Muhammed Gülsarı’nın Kaleminden Bir Portre

Muhammed Gülsarı’nın Kaleminden Bir Portre

YAŞAYAN AZİZELER: Yüksel Avşar

Yüksel Avşar, Ardahan’ın Xoçvan/Hasköy’ünde, sekiz çocuklu bir ailenin en büyüğü olarak dünyaya geldi. Daha çocuk yaşta omuzlarına yüklenen sorumluluk, onu yalnızca ailesine karşı değil, hayata karşı da erken bir olgunluğa çağırdı. Sert iklimin ve yoksunluğun iç içe geçtiği bu coğrafyada büyümek, Avşar’a dayanışmayı, adaleti ve insan onuruna saygıyı soyut kavramlar olarak değil; gündelik hayatın vazgeçilmez gerçekleri olarak öğretti. Köy yaşamının yalın ama direngen ritmi, onun vicdanında silinmeyecek izler bıraktı. İlkokulu köyde ortaokul eğitimini Ardahan’da tamamladı; ailesiyle birlikte Kars merkeze taşındığında ise yalnızca mekân değil, ufuk da genişledi. Buna rağmen, onu var eden kökler her zaman o ilk topraklarda, Hasköy’ün (Xocvan) sessiz direncinde kaldı.

Üniversite eğitimi için Ankara’ya geldiğinde, bireysel yolculuğu düşünsel bir derinlik kazandı. Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite yılları, Yüksel Avşar için yalnızca akademik bir formasyon süreci değil; sorgulamanın, itirazın ve vicdan muhasebesinin iç içe geçtiği bir uyanış dönemiydi. Bu yıllarda Kemal Burkay’ın çıkardığı Özgürlük Yolu dergisi çevresinde şekillenen özgürlükçü düşünce iklimiyle tanıştı. Eşitlik, halkların kendi kaderini tayin hakkı ve demokratik çoğulculuk temelinde yükselen bu çizgi, onun düşünsel dünyasında kalıcı bir yer edindi. Aynı dönemde Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) içinde yer aldı. Bu tercih, Avşar’ı dar anlamda bir siyasal figür olmanın ötesine taşıyarak; kültürel haklar, ifade özgürlüğü ve insan onuru merkezli bir insan hakları savunucusu kimliğine yöneltti.

12 Eylül 1980 askeri darbesi, Yüksel Avşar’ın hayatında onarılması güç bir kırılma yarattı. Henüz 27 yaşındaydı ve doktora öğrencisiydi. Ankara’daki evinden bir gece yarısı alındı. Kapısı askerler tarafından çalındığında söylenen cümle, darbe dönemlerinin soğuk dilini özetliyordu:

“Sıkıyönetim var, bir süre sizi misafir edeceğiz.”

Bu cümleden sonra başlayan süreç, hukukun askıya alındığı, insan onurunun sistematik biçimde hedef alındığı karanlık bir yolculuktu. Gözleri bağlandı, bir araca bindirildi; daha ilk anda taciz başladı. Hiçbir ilgisi olmayan bir suç isnadıyla gözaltına alındı, soyuldu ve üzerine tazyikli su tutuldu.

Emniyette, DAL olarak bilinen birimde tam 45 gün boyunca gözaltında kaldı. Bu 45 gün, zamanın anlamını yitirdiği; gecenin gündüze, insanın nesneye dönüştüğü günlerdi. İşkence, olağan bir uygulama hâline getirilmişti. Kendi ifadesiyle, “Doya doya işkence yaşadık.” Uygulanan şiddet yalnızca bedenine değil, ruhuna yönelmişti. Keskin ve ağır kokulara sinmiş bir battaniye yüzüne bastırılıyor, geceleri keyfî biçimde müdahalelerde bulunuluyordu.

Bu süreç, onun yalnızca sağlığını değil; duygularını, aile kurma ihtimalini, çocuk sahibi olma hayalini, yani yaşamın bütünlüğünü parçaladı. İnsanlık onuruna yönelmiş bu saldırılar, hafızasında silinmez bir tanıklık olarak yer etti.

Bu ağır gözaltı sürecinin ardından bir bir yıla geçkin cezaevinde kaldı. Sonunda hiçbir gerekçe sunulmadan, “Suçsuzsun, yanlışlık olmuş,” denilerek serbest bırakıldı. Ancak bu cümle, kaybedilen yılları, eksilen hayatları ve yarım kalan umutları geri getirmedi. Yüksel Avşar, böylece 12 Eylül darbesinin Türkiye tarihine bıraktığı kara lekenin yaşayan tanıklarından ve mağdurlarından biri oldu. O karanlık dönem, hayatının geri kalanına sessiz ama derin bir iz bıraktı.

