Cumhuriyet İslam kavramı ile “Laiklik” ve “demokrasi” kavramlarını birbirleriyle düşmanlaştırmamış aksine uzlaştırarak, Muhammedi dinini payelendirmiş ve Vahhabiliğin önünü tıkamıştır. Bu sayede Dini siyasete ve ticarete alet edenlerin elinden alarak, tanrı ile birey arasında kalmasına çalışmıştır. Cumhuriyet hiçbir dönemde dine ve mütedeyyin dindar insana karşı olmamış tam aksine bütün manevi ihtiyaçlarını fazlası ile karşılamıştır. Bu gün, AKP ve kendisine eklemlenen MHP dini iktidar olma aracı veya iktidarda kalarak, zenginleşme aracı olarak kullandıkları için, farklı inançları ve kimlikleri düşmanlaştırarak oy devşirerek iktidarda kalmaya çalışıyorlar. Anadolu’nun farklı kadim inançları ve kimlikleri AKP ve MHP in beklentilerinin tersine birlikte bir arada saygı ve hoşgörü içinde kardeşçe yaşamaya devam etmenin koşullarını yaratarak, iktidarın beklentilerini boşa çıkarmalıdırlar.Halkımız şunu iyi bilmelidir ki İslam halkları bu nedenle asırlardır korkutulup yıldırıldıkları için diktatörler ve teokratik yönetimler tarafından iliklerine kadar sömürülmüş ve istibdat yönetimi altında inim, inim, inlemişlerdir.Laik demokratik cumhuriyetin vazgeçilmez bir rejim olduğunu bu nedenle çok iyi anlamalıdırlar. Saray iktidarı ve yandaşları Laik demokratik sosyal hukuk devletini yok etme planlarını gerçekleştirme provalarını sahneleyerek toplumun tepkisini ölçmeye çalışmaktadırlar. İslam coğrafyasında Şeriat uykusuna dalmış Müslüman halklar, her şeyi kader işi bilip gericilik ve sefalete teslim oldukları için çağın gerisinde kalmışlardır. Bu nedenle olmalı ki Laik demokratik Türkiye cumhuriyeti bu otoriter ve teokratik devlet yönetimlerinin hedefi olmuştur. Bu amaçladır ki Diyanet “Milli hakimiyet Kur,anın ve peygamberimizin gösterdiği yoldur” demekten geri kalmamıştır. Bu ilkeyi hareket noktası yapmanın tek nedeni ise halkın beynini bununla yıkayarak, Atatürk ve devrimlerini itibarsızlaştırarak İslam şeriatı hedefine ulaşmak olmuştur. İktidar hem Anayasayı, hem de uluslar arası sözleşmeleri ihlal ederek, hala orta çağ dönemindeki tutum ve davranışlarında ısrar ederek hilafeti ve halifeliği geri getirerek Demokratik, Laik ve hukuk devletinin mezar kazıcılığını demokrasi ve Laiklik karşıtı güçlerle birlikte yaparak 2023 hedefine ulaşmaya çalışmaktadır.
Bu güne kadar İslam coğrafyası “teokratik ve totaliter” devlet ve hükümet sistemleri ile yönetildiği için “demokrasi, “halk egemenliği, Laiklik ya da özgürlük rejimi” diye bir rejim tanımamış tır. İslam’ın var ettiği devlet şekli teokratik devlet şekli olduğu için iktidar, Tanrıya ait sayılmıştır. Tanrı buyruklarından oluşan Kur,an toplum için anayasa hükmünde olduğu için kesin ve bağlayıcı nitelikte olmuştur. Kur,an insanların eşitlik temelinde yaratılmayıp, ekonomik, sosyal ve şahsiyet ya da diğer bakımlardan farklı kılındıklarını ortaya koyan hükümlere yer vermiştir. Tanrının, bir kısım insanları efendi, bir kısım insanları ise köle olarak yaratıp, mal ve eşya şeklinde efendilerinin emrine vermiştir. Bunun içindir ki İslam şeriatı insanı özgür iradeye ve kendi kendisini yönetme yeterliliğine, düşünme, din ve inanç serbestliğine sahip bir varlık olarak ele almaz ( erkek egemen bir anlayışı dayayarak) kadını yok sayar. İstanbul sözleşmesinin Lav edilmesinin arka planında bu anlayış yatmaktadır. Bu anlamda İslam Şeriatında kul bir hakkın öznesi değil, tam aksine zavallı, aciz ve her davranışı tanrı ve peygamber tarafından düzenlenmiş bir yaratık olarak tanımlanmıştır. Kuşkusuz bu emirler kişinin hak ve özgürlüklerini yok edici ve haysiyet duygularını küçültücü niteliktedir. İşte tamda bu nedenle Erdoğan şerri hükümleri araçsallaştırarak yolsuzlukların, yoklukların ve yasakların üstünü örtmek için kendisine referans yapmaktadır.
