Çevre Tahribatı Sürdürülebilir Kalkınmaya Engeldir

Kaz dağları oksijen deposu olarak bilinir.  Ancak Kaz Dağları’nda bugüne kadar maden ruhsatı alan bildik holdingler, çevreyi tahrip ettiği için bu özelliğini kaybetmek üzeredir.

Dünyanın odaklandığı çevre ve iklim sorununa karşı, devlet sosyal maliyetini görmeden maden izinleri veriyor. Bu izinler çevre üstünde geri dönüşü olmayan tahribatlar yaptı.

Kamuoyunda en fazla tartışılan ve tepki alan, Kaz Dağları’nda Cengiz Holding’in Halilağa maden projesi (Halilağa Bakır/Altın) oldu.

Bu proje sahada ağaç kesimi/orman tahribatı, su kaynakları ve köylerin etkilenmesi gibi riskler taşıyor.

Mahkeme, işletme izninin ÇED alanından daha geniş tutulduğu gerekçesiyle yaptığı inceleme sonrası yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ne var ki, bu defa idare aynı işletmeye yeniden bir işletme izni verdi.

Avrupa Birliği Türkiye raporunda; Kazdağları (Mount Ida) özelinde, “bakır madenciliği faaliyetlerinin genişlemesinin” çevresel etkilerine dair uyarıya yer var.

Yine Avrupa Komisyonu’nun Türkiye 2024 Raporunda Türkiye’de hava kalitesinde ilerleme olmadığı, bazı şehirlerin ağır hava kirliliği altında olduğu, atık yönetiminde de yetersizlikler olduğu vurgulandı.

AB dışında Türkiye’de çevre sorunlarını eleştiren/uyaran çok sayıda uluslararası kuruluşlar var. Söz gelimi, bizim de üye olduğumuz, OECD (Environmental Performance Reviews) Afşin Elbistan kömür genişlemesi tenkit ediliyor.