Av. Hakkı TOKA
ALEVİLİK İLE YÜZLEŞMEK
En çok tartışılan konuların başın da Aleviliğin, İslami inanç sistemi içinde olup olmadığı tartışmasıdır. Bilgi ve belgelere dayanarak ön yargısız ve objektif bir bakış açısıyla, enine boyuna konuyu tartışarak kanıtlarını ortaya koyarak, gerçeğe ulaşma çabası büyük bir önem arz etmektedir. Alevililik, kendisini sembollerle ifade etmiş olduğu için mistik bir teolojidir. Bu semboller saza, söze, taşa ve akıllara kazınarak günümüze gelmiştir. Alevilik geniş bir coğrafyada, çeşitli inançları önemli ölçüde etkilemiş ve bu inançlardan da belirli ölçülerde etkilenmiştir. Alevilik, günümüze yazılı tarihle değil, sözlü aktarımlarla ulaşmayı başarmış bir inançtır. Alevilik bütün dönemlerde baskın inançlara muhalif kimlik olması nedeniyle, egemenlerin saldırı ve baskılarından kurtulamamıştır. Bu nedenle zihinlere ve gönüllere yazılarak günümüze kadar gelmeği başarmıştır. Bu özelliği nedeniyledir ki, büyük bedeller ödemiş, açığa çıkmamak için, kendisini gizleyerek, ser vermiş sır vermemiştir. Alevilik inancı, karanlıkla aydınlığın, ezenle ezilenin, mazlumla zalimin, mücadele tarihidir. Bu nedenle Alevilik insan aklının özgürleştirilerek egemen kılındığı ve egemenliği gökte aramayan, “hayatın gerçekliğinde arayan” insanı ve emeği yücelten bir inanç silsilesidir. Alevilik özü itibarıyla her türlü gericiliğe, bağnazlığa ve hurafeye tarih boyunca karşı durmuş, akıl ve bilimden yoksun olan teokratik ve otoriter yönetim anlayışlarını reddetmiştir. Arap ideolojisi ise, akıl dışı her türlü gericiliği ve bağnazlığı kutsayarak, devletin ve dinin temel dayanağı yapmıştır. Başka ülkelerin ve halkların zenginliklerine göz koyduğu içindir ki Arap kurucu iradesi, ilhakçı, fetih’çi ve talancı bir zeminde kendisini var etmiştir. Oysa Alevilik Arap İslam anlayışının tam tersine farklılıkların ve renklerin kardeşliğini savunduğu için barışçı ve hümanisttir.. Yani yer küredeki, bütün insanları dil, din ve renk farklılığını gözetmeksizin kendisine kardeş kabul etmiştir. Bu anlamda düşünüldüğünde Alevilik bilimsel ve devrimci bir içeriğe sahip gerçeklere tapınma dinidir. Alevilik her şeyin merkezine öncelikle insanı, eşitliği ve kardeşliği koyarak aklı ve bilimi öne çıkarmıştır. “Bilimsel olmayan yolun sonu karanlıktır diyerek” “Ş. Bedreddinin kelimeleriyle söylersekte; “yarin yanağından gayri her şeyimiz ortaktır” İslam şeriatının tersine yayılmacı, ilhakçı ve ganimetçi değil, aksine barışçıl ve paylaşımcıdır. Kur’ana göre İslam dan başka gerçek bir din yoktur. (K 3İmran 19 -85) İslam şeriatı bütün yer yüzü İslam oluncaya kadar kafirlerle savaşmayı emreder. İslam’ı kabul etmeyen bütün kesimler kâfirdir der. Başka din ve inanca yönelmiş olanlar “sapıtmış” sayar. Yeryüzünü “Dar-ül İslam”ve “Dar-ül harb” olarak ikiye ayırmıştır. Dar-ül İslam Müslümanların, Dar-ül harb ise Müslüman olmayanların yaşadıkları yerler olarak tanımlanmıştır.”Ey Müslümanlar müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün”(K 9Tevbe 5) ya da bunlardan yaşamları karşılığında cizye verene kadar savaşın. Muhammet Arapların en üstün ve en mükemmeli Kureyşlerdir, Kureyşlerin en mükemmeli de Beni Haşimi dir. Arapları, Arap olmayanlara üstün kılıcı nitelikte olmak üzere: İnsanların en mükemmel sınıfı Araplardır. Çünkü ben bir Arap’ım Kuran Arapçadır cennet dili de Arapçadır. İslam şeriatı için Cihat, hac