İslam şeriatı, tüm dünyayı savaş alanı olarak gördüğü için İslam’a inanmayanlara (savaş) Cihat ilan eder. Erdoğan ve saray kadrosu gelinen bu noktada, iki ileri bir geri taktiği ile 2023 hedefini gerçekleştirmek için İslam halifeliği ve Şeyhülislam müesseselerini halkın tepkisini anlamak için test etmektedir. Erdoğan inanç ve kimlik siyaseti ve politikaları nedeniyle ülkeyi bölüp parçalayarak, bu hat üzerinden toplumu ayrıştırarak, tek tipleştirmeği ete kemiğe büründürmeye çalışmaktadır. Oysa Anayasamız bu düşüncenin tam aksine, farklı kültürleri ve inançları zenginlik kabul ettiği için, inanma ve inanmama özgürlüğünü meşru anayasal bir hak saymıştır. Bu nedenle İktidar sahiplerinin ve Diyanetin kimsenin yaşam tarzına ve inancına müdahale etme hakkı yoktur ve olmamalıdır. Diyanet, anayasal bir kurum olmaktan çıkarak özellikle AKP/MHP iktidarı döneminde Atatürk’e ve Laikliye alenen savaş açarak tarikatların ve cemaatlerin işbirlikçisi olmuş İslam Şeriatının bayraktarlığını üstlenmiştir. Farklı inançları ve yaşam tarzlarını yok sayan ve temsil etmeyen hükümet ve diyanet, her türlü gericilikten beslenerek, tek tip bir toplum modeli için dayatmalarda bulunarak, toplumu yeniden dizayn etmeye çalışarak Anayasal suç işliyorlar. Diyanet başkanı ve AKP genel başkanı, ülkenin kadim inançlarını yok sayarak, çok inançlı, çok kültürlü toplumsal yapısını yok ederek ve yurttaş olma bilincini tasfiye ederek, Ümmetçi anlayışı meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Alevileri kendi inanç potalarında eriterek ve de sunileştirerek susturmak, Ateist, Hıristiyan ve Musevi inancını yok sayarak tek tipleştirmeği dayatıyorlar. AKP genel başkanı, eğer Cumhur başkanlığı kimliği ile camilerde Şeriatçı olmayanların ve onlar gibi düşünmeyenlerin dilini koparma cüretinde bulunuyorsa, Yargı kararlarını ve uluslar arası sözleşmeleri tanımıyorsa, Atatürk ve Adalet heykelleri yakılıp yıkılıyorsa sözün bittiği yerdeyiz. Devlet ve devletin kurum temsilcileri siyasi düşünceleri inançları ve kimlik aidiyetleri ne olursa olsun, kimsenin inancına ve yaşam tarzına müdahale etmeden, bütün farklı yaşam tarzlarına ve inançlara aynı yakınlıkta ve uzaklıkta durmaları anayasal bir zorunluluktur. Ve yine Cumhurbaşkanı Anayasa da belirlenmiş tarafsızlık yeminin gereklerini yerine getirmiyorsa, artık Cumhurbaşkanı olma meşruiyetini yitirmiş demektir. Demokrasiyi araçsallaştırarak Cumhuriyet kurumlarını ve Türk halkını Arap ideolojisi ve kültürü üzerinden rehin alan ve ülkeyi soyup soğana çeviren halkını açlığa mahkum eden bu yağmacı zihniyet asla yerli ve milli olamaz. Kadim Türk kültürü ve manevi değerleri başta olmak üzere, Ana dolunun farklı kültürlerine ve tarihine yabancılaşan bu iktidar, halkımızı büyük bir sefalete sürükleyerek ülkenin aydınlık geleceğini bilerek ve isteyerek karartıyor.
