Ali Babacan: “Gazze için, iktidar muhalefet demeden taşın altına elimizi ‘birlikte’ koymalıyız”

Ali Babacan: “Gazze için, iktidar muhalefet demeden taşın altına elimizi ‘birlikte’ koymalıyız”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TBMM’de düzenlenen haftalık değerlendirme toplantısında basın mensuplarıyla bir araya geldi.

 

Bu haftaki konuşmasının büyük bir kısmını Gazze’ye ayırmak istediğini dile getiren Babacan, iktidar ve muhalefet partilerine seslenerek, birlikte adım atılması gerektiğini aktardı.

‘Gazze zaten bir açık hava hapishanesiydi’

“İsrail devleti, yıllar boyu hapishanelerine doldurduğu Filistinlilere işkence ediyor. Copla, tazyikli sularla, plastik mermilerle Filistinliler her gün işkence görüyor. Gazze zaten bir açık hava hapishanesiydi.”

 

‘Öyle bir savaş düşünün ki, ABD’de 2 milyon 400 bin sivil insan öldürülmüş olsun’

“7 Ekim’den bu yana devam eden saldırılarda can kaybı 16 bini aşmış durumda. Yaralanan insan sayısı da 40 binin üzerinde. Biliyorsunuz, Gazze’den yaşayan nüfus yaklaşık 2 milyon 300 bin. Bu sayıları 340 milyonluk ABD nüfusu ile karşılaştırıp bir orantı kuralım. Amerika’da nüfus ne kadar? 340 milyon. Öyle bir savaş düşünün ki, ABD’de 2 milyon 400 bin sivil insan öldürülmüş olsun. Gazze’de ölen 16 bin kişinin ABD nüfusuyla orantılandığında karşılığı bu. Öyle bir savaş düşünün ki, ABD’de 6 milyon sivil yaralanmış olsun.  Gazze ölçeğindeki katliamın aslında ne kadar büyük bir katliam olduğunu bu karşılaştırma açıkça ortaya koyuyor.”

 

‘Gazze nüfusunun tam %80’i evsiz barksız durumda’

Başka sayılarla devam ediyorum: Yaralılara şifa olmak için, Gazze’de ağır bombardıman altında uzuvlarını kaybeden, yaralanan, can çekişen insanlara yardımcı olmak için gece gündüz çalışan sağlık çalışanlarından tam 281’i hayatını kaybetmiş durumda. 281 sağlık çalışanı…

 

Gazze’de olan biteni dünyaya duyurmaya çalışan, oradaki zülmü, katliamı dünya kamoyuna ulaştırmaya çalışan basın çalışanlarından tam 73 kişi İsrail saldırılarında ölmüş durumda.

 

Gazze’de yaşayan 1 milyon 800 bin kişi evinden çıkıp Gazze içinde başka yerlere sürülmüş durumda. Yani Gazze nüfusunun tam %80’i evsiz barksız durumda şu an.

 

Meseleyi sayılardan ibaret gördüğümüzde dile kolay geliyor. Çoğu zaman istatistikî bir hüviyete büründürülmeye çalışan rakamlardan her birinin, birer ‘insan’ olduğunu sürekli hatırlamamız gerekiyor. Her biri bir can, her biri bir insan. Gazze’den gelen ölü sayılarının her birinin bir hikâyeye, bir yüze, bir hatıraya sahip olduğunu hiç unutmamız gerekiyor.”

