; imam hatipler, yönetim mekanizmalarında temsiliyet ve türban konusundaki  mağduriyet iddialarını,  “Kürt Sorunu benim de sorunumdur” dediği dönemlerde aştı. Bu sorunlar aşılıncaya kadar Kürt sorununda demokratik çözüm umutları Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından hep canlı tutuldu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra  ise Kürt sorununa demokratik çözüm isteyen kesimlerin  siyaseten mağduriyeti artarak devam etti;  “Kürt sorunu yoktur” söylemi ile beraber sorununun varlığını dahi kabul etmeyen bir zihniyet yönetime egemen oldu..

3. Cumhurbaşkanligi Hükümet Sistemi ile birlikte, milli iradenin üstünlüğünü talebinde seçmenin bir bölümünün payına;   kendi seçtikleri yöneticiler yerine  kayyum yöneticiler, seçilmemiş ama atanmış politikacılar düştü.  Gücünü halktan almayan ama egemenliği kullanan kayyum atamaları, tutuklanan siyasetçiler  ve parti kapatma girişimleri ile temsilde adalet ilkesi yara aldı.

4.  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde, etnik kimlik, inanç ve yaşam tarzı eksenli politikalarla toplum kutuplara ayrıldı;  iktidar otoriterleşti. Milliyetçilik soslu bu oteriterleşme ile birlikte Kürt sorununun demokratik çözümü tartışılamaz bir noktaya evrildi.

Ülkemiz  tarihinin en ağır  krizlerinden biri yaşıyor. Siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel anlamda bir dönüşümü zorunlu kılan bu krizden çıkmak için atılacak adımlar ya da sorunların çözümüne katkı sağlayacak politikalar Türkiye’de yaşayan her vatandaşın beklentisi haline gelmiş durumda.  Çoğulculuğu esas alan demokratik ve güçlü bir  parlamenter sistemin tesisi, ülkemizin temel sorunlarını  diyalog ve tartışma zemininde konuşabilmenin ilk adımı olacaktır.   İşte tam da bu noktada, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Alçakgönüllü Bir Uygarlığın İnşası” ve “İkinci Yüzyıl”  Çağrıları tarihi bir önem taşımaktadır.

Şöyle ki;
1- Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt sorunun güvenlik politiklarıyla değil; “Eşit Yurttaşlık” temelinde  yeni bir anayasal siyasal sistem içerisinde çözülebileceğini konuşmalarında defaatle vurgulamaktadır.
Anadilden seçim barajının düşürülmesine, temel hak ve özgürlüklerden geçmiş travmaların yaralarının sarılması için TBMM zemininde kurulması planlanan “Gerçekleri Araştırma Komisyonu” modeline, TBMM’de temsil edilmeyen sivil toplum örgütlerinin, sendika ve odaların görüşlerinin alındığı “Ortak Akıl Heyeti”ne kadar birçok başlıkta Kılıçdaroğlu’nun bakış açısını, 2018 seçim beyannemesinde Kürt sorununa dair “22 Soru 22 Cevap” başlığı ile kamuoyu ile paylaşılan belgede ) ve CHP’nin 37. Kurultayında tüm delegelerin oy birliği ile kabul ettiği “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi” nde  görmek mümküdür.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilan ettiği ve CHP kurultayında da kabul edilen bu beyanname henüz hakkettiği önemde yeterince tartışılmamış ancak oldukça önemli bir strateji belgesidir.  CHP bu belge ile cumhuriyetin ikinci yüzyılı için ülkenin karşı karşıya olduğu temel sorunlara yaklaşım vizyonunu ortaya koymuştur. Strateji belgesi , ülkemizin ağır bir ekonomik buhran ve derin bir siyasal-toplumsal kriz içinde hızla çöküşe gitmekte olduğunu teşhis ederken, emeği vahşice sömüren, çevreyi tahrip eden,  insanlık değerlerini ayaklar altına alan, sadece kendisini ve yakın çevresini refaha kavuşturan sömürü düzenini değiştirme iddiasındadır.  Bildirge’nin 2. Maddesi’nde Kürt sorununun demokrasi temelinde, TBMM öncülüğünde çözüleceğı taahhüt edilmektedir.