Anayasamızın Laiklik maddesi değiştirilmediği sürece, Şeriat hükümleri uygulanamaz, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Ali Erbaş ve benzeri şahıslara dokunulmazlık sağlanamayacağı gibi bunlara tanrısal bir kutsiyette uygulanamaz. Erdoğan ve Diyanet başkanı anayasaya ve yasalara aykırı davrandıkları için Cumhuriyet savcılarının derhal devreye girerek soruşturma açmaları gerekirken cumhuriyet devrimlerini savunan muhaliflere soruşturma açarak cumhuriyetten yana değil sarayın savcıları olmuşlardır. Tanrı katında herkes eşit değilse bile, Anayasamıza göre, tüm vatandaşlar kanun önünde eşittir ilkesini unutarak.
Diyanet ve Milli eğitim bakanlığının Fetocu terör örgütü ile el ele büyütmek istedikleri bu eğitim sistemi ile ne pozitif bilim yapılır, nede demokratik bir sistem oluşturulur. Akıl dışı verilerin öğrenimi esasına dayalı kindar ve dindar eğitim sisteminde düşünme gücüne sahip ve de yaratıcı nitelikte beyinler yetiştirmenin mümkün olamayacağını diyanet başkanı, Milli eğitim bakanı ve sırtını dayadıkları saray iktidarı da çok, ama çok, iyi bilmektedir. Çünkü inşa etmek istedikleri bu sistem insan kafasını sadece işlenmez hale getirmekle yetinmiyor, aynı zamanda bilimsel mantık diye bir şeyin olmayacağı bilincine de sürüklüyor. Çünkü dine dayalı oluşturmak istedikleri bu eğitim sisteminde Türkiye muhasır medeniyeti değil tam aksine orta çağ karanlığına sürüklenmektedir.. Bu nedenledir ki dinci, gerici bir kişi aklen ve fikren olumsuz, kötü ve hatta kendi çıkarlarına ya da insanlık haysiyetine aykırı olan her şeyi, akıl ve mantık terazisine vurmadan, kör bir imanla benimser. Bundan dolayıdır ki asırlardır kendisini kul olarak görmekten bir sakınca görmemişlerdir. “ Köle anlayışının temelini tamda bu düşünce oluşturmuştur”.Afganistan da, Suriye de ve Irakta Vicdanın sesine aldırış etmeyerek müşrikleri öldür emrine uymayı, ya da Kafirlere karşı Cihadı fazilet bilen Taliban ve cihatçı tüm örgütler bu mantıkla hareket etmektedirler
Tarikatlarla ve eski yol arkadaşları olan Fetocularla iç içe olan AKP/MHP iktidarı ve diyanetin şeriat anlayışı, Kur,an , hadis ve medrese eğitimi dışında ilim yapmayı kafirlik olduğunu sanarak örümcek beyinli gerici ve fanatik Atatürk ve Laiklik düşmanı kuşaklar yetiştirmiş ve halen yetiştirmeye devam etmektedir.. Tarikatlar ittifakından gücünü alan saray iktidarı, Laik demokratik cumhuriyeti değiştirip dönüştürerek otoriter ve teokratik bir din devleti inşa etmek İçin aydınlar ve sanatçılar başta olmak üzere, tüm muhalif kesimleri sivil faşist çetelerin hedefi yapmıştır. Gelinen bu süreçlerde iktidar en büyük desteği kendisine bağladığı tarafı olan yargıdan almıştır. Ne anlama geldiği bilinmeyen sözde milli ve manevi değerler üstün den, baskı ve şiddet dozunu artırarak, düşünceyi suç sayarak, toplumu korkutup yolsuzluğun, yokluğun ve yağmanın üstünü kapatmaya çalışıyorlar. Kendi öngörüsüzlükleri nedeniyle Ülkemizde yakın tarihlerde meydana gelen tüm afetleri önlemek yerine ya muhalefeti sorumlu tutuyorlar yada “Allaha havale ederek” ve “kadere” bağlayarak sorumluluktan sıyrılmaya çalışıyorlar.
İktidar, hem Anayasayı, hem de uluslar arası sözleşmeleri ihlal ederek, hala orta çağ dönemindeki tutum ve davranışlarında ısrar ederek hilafeti ve halifeliği geri getirerek Demokratik, Laik ve hukuk devletinin mezar kazıcılığını demokrasi ve Laiklik karşıtı güçlerle birlikte yaparak 2023 hedefine ulaşma hayaliyle çalışmaktadır. 4 Şubat 2022