“Bugün, sadece Filistin’i, Gazze’yi konuşmak istedim”

“Bize bir ülkenin nasıl yönetildiğiyle ilgili önemli ipuçları verir rakamlar. Bir davanın ‘kaç’ ay sürdüğü, sokak ortasında birini öldüren çete üyesinin ‘ne kadar’ ceza aldığı rakamlardan ibarettir. Kiralar, öğrencilerin aldığı burslar, asgari ücret… Hepsi birer rakam, birer veridir. Bunları en çok dile getirenlerden birisi benim. Rakamlar bize ülkenin gidişatına dair çok şey söyler. Fakat söz konusu insan yaşamı olduğunda, rakamlardan fazlasını konuşmak gerekiyor. Yiyecek yemeğe, içecek suya ulaşmanın her geçen saat zorlaştığı; hiçbir hastanesinde ameliyat yapılamadığı, tıbbi malzemelerin ve yakıtın güç bela bulunabildiği bir bölgeye dair sadece rakamları konuşmak orada yaşam mücadelesi veren insanları bir ‘zayiata’ indirgemek demektir.  İşte tam da bu yüzden, bugün, sizlerle sadece Filistin’i sadece Gazze’yi konuşmak istedim.”

 

“Söz konusu Gazze’yse ses çıkarmayan da suçludur, suça ortaktır”

“Daha önce de söylediğim gibi sessiz kalan herkes bu zülme bu suça ortaktır. Biz konuşacağız, konuşmak zorundayız. Çünkü Gazze’dekilerin sesini kısıyorlar. Sosyal medyada gönderiler yasaklanıyor. İnsanlar Gazze ile ilgili paylaşımlarından dolayı işinden oluyorlar. Bu nerede oluyor? Avrupa’da oluyor, Amerika’da oluyor. Bilmediğimiz kim bilir başka neler oluyor. Bunlar sadece basına yansıyanlar.

 

“Asli görevi insanı yaşatmak olan devletler sessiz”

“Avrupa’da sokağa çıkan binlerce insan Gazze için ses yükseltmeye çalışsa da asli görevi insanı yaşatmak olan devletler sessiz. Sessizliği bırakın, birçok kurum ve kuruluş, kendilerini, İsrail hükümetinin yaptıklarını meşrulaştırmaya adamış durumda.

 

Devlet binalarında, muhalif partilerin bürolarında, derneklerde sarkıtılan İsrail bayraklarını görüyoruz. Onlar için Gazze’de yaşananlar, izledikleri Hollywood filmlerinden farksız.

 

Onlara göre Gazzeliler, yasları tutulmaya değer canlılar bile değil. Dedik ya, onlar birer ‘zayiat’… İşte tam da bu nedenle, Gazze’de yaşayanların ve ölenlerin rakamlardan ibaret olmadığını anlatıyorum bugün. Dua ederken evinde öldürülen Lurin’den, futbolu seven Taha’dan; Arkadaşları tarafından bir türlü evine gönderilemeyen çalışkan doktor Mithat’tan… Büşra’dan; Anne karnında ölen Daoud’tan… On yaşındaki Eymen’den bahsetmek istiyorum sizlere.”

 

“Bir babaya, on dört yaşındaki oğlunun acısını iki kez yaşatan bir zalimlikle karşı karşıyayız”

“Üç aylık hamile Fatma, kızları Farah ve kardeşi Zekeriya’yla yemek sofrasında katledildiğinde yıl 2006’ydı.

 

Abdullah Bey, oğlu Mahmut’u ‘iki kez’ defnetmek zorunda kaldığında, yıl 2009’du. Abdullah Bey önce çoraplarından teşhis edebildiği oğlunun bedeninin bir bölümünü, bir kere defnetti. Birkaç gün sonra evladının bedeninin bir başka bölümünü buldu, teşhis etti..  Ve onu ikinci kez defnetti. On dört yaşındaki oğlunu iki kez defnetme acısı bir baba için çok ağır.

 

Hamad, annesinin kollarında, uykusunda kaybetti hayatını… Roket saldırısıyla. O da on dört yaşındaydı. Birçok örnek var, okumaya hicap duyuyorum. Bunların hepsi çocuk, savunmasız. Futbol oynarken ölen Taha, sokakta yürürken ölen Ahmet… Ve hiç sokağa çıkmayayım derseniz… Büşra, evinde ders çalışırken öldü.”