farizesi, namaz, oruç ve kölelik gibi müesseler İslam dinin kurumsallaşmış olmazsa olmazlarıdır. Oysa Alevilik bu tekçi ve üstün ırk anlayışını her türlü gericiliği ve bağnazlığı reddeder, bütün farklılıkların birlikte bir arada kardeşçe yaşamasını savunur. Alevi inancı öncelikle kadına bakışı nedeniyle İslam şeriatından tamamen ayrışır, İslam şeriatında kadın sınıfı köpek, eşek, at, deve, domuz, karga ve benzeri hayvanlarla eş değerde tutulmuş ve mal olarak değerlendirilmiştir. Kadınların en iyisi alacakargaya ve en yararlısı da koyuna denk sayılmıştır. Namazı kat; eden şeyler köpek, eşek, domuz ve kadındır. Uğursuzluk üç şeyde vardır: karıda ev’de ve at’a. Benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım. Mirasta ve şahitlikte fıtratı gereği kadınlar erkekle eşit değildir denilerek devam eder gider. İslam şeriatı erkeye çok evliliği ve yine çocuk yaşta evlilikleri bir hak olarak sunmuştur. Boşanma erkeğin tek taraflı iradesi ile vukuu bulur. Cennet anaların ayaklarının altındadır söylemi koca bir yalandan ibarettir. Buna örnek olarak Muhammet ve annesi Emina’yı örnek verebiliriz. Emina İslami yeti kabul etmediği için gayri Müslim olarak ölmüş, bu nedenle Muhammet annesine yaşamı boyunca rahmet dahi dilememiş, ismini bile anmamıştır. Alevilik hayatın her alanında kadın erkek eşitliğini savunur ve erkek egemen cinsiyet ayrımcılığını reddeder.”Hacı bektaş ne diyor kadıncık ana için “o benim eşim değil o benim eşitimdir” oysa İslam bakış açısı erkeğin “Seyyid/efendi”kadının ise “tabi/köle” olduğunu savunur. “Kadınların aklen ve dinen dün yaratıklar” olduğunu ileri sürerek kadını aşağılar. Özü itibarıyla Alevilik her türden gericiliğe doğmaya ve hurafe’ye karşıdır. Alevilik İslam inancının tersine kayıtsız şartsız itaat etmez, tam tersine itaat etmeği reddeder ve sorgular. Alevilik tarihini bin beş yüz yıl öncesinden başlatarak İslam’la ilişkilendirmek, kadim Alevi tarihine ve felsefesine bu nedenle büyük haksızlık olur. Hele hele baskın inanç temsilcilerinin, Aleviliği, Alevilere bırakmayarak, Aleviliyi kuşatıcı bir bakış açısı ile özünden ve tarihsel bağlarından kopararak yeniden şekillendirme gayretleri, Aleviliğin ne kadar büyük bir tehlike ve tehdit ile karşı karşıya olduğunun açık bir kanıtıdır. Alevilik kalıplaşmış kabullerin aksine Alevi sözcüğü, Hz Ali ve Ehl-i Beyt’ten gelenlere verilmiş bir isim kesinlikle değildir. Alevi sözcüğü tam tersine çok sonralarda egemenler tarafından kullanılmış bir sözcüktür. Bu nedenle Ali ismi, Alevi sözcüğü üzerinde ipotek amaçlı olmak üzere sunni İslam tarafından Alevileri asimile etmek için kullanılmıştır.. Kanımca Ali ismini, Alevilikle ilişkilendirmek ve özdeşleştirmek Alevi inancının temel değerlerinin tümden reddi anlamına gelir. Çünkü Alevi karşıtı olan Sünni İslam anlayışı (Şia İslam anlayışı da dahil) ile Alevi inancı birbirlerine taban tabana zıt, gece ile gün düz kadar birbirinden farklıdır. Gerek Allah, Muhammet ya Ali üçlemesinde olsun gerekse, Ali, Hasan, Hüseyin üçlemesinde olsun, Aleviliğin bu anlamda özü anlamsızlaştırılmış ve içi boşaltılmıştır. Günümüzde biz sizden daha çok müslümanız, İslam’ın asıl temsilcisi biziz anlayışı ile ortaya atılan ve belirli Alevi çevreleri tarafından savunulan bu anlayış, devlet destekli Sünnileştirme politikalarından başka bir şey değildir. Alevilerin, Ehl’i Beyt soyundan geliyoruz