KAHROLSUN İSTİBDAT YAŞASIN ÖZGÜRLÜK !!

KAHROLSUN İSTİBDAT YAŞASIN ÖZGÜRLÜK !!

AKP döneminde öne çıkarılarak ilahlaştırılan Erdoğan tarafından örnek alınan ikinci Abdülhamit darbeyle iş başına gelmiştir. İyi ve efendi bir dış görünüş içerisinde çok büyük kötülüklere “cömert davranışlar yerine cimriliklere, cesaret gösterilerinin özlemi içerisinde alçaklık ve korkaklıklara, kurnazlık hevesleri içerisinde bilgisizliklere, itidal eğilimleri yerine aşırılıklara, yumuşak ruhluluk yerine gaddarlıklara, görev-severlik gösterisi içerisinde suiistimallere, dürüstlük havası içerisinde sahtekarlıklara, özgürlük taraftarı imiş gibi görünerek despotik  yöneliminin öne çıkarttığı  en karakteristik özelliklerinden sadece bir kaçıdır.

Kendisinden önceki padişahlar gibi oda tam manasıyla bilgisiz ve donanımsız olması nedeniyle okumayı ve okuyanı sevmediği için eğitim ve öğrenimi küçümsemiştir. Bu nedenle okumuş bilgili kişileri asla sevmez ve onlara kin beslerdi. Bu cehaleti ve  bilgisizliği  koltuğunu kaybetme korkusu nedeniyle kendisini dev aynasında görür memleket meselelerinde deneyimli ve bilgili kişilerin önerilerine ve çözümlerine yüz çevirir ve hatta onları yok etmekten çekinmezdi.(Bu nedenle ben ekonominin kitabını yazdım en büyük ekonomist benim diyebilen ruh ikizi Erdoğan Abdülhamid ile nerdeyse her konuda örtüşüyor)  Devlet ve hükümet içinde kendisine olumlu şekilde yardımcı olacak kişilere asla tahammül etmez liyakate önem vermezdi. Etem Paşa ya da Cevat Paşa gibi kimseleri ciddiye almaz yüzlerine bile bakmazdı. Bundan dolayıdır ki 1876 tarihli Kanun-u Esasi’yi geçirmek için canla başla uğraşan Mithatpaşa’yı Taife sürmüş ve orada boğdurtmuştur. Bugün montrö boğazlar sözleşmesini savunan ve ömrünü ülkesine atamış Amirallerin ve aydın demokrat yurtseverlerin demokrasi mücadelesi nedeniyle prangalanarak zindanlara atılmalarında olduğu gibi Memleket için yararlı olabilecek insanların yüzüne gülüp ancak arkadan vurabilecek kadar iki yüzlü bir kişilik olmaktan geri kalmamıştır.

Paraya düşkünlüğü ve etrafındakilerin çalıp çırpmalarına ses çıkarmayan bu zat daha veliaht bulunduğu sıralarda kendi çiftliğinden gelen bütün ürünleri pazara gönderip sattırırdı. Gelirleriyle de Galata’daki para borsasında Rum ajanı Assani adında birinin aracılığıyla kumar oynardı. Padişahken dahi Muhasebe işlerini gören Agop Efendi ile baş başa oturup para hesabı yapardı. Başkalarına ticari ve sanayi bazı işlerin tekelini vererek imtiyazlar sağlamaktan geri kalmaz karşılığında büyük paralar alırdı. Kendisi gibi diğer yöneticilerin ve saray yetkililerinin de zavallı halktan rüşvet koparmalarına ses çıkarmazdı.” Ganimet ve nimet dağıtımı iktidar tarlasının en bereketli ürünlerini sağlar” demeği marifet sayardı. Abdülhamit Han döneminde yaşananları ne yazık ki biz AKP/MHP iktidarında fazlası ile yaşamaktayız.