Cezaevinden çıktıktan sonra hayata yeniden tutunmayı seçti. Kırılmadı; aksine daha da derinleşti. İş yaşamına atıldı ve Osmanlı Bankası’nda çalışmaya başladı. Ardından DİSK’e bağlı Sosyal-İş Sendikası’nda görev aldı. Bu dönem, onun emek mücadelesiyle, sendikal haklarla ve sosyal adalet fikriyle bağını daha da güçlendirdi. Daha sonra Sanayi Bakanlığı’nda uzman planlamacı olarak görev yaptı. Kamu hizmetini, teknik bir sorumluluğun ötesinde; kamusal yararı ve hak temelli yaklaşımı önceleyen ahlaki bir görev olarak kavradı.

Siyasal mücadelesini demokratik zeminlerde sürdürdü. 1994 yılında Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP)’in kurucuları arasında yer aldı. Ardından, Cem Boyner’in kuruculuğunu yaptığı Yeni Demokrasi Hareketi’nde görev üstlendi. Bu süreçlerde ifade özgürlüğünü, çoğulculuğu ve demokratikleşme taleplerini kararlılıkla savundu. Daha sonra, KADEP Genel Başkanı Şerafettin Elçi’nin daveti üzerine partiye katıldı ve genel başkan yardımcılığı görevine seçildi. Bu görev, onun siyasal kimliği kadar, insan hakları aktivisti yönünü de daha görünür kıldı.

Bu yıllarda ulusal sınırların ötesine uzanan temaslar kurdu. Irak Cumhurbaşkanı ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYP) Kurucu Başkanı Celal Talabani ile tanıştı. Bu temaslar, onun bölgesel barış, halkların eşitliği ve insan hakları eksenli düşüncesini daha da derinleştirdi.

Bugün Ankara’da yaşayan Yüksel Avşar, yalnızca geçmişte üstlendiği görevlerle değil; işkenceye karşı tanıklığı, darbe dönemlerinin insan hayatında açtığı yaraları dile getirme cesareti ve insan onurunu merkeze alan ısrarlı duruşuyla anlam kazanır. O, yalnızca bir siyasal aktör değil; bedeniyle ve ruhuyla bedel ödemiş, buna rağmen adalet talebinden vazgeçmemiş bir insan hakları savunucusudur.

Aralık 2023’te yayımlanan Kürdiana Düğümü, Yüksel Avşar’ın düşünsel ve vicdani birikiminin yazılı bir ifadesi olarak okurla buluştu. Bu eser, yalnızca tarihsel ve siyasal bir sorgulama değil; hafıza, kimlik ve adalet arayışının metne dönüşmüş hâliydi. Ardından, 15 Aralık 2025’te yayımlanan Ayşe Şan: Bir Sesin Sonsuzluğa Açılan Yolu, onun insan hikâyelerine, kültürel belleğe ve bastırılmış seslere duyduğu derin sorumluluğun yeni bir göstergesi oldu. Bu süreçte Avşar, Ayşe Şan’ın yalnızca sesini ve mirasını değil; hatırasını da ait olduğu topraklarla buluşturmak için büyük bir çaba sarf etti. Sanatçının kabrinin Diyarbakır’a taşınması sürecinde yürüttüğü ısrarlı ve fedakâr girişimler, vefanın ve kültürel hafızaya sahip çıkmanın somut bir örneği olarak tarihe geçti. Bu eserle Avşar, bir sanatçının şahsında bir halkın acısını, direncini ve sesini kayıt altına aldı.

Yüksel Avşar’ın hayatı, bir dönemin karanlığını ve o karanlığa rağmen ayakta kalabilen insan onurunu anlatır. Halkı için verdiği mücadele, bedel ödemekten geri durmayan duruşu ve adalet talebindeki ısrarı, onu sıradan bir biyografinin ötesine taşır.

Bu nedenle Yüksel Avşar, yalnızca bir isim değil; hafıza, tanıklık ve vicdan olarak Yaşayan Azizeler arasında yerini almıştır.

Yazar. Muhammed Gülsarı

About Post Author

About Post Author