DARBELER VE GERÇEKLER;

Türkiye,  siyasi tarihinde 1960 yılında ilk defa darbe ile tanıştı. Seçim ile gelen Menderes hükümeti darbe ile gitti. Ülkenin Başbakanı ve iki bakanı darağacında can verdi. 1960 darbesi belirli çevreler tarafından kutsanarak topluma büyük bir devrim olarak servis edildi.                                             Menderes iktidarında toplumsal yarılmalar ve ayrışmaların temelleri atılarak toplum olmadık bir şekilde kutuplaştırıldı. Demokrasi büyük darbeler aldı, büyük bir toplumsal trajedi yaşandı, temel hak ve özgürlükler yerle bir edildi. Toplum ortadan karpuz gibi yarılarak ikiye bölündü. “Bu günün tohumları o günlerde Menderes iktidarı tarafında atıldı”  Amerika emperyalizmine ülke kapıları sonuna kadar açılarak ülkemiz yarı bağımlı bir ülke konumuna getirildi. Kore’ye apar topar Türk askeri gönderildi ve Amerika saflarında suçsuz günahsız insanlara karşı savaştı ve iki taraflı büyük zayiatlar yaşandı. Türkiye Kore’ye asker göndermeye karşılık Nato üyeliğine alındı. İç siyasal ve sosyal olayları denetlemek ve imha etmek için özel harp dairesi kuruldu ve yakın tarihe kadar maaşları Amerika tarafından ödendi. SSCB ne karşı Yeşil kuşak hattı oluşturuldu ve 101 Amerika üssü kuruldu. Darbeler gelenekselleşerek bir sonraki sürece yani, 1972 askeri darbesine evrildi ve 1960 darbesinin rövanşı olarak ülke gündemine oturdu. 1961 Anayasası, temel hak ve özgürlükler bağlamında Türkiye’nin en iyi Anayasa’sı olmuştur.   1961 Anayasasının getirmiş olduğu özgürlükler iktidar partisi olan AP tarafından alabildiğine budanarak hiç edildi…  Bu güne kadar,  Faşist diktatörlük yükselen devrimci mücadelenin önünü kesmek için, birçok siyasi ve toplumsal katliamlara imza attı.  Kızıldere de Mahir çayan ve onlarca yoldaşı katledildi, akasında Deniz Gezmişi ve iki yoldaşı idam edildi. İbrahim Kaypakkaya Diyarbakır zindanlarında işkence edilerek öldürüldü. Menduh Tamaç ve ekibi ülkenin devrimcilerini ve aydınlarını Ziverbey köşkünde topluca işkenceden geçirdi. 1970 yılının ikinci yarısından itibaren yükselen toplumsal ve siyasi mücadelenin önünü kesmek için,  Faşist diktatörlük yeni bir darbenin zeminini hazırlama yoluna giderek, bu ülkenin yoksul gençlerini kutuplaştırarak birbirine kırdırdı, 1977 bir Mayısını kana bulayarak ve yine inanç temelli tahriklerle ve devlet denetiminde ve gözetiminde Maraş, Çorum, Yozgat ve Malatya da Alevi Kızılbaş katliamlarına imza atarak 1980 darbesinin zemini hazırlandı. 1980 darbesi toplumun üstünden silindir gibi geçerek akla hayale gelmeyen acımaz yöntemlerle toplumu teslim alarak, büyük bir kıyamdan ve işkenceden geçirerek toplumsal vicdanı zorbalıkla baskıladı. Yüzlerce insan darağacında, binlerce insan işkencelerde can verdi, on binlerce insan ya yurt dışında vatansız, ya da başka bir alternatifi olmadığı için dağa çıkarak PKK saflarına katıldı. İşte bu darbelerle ülke aydınlıktan karanlığa gömülerek, Cumhuriyetin kazanımı olan nispi demokratik hakları bir, bir, yok edildi.  “Askeri vesayet” alabildiğine katmerleşti, “Emret komutanım” dönemi başladı, Özgür düşünce yasaklanarak,  şeriat’çı İslam modeli esas alındı. Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti sadece kâğıt üstünde var olacaktı, oysa hayatın her alanında geçerli olan tek şey dini referans alan, din kurallarıydı, böylece 12 Eylül bu kuralları uygulayacak kadroları da çoktan yaratmıştı. Bu kadrolar bu gün ülkeyi yöneten tarikatlar koalisyonundan oluşan, İslam şeriatçısı ve sözde milliyetçi kadrolarıdır. 1997 Post modern darbesi bilhassa İslam şeriatçılarının önünü açmak için yapıldı.  28 Şubat  “demokrasiye balans ayarı” olarak kitlelere lanse edildi.  Tarihe “post modern darbe” olarak geçecek olan bu darbe 18 maddeden oluşmaktaydı. İktidar,  Laiklik konusunda sert bir şekilde uyarılıyor ve laikliğin teminatı için kanunların uygulanması ve sıralanan önlemlerin alınması talep ediliyordu. Tarikatların kapatılması, tarikatlara bağlı okulların Milli Eğitim Bakanlığına devredilmesi, 8 yıllık kesintisiz eğitim, Kuran kurslarının denetlenmesi, Tevhidi Tedrisatın uygulanması gibi taleplerden oluşuyordu. Erbakan’ın iktidardan düşürülmesi, Amerika desteğinde öğrencisi Erdoğan’ın iktidarına giden yolu açtı. Erdoğan’ın, Anayasayı rafa kaldırarak yapmış olduğu Sivil darbe dönemi ile “Emret Başkanım” dönemi başladı.  Darbeler öyle kanıksanmış ki artık % 49 ile seçilerek iş başına gelen Davutoğlu bir gecede hiçbir haklı ve hukuki gerekçeye dayanmadan Başbakanlıktan alınarak yerine sırdaşı ve kader arkadaşı Bin Ali getirilmişti. İktidar nimetlerini paylaşamayan İslam şeriatçıları 17-25 Aralıkta birbirlerine karşı kurdukları şantaj ve komplolar nedeniyle büyük bir kavgaya tutuşarak, 15 Temmuz darbe kalkışmasına giden süreci başlattılar.