Halkın eğitimine ve öğrenimine güya önem verirmiş gibi görünür aslında toplumdaki bilgisizlik perdesinin yırtılmasını ve insanların uyanmasını istemezdi. Bu nedenle bilim ışığının yayılmasını beyinlerin açılmasını ve hele aydın bir sınıfın yetişmesine ve doğmasına asla fırsat tanımazdı. Tarih, Felsefe ve siyaset ekonomisi gibi derslerin Üniversite ders programlarına alınmasına müsaade etmemiştir. Bu dersleri kendisi ve tebaası için çok tehlikeli bulmuştur. Kendi bilgisizliği nedeniyle kendi halkını çocuk zekalı görmüş eğitilmeye ve özgürlüğe layık bulmamıştır. Özgürlük kelimesini hiç sevmez ve bu kelimeden  çok korktuğu için yasaklamıştır. Güvenlikçi politikalara sığınarak koyu istibdadla toplumu uzun yıllar yönetmiştir. Kendi tebaasını batı ülkeleri halklarıyla mukayese ederken  küçük görür ve aşağılardı. Benim tebaam bir lokma ekmek ve bir dirhem peynirle yetinir der batılılar fazlasını isterler derdi. Başka bir deyimle halka özgürlük tanımak demek, ona göre halkın alışık olmadığı ve hazmedemeyeceği bir yaşam demektir.Özgürlüğü dibinden kazımak için her yola baş vurmaktan çekinmez, bu uğurda  her türlü cinayeti işlemekten geri kalmazdı. Bu nedenle bilgisizliğinin pekiştirdiği kurnazlığını ”melanet” şeklinde kullanarak ”İstibdad” niteliğindeki iktidarını sürdürmesini iyi bilirdi. AKP/MHP iktidarının Kendilerine rehber edindikleri Abdülhamid Hanın kullandığı ve felaketle sonuçlanan yol ve yöntemlerini kullanarak iktidarda kalabileceklerini sanmaktadırlar.

Sadece halkımız değil fakat aydın geçinen bazı kesimler dahi Abdülhamid hayranlığı içerisinde tarihi gerçeklere ne yazık ki küçük çıkarları nedeniyle sırt çevirmişlerdir. Araların da bu zatı yüceltmek üzere, saltanatını korumak için Abdülhamit irticaa ya  hiçbir ödün vermemiştir şeklinde konuşan sözde bilim adamları siyasi parti liderleri, molla’lar yada “Abdülhamid bu memlekete toprak kaybettirmemiş” ama “Atatürk kaybettirmiştir” diyebilen cahiller vardır. Bu kervana Bahçeli ve etrafı da  katılmıştır. Oysa bu kızıl sultan Kıbrıslardan  Romanya’ya varıncaya kadar milyonlarca  (on altı milyon kilometre kare)vatan toprağını kaybetmekle beraber “Şeriat’ı her yönü ile kendi iktidarına ve melanetine araç yapmaktan asla geri kalmamıştır. Yanlış politikaları nedeniyle iç ve dış borçlar yüzünden ülke maliyesi büyük bir iflasa sürüklenmiştir. Bu nedenle  Osmanlı padişahları içinde Türkü Arap’a feda etme yarışında kimse Abdülhamid ve Erdoğan kadar ileri gitmemiştir. Bu nedenle Abtülhamid ve siyasi İslam’ın  ürkütücü cehaleti ve Şeriat’a körü körüne saplanmışlığı içerisinde Araplarla ilgili ne varsa her şeyi kutsal ve üstün saymışlardır. Onların bu bilinçsiz Arap hayranlığı tıpkı Şeriat ruhu ile yetiştirilmiş her Müslüman kişi gibi   İslam’ın Araplık ile ayniyet haline sokulmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Arapları etrafında toplayarak “Arap İzzet” gibi soysuzları baş tacı yapmaktadırlar. Tanrı ve cennet dili Arapçadır  kandırmasına kapılmış olan  Abdülhamid nasıl ki Türkçe dilini yok etmek ve Arapçayı devlet dili yapma arzu ve isteğindeydiyse bu günde  başında Adnan Tanrıverdi’nin bulunduğu ve ordudan irticaa faaliyetleri nedeniyle atılmış veya ayrılmış Erdoğan’ın askeri baş danışmanı olan ve   SADAT denilen gayri yasal paramiliter örgütü tarafından sürdürülmektedir. Dün nasıl ki Abdülhamid’i bu melanetinden ve Türkçeye ihanetinden vazgeçiren Sait Paşalar vardıysa,  bu günde Atatürkçü ve Laik demokratik cumhuriyeti savunan tüm yurtsever kesimler vardır ve bu görevi eksiksiz yerine getireceklerdir.