 

Elinde tuttuğu kâğıtları gösterirken duygulanan Babacan, gösterdiği kâğıtların her birinin onlarca cana tekabül ettiğini belirtti: “Bunlar ne biliyor musunuz? Sadece 7 Ekim ve 26 Ekim arasında ölenlerin isimleri. 165 sayfa. 6767 kişi… Her bir satır her bir isim bir hayat… Daha ismi tespit edilemeyen yüzlerce insan var.

 

Bu isimlerin her biri bir Eymen, birer Büşra, birer Ahmet, birer Fatma.”

 

“Öncelikle İsrail hükûmetinin ve ordusunun, içinde bulundukları ‘cinnet’ haline derhal son verilmelidir”

“Biz Gazze’deki masumların artık ölmemesi için şunu diyoruz: Öncelikle İsrail Hükûmetinin ve Ordusunun, içinde bulundukları ‘cinnet’ haline son verilmelidir. Dinmek bilmeyen bu ‘intikam körlüğüne’ dur denilmelidir.

 

İsrail, içine girdiği bu yolun çıkmaz sokak olduğunu anlamak zorunda. Siz İsrail’in sözüm ona güvenliğini böyle sağlayamazsınız. Mazlumlara zülm edip ondan sonra da kendiniz huzur ve güvenlik içerisinde yaşayamazsınız bunu anlayın.70 yıldır olmadı, 700 yıl geçse de olmayacak.

 

Aksine her geçen gün İsrail Hükümeti ve Ordusu’nun insanlık suçları ve savaş suçları daha da kabarmaktadır. Bu suçların failleri er ya da geç uluslararası yargı önünde hesap verecekler.

 

Bugün Gazze’de yaşananları insanlık vicdanı unutmayacak. Yapılan katliamı biz de DEVA Partisi olarak tüm kadromuzla beraber unutmayacağız, unutturmayacağız.”

 

‘Bebek katili Netanyahu tüm Yahudileri asırlarca sürecek bir utanca maruz bırakmaktadır’

İsrail halkına ve tüm dünyadaki Yahudilere seslenenen Babacan:

 

“Bebek katili Netanyahu ve eli kanlı savaş kabinesi, tüm Yahudileri asırlarca sürecek bir utanca maruz bırakmaktadır. Tarih boyunca acılar çekmiş, zulüm görmüş bir halktır Yahudiler. Adeta topyekun bir ‘failliğe’ hapsetmeye çalışan Netanyahu, sadece Filistinliler için değil Yahudiler için de tehdit haline gelmiştir. Yahudi toplumları itirazlarını daha güçlü biçimde ortaya koymalı ve bu canilere artık dur demelidir. Amerika Birleşik Devletleri ve birçok Avrupa ülkesi anne karnındaki bebekleri öldürmenin, okul, hastane, cami ve kiliseleri bombalamanın, sivil altyapıyı yok etmenin bir meşru müdafaa olarak görülemeyeceğini artık anlamalı, idrak etmelidir. Pek çok Batı ülkesi, şu ana kadar ortak oldukları suçun ve utancın daha fazla taşınamaz olduğunu görmelidir. Bu ülkeler; İsrail’i gözü kapalı desteklemenin, cesaretlendirmenin, askeri ve mali yardımlara devam etmenin, vahşeti artırma dışında bir sonucunun olmadığını anlamalıdırlar” diye konuştu.

 

‘Zulüm bitmeden, işgal bitmeden, güvenlik sağlanamaz’

Konuşmasında Amerikan yönetimine ve pek çok Avrupa ülkesine seslenen, İslam ülkelerini de birlikte hareket etmeye çağıran Babacan: “Filistin halkına karşı onlarca yıldır sürdürülen tecrit, baskı ve zulüm devam ettiği sürece; Yerleşkelerin inşası devam ettiği sürece; İlahi dinlerin kutsal mekanları her gün taciz edildiği sürece; İsrail ve Filistin arasında kalıcı bir barış sağlanamaz. Dertleri İsrail’in güvenliği ise; zulüm bitmeden, işgal bitmeden, taciz bitmeden güvenlik sağlanmaz, sağlanamaz. Özelde bölge ülkeleri, genelde tüm İslam ülkeleri, İsrail ve destekçilerine karşı daha net, somut, kararlı ve caydırıcı adımlar atmak zorundalar.