15 Temmuz darbe teşebbüsü Cemaatçi hiziplerin iktidar ve güç paylaşım mücadelesinin bir sonucu olmuştur. FETÖ nün darbe yapacağı Erdoğan ve ekibi tarafından bilindiği için, 15 Temmuz darbesi kontrollü bir şekilde engellenmiştir. Erdoğan ve ekibi darbe günü ortadan kaybolmuş,  darbe Ergenekon kumpasıyla yargıladığı Atatürkçü askerler ve sağduyulu yurttaşlar tarafından önlendikten sonra, Erdoğan zafer kazanmış komutan edasıyla ortaya çıkmıştır.  Erdoğan ve ekibi bu fiili durumu büyük bir fırsata çevirerek, 20 Temmuzda “muhalefetin basiretsizliğinden yararlanarak” ve Bahçelinin desteğinde kendi darbesini yapmayı başarmıştır. Birlikte yürüdükleri, birlikte ıslandıkları ve birlikte öldürmeye çalıştıkları Laik demokratik sosyal hukuk devletinin failleridir.  İki tarafta Cumhuriyetin asli maddi failidir. Demokrasiyi ve özgürlükleri birlikte budadılar, kumpasları birlikte kurdular, Topluma bu acıyı birlikte yaşattılar. Erdoğan’ın şu yakınması her şeyi özetlemiyor mu? “ne istediler de vermedik” Onun için ülkenin içine düşürüldüğü bu durumun tek sorumlusu FETÖ değildir, cumhuriyetin ve Laikliğin mezar kazıcılarının tümü birinci dereceden bu darbeden sorumludurlar. Hiç bir darbe savunulmayı hak etmez. Bütün darbeler sömürüye ve her türlü adaletsizliğe zemin hazırlar. Gücünü halktan ve haktan almaz, Bütün darbeler gücünü zordan ve zorbalıktan alır her türlü şiddeti uygulamaktan geri durmazlar… Gücünü halktan almayan,  hiçbir güç ya da iktidar sonsuz değildir. AKP/MHP karanlığını ve diktatörlüğünü halkımızın birleşik, Laik ve demokratik cephesi tarihin çöplüğüne sandıkta gömecektir. 

 

About Post Author

About Post Author