31 Mart olayı diye bilinen ve asla unutmamız gereken irticaa hareketi ile Abdülhamid arasında ki ilişkiyi anlayabilmek için “Derviş Vahdeti adındaki azgın  gericinin “Halife-i İslam Abdülmamid Han başlığı ile ilgili yazılmış mektubu Abtülhamid’in 31Mart olayının baş kahramanı olduğunu açık ve seçik olarak ortaya koymaktadır. Derviş Vahteti’ye karşı göğsünü siper eden yiğit ve kahraman Ali Kabuli  Beyin  Abdülhamid’in gözleri önünde şeriatçı güruh tarafından param parça yapıldığı gerçeği onun nasıl sadist bir kişilik olduğunu da açık seçik ortaya koyuyor. Ordunun harekete geçmesi ile tiksinti verici “iki yüzlülüğünü” öne çıkararak bu defada “özgürlükçü” oluveriyor. Kendi despotizmine karşı evvelce özgürlük savaşımı  açıp onu Anayasa rejimine zorlamış olan  Abdülhamid “İttihad ve Terakki” partisinin başkanı olmak ister, böylesine onursuz, böylesine karaktersiz davranmaktan bir beis görmeyecek  kadarda pişkindir. Bir zamanlar düşmanlaştırdığı ve zindanlara attığı kökünü kurutmaya çalıştığı kişilerin davalarına sarılacak kadar korkak ve teslimiyetçidir Abdülhamid Han. Şeriat sayesinde saltanat sürebileceğine inanan ve çok dindarmış gibi görünen Abdülhamid özünde dinsiz bir kişiliktir. Şeriat olmadan devletin yönetilemeyeceğini, devlet olmadan Şeriatın korunamayacağını savunmuştur. Ancak kuran hükümlerini eksiksiz yerine getirerek devletimizi koruyabiliriz, bu nedenle Şeriat kurallarını ihmal etmek demek İslam’ın yavaş, yavaş,  yok olması saplantısından kurtulamamıştır. Bu gün Erdoğan Atatürk’e ve Laik demokratik cumhuriyete olan düşmanlığını Abdülhamid Hanı   bayraklaştırarak ve Körfez sermayesini yanına alarak  yapmaktadır. Erdoğan ve Bahçeli  toplumu  bölerek, kendilerini kurtarmaya çalıştıkça, ülke büyük bir çöküntü ve umulmadık bir felakete  sürüklenmektedir. Erdoğan’da tıpkı Arap yöneticiler gibi halkı kul ve köle gibi, Tanrıdan geldiği iddia olunan hükümlerle yöneterek “yer yüzünü halka cehennem ve ya yoksula sabır yeri”  kendilerine “cennet yapmak” istemektedir. Ancak gökten inmiş gibi gösterilen emirleri ve hükümleri  Atatürk’ün cehalet uykusundan uyandırdığı ve kul olmaktan çıkarıp yurttaş yaptığı Anadolu insanına kabul ettirmesi mümkün değildir. Erdoğan 20 yıllık yönetiminde  Ülkenin tüm kaynaklarını Siyasi İslamcılara ve yandaşlarına  hortumlayarak  ne yazık ki cumhuriyetin bütün birikimlerini yok etmiştir. Ancak tüm yurttaşlarımız şunu çok iyi bilmektedirler ki Erdoğan’ın iktidarında ve yönetiminde her birimizin payına düşen yokluk, yoksulluk, yasaklar sefalet ve göz yaşından başka bir şey olmamıştır ve olmayacaktır… Tek yol yeniden Atatürk’ün aydınlık yolunda birleşerek, Cumhuriyeti ayağa kaldırmak ve bütün farklılıklarımızla birlikte bir arada yaşamanın koşullarını  yaratmaktır. Ümmet değil, yurttaş kalarak Laik demokratik Cumhuriyeti   yeniden inşa ederek sonsuza dek payidar kılmaktır. Kahrolsun istibdat yaşasın ÖZGÜRLÜK.

 

About Post Author

About Post Author