iddiası yaman bir çelişki olduğu gibi ve egemenler tarafından beyinlerine şırıngalanmış koca bir yalandır. O zaman soru şu; Aleviler Arap mıdır? Şunu belirtelim ki Alevilik soy ve sopa dayalı bir inanç menşei değildir. Alevilik inancı farklı coğrafyalarda farklı etnik yapılar tarafından benimsenmiş ve kabul görmüş bir inançtır. Alevilik insanlığın aydınlık ve yükselme dönemlerinde ortaya çıkan, bağnazlığın, gericiliğin ortaya çıktığı ve hakim olduğu dönemlerde kendini gizleyen ve hafızasında sakladığı kadim gerçekleri her ne pahasına olursa olsun koruyan, ayrıcalıklı bir teolojidir. İslam şeriatçıları bu nedenle Alevi inancını tehlikeli ve sapkın inanç olarak gördükleri için tarih boyunca katli vaciptir denilerek Aleviler kıyamdan geçirmiştir. Alevilik esas kaynaklarından incelendiğinde görülecektir ki, evrenin ve insanın yaradılışı,Güneşin ve yer yüzünün ortaya çıkışı,dünyanın geçirdiği felaketler, yani insanlığın kayıp hafızası,Alevi ibadetinin ve ritüellerinin içine adeta kazınarak büyük bir ustalıkla günümüze büyük bedeller ödenerek başarı ile taşınmıştır..Bu anlamda yaşanılan süreçleri soğuk kanlılıkla duygusallıktan arınarak,objektif ve bilimsel bir yaklaşımla incelendiği taktirde görülecektir ki Alevilik Ali merkezli bir İslam mezhebi hiç değildir. Alevi inancı ve ritüelleri Muhammet, Ali ve akrabalarının inanç yaşamının hiçbir yerinde yer almadığı gerçeğidir. Kaldı ki Muhammet ve Ali koyu birer İslam şeriatçısıdır. İslam şeriatı kurucularının ve elitlerinin özel yaşamları irdelendiğinde Alevi inancının kabul etmeyeceği durumlarla karşılaşmaktayız. Ali Osman’ın bacanağı, Çocuk yaşta 40.000 dirhem altına kızı Ümm-ü Gülsümü evlendirdiği 62 yaşındaki halife Ömer’in ise kayınpederidir. Ebu Bekir ise 9 yaşında kızını evlendirdiği Muhammet’in kayın babasıdır. Konuyu derinlemesine İslam sahih kaynaklarından okursanız Ali’nin, Hasanın ve Hüseyin’in Alevi inancıyla uzaktan yakından hiçbir ilişkisi yoktur ve olmamıştır. Doğu Roma imparatorluğu dönemi başta olmak üzere, Selçuklularda, Osmanlı imparatorluğunda ve cumhuriyetin belirli dönemlerinde yaşanmış bir çok Alevi Kızılbaş kıyamı ve katliamı varken, Kerbela olayını öne çıkarmak ve de matemini tutmak Alevi tarihine haksızlık olur. Unutulmasın ki Hüseyin Muaviye’ye biat etmiş uzun yıllar onun emrinde onunla birlikte çalışmış aynı ideolojik paydalarda örtüşmüştür. Muaviye den farklı bir yanı yoktur, iktidar kavgası nedeniyle ayrışmış ve yenilmiştir. “15 Temmuz da Erdoğan ile Fettullah arasında yaşanılan kavga nasıl ki ideolojik bir kavga değildi, Hüseyin ile Muaviye arasında yaşanan kavgada ideolojik bir kavga olmayıp iktidar( Halife) olma kavgasıdır. Bu nedenle Kerbele olayı bize anlatılanlar dan farklı, gerçeklerle örtüşmeyen bir olaydır. İslam coğrafyasında yaşanan katliamlar ve kıyamlar değerlendirildiğinde ve mukayese edildiğin de belki de Kerbela olayı onların yanında en hafif kalanı dır. Alevilik İslam mezhebinin tam tersine Anadolu nun kadimden beri sahibi olduğu İnanç mülkiyetidir. Alevilik insanlık tarihi ile aynı yaştadır. Bu gün anlaşılıyor ki, beş bin yıllık Sümer Kil tabletleri, Gudea silindiri yazıtı Aleviliğin bu iddialı söylemini doğrulayan bilgilerle doludur. Bu belgeler ışığında “Aleviliği Hz Ali” ile ilişkilendirmenin mümkün olmadığını Alevi canların kendileriyle yüzleşmeleri artık kaçınılmaz bir zorunluluktur.