 

İslam ülkeleri, aralarındaki ihtilafları derhal bir kenara bırakmalı ve İsrail’e karşı diplomatik siyasi, hukuki ve ekonomik adımları atmada tek vücut olarak hareket etmek zorundalar. İslam ülkeleri Gazze’ye insani yardımları ulaştırma ve yaşanan insanlık dramına son verme konusunda bedeli ne olursa olsun hep birlikte kararlı adımlar atmalıdırlar” ifadelerini kullandı.

 

“Türkiye hamasi söylemlerin değil, çözümün tarafı olmak zorundadır”

İsrail’in Gazze üzerindeki zülmünü anlatan Babacan, Türkiye’nin bu konudaki duruşunu da eleştirdi.

 

“Türkiye, Gazze’deki insani krizi için çaba göstermek, çözüm önerilerini bir an önce somutlaştırmak zorunda. İktidar, Gazze’de yaşananların bir iç siyasi, hamasi söylem malzemesi olmaktan öte aktif bir oyuncu olarak, barış için rol almak, görev almak zorunda. Önceliğimiz, kalıcı barışın konuşulabildiği bir ateşkes olmalıdır, önce silahlar susmalıdır. Arkasından kapsamlı bir çözüm için derhal kollar sıvanmalıdır. Hükûmet diplomatik adımların yanı sıra, İsrail’e yönelik ekonomik yaptırımları da derhal devreye sokmalıdır.”

 

“Taşın altına elimizi ‘birlikte’ koymalıyız”

Konuşmasının sonunda Türkiye’deki iktidar partilerine, muhalefet partilerine ve Cumhurbaşkanına seslenen Babacan, birliktelik mesajı verdi:

“Çatışma çözümünün ara bulucularından birisi olarak, ülkemizi temsilen, barış için gayret gösteren çok sayıda heyete başkanlık yapmış birisi olarak o gün söylediklerimi bugün de tekrar ediyorum. Türkiye’deki iktidar partilerine, muhalefet partilerine ve özellikle de Cumhurbaşkanına sesleniyorum:

Hamaset çözüm üretmiyor. Lafla insanların hayatı kurulmuyor. Diplomasiyi iyi çalışmanız gerekiyor. Hem yaptırım ve çaydırıcı gücünüzü iyi kullanmanız gerekiyor ama bir yandan da siyasi diyalog kapılarını da sürekli zorlamak gerekiyor.

 

Biz Gazze için, bu konudaki bilgi birikimimizi paylaşmanın, ortak bir yol haritası ortaya koymanın elzem olduğunu düşünüyoruz. Bu taş büyük, taş ağır. İşte bu yüzden, Gazze için sağduyuyla hareket edilmeli ve hep beraber iktidar-muhalefet demeden, taşın altına elimizi birlikte koymalıyız diyoruz.”

 

“Uluslararası ilişkiler, dış politika büyük ciddiyet ve güvenirlik ister”

“Yunanistan ziyaretinden bir gün önce bir Yunan gazetetesine “Ya ben o lafı Yunanistan için etmemiştim” diyerek U dönüşü yapıp, çark eden daha sonra da İsrail – Filistin meselesi ile ilgili müdahaleden bahseden bir kişinin sözüne kimse itibar etmez. Devlet yönetimi çok ciddi bir iştir. Mesele uluslararası ilişkiler ise dış politika ise büyük ciddiyet ve güvenirlik ister. Düşman ilan ettiğine ertesi gün gidip sarılan bir yönetimin dış politika ile ilgili, uluslararası ilişkilerle ilgili söylediklerinin bir kıymeti de olmaz.”

 

About Post Author