2-  İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi ile Kemal Kılıçdaroğlu, kamu hizmetlerinin vatandaşa daha etkin ve verimli şekilde ulaştırılabilmesi için yeni bir Merkez – Yerel dengesinin kurulacağını ilan etmiştir. Yerel yönetimlerin gelirlerinin arttırılacağı, kayyum sistemine son verileceği yani seçimle gelen belediye başkanlarının ancak seçimle gideceği CHP kurultayında delegelerin oyuna sunulmuş ve oy birliği ile kabul edilmiştir. Böylece yerel yönetimlerin güçlendirilmesi  hedefi CHP’nin  strateji belgesinde yerini almıştır.

3-  Doğu ve Güneydoğu’da neredeyse  tüm derelerin üzerine yapılan yapılan HES’ler, barajlar ve vahşice açılan maden alanları önemli bir toplumsal sorundur. İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nde yer alan gelecek nesiller için ‘Ekosistem Hakkı’ bu kapsamda güçlü bir toplumsal talep olarak ileri sürülmektedir.  Beyanname’de ekosistem hakkı anayasal bir hak olarak güvence altına alınmıştır.

4- Kürt sorunu, aynı zamanda bölgesel bir sorundur. İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nde, bölgemizde huzur, barış ve istikrar oluşturmayı hedefleyen “Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı” (OBİT) kurulacağı ilan edilmiştir.  Türkiye, Irak, İran ve Suriye’nin kurucu üyeler olacağı İşbirliği Teşkilatı ile, Ortadoğu’ya huzur ve barışın gelmesi CHP tarafından stratejik olarak kabul edilmiştir.

5-    Kemal Kılıçdaroğlu,   22 Nisan 2020 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanan “Alçakgönüllü Bir Uygarlığın İnşasına Çağrı” yazısı   yine bu anlamda tarihi bir belge niteliğindedir. İnsancıl, adaletli, demokratik, özgürlükçü, ekolojik, eşitlikçi, alçakgönüllü ve dayanışmacı bir anlayışla  kaleme aldığı bu yazıda Kılıçdaroğlu, yeni bir çağrı yapmaktadır. Bu  çağrı, cumhuriyetimizin ilk yüzyıllık  tarihinde  tüm eşitlik, adalet ve demokrasi arayışına rağmen çözümsüz kalan Kürt sorunun demokratik yöntemlerle çözüleceği umudunu yeşerten bir çağrıdır.

6- Kemal Kılıçdaroğlu,  aynı yazısında, antidemokratik tüm yasalar,  kararnameler, kararlar, yönetmelikler, genelgeler ve tüzüklerin mevzuatdan temizleneceği, fikir, düşünce ve inanç özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm engellerin de kaldırılacağını ilan etmiştir.

7- İktidar olmak için gerekli 50+1 oy nisabını görev  süresince konsolide etmek için kutuplaştırma, ayrıştırma ve  ötekileştirme siyasetinin uygulandığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde, temel sorunların çözümü için eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir yaklaşım beklemek mümkün değildir. Çünkü sistemin doğal müttefiki, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin  düşünsel anlamda böyle bir perpektifi yoktur. Oysa,  2019 seçimlerinde görüldüğü üzere milliyetçiler ile Kürtleri, sağcılar ile solcuları, Saadet Partisi tabanı ile Alevileri,  gençler ile daha ileri yaştakileri  aynı adaylara oy vermeye ikna eden, ittifak siyasetinin mimarı Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde “toplumsal mutabakatın” sağlanması mümkündür.

8- Temel insan hakları sorunlarının çözümü devletin demokratikleşmesi kadar toplumun da demokratikleşmesine bağlıdır.  İktidarın otoriterleştiği dönemlerde ise uzlaşı kültüründen  uzaklaşılmaktadır. Kılıçdaroğlu’nun vizyonu ile  toplumun da  demokratikleşeği unutulmaması gereken bir başka noktadır.

Tarihin akışının değişmesinin mümkün olduğunu bu dönemde Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğini, yaklaşım ve çağrılarını, hak-hukuk ve adalet talebindeki güçlü duruşunu;  diğer tüm ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunlarımızla birlikte Kürt sorununun da çözümü için tarihi önemde ele almak ve değerlendirmek  hepimizin yararınadır. Kaynaj- T24.com

About Post Author

About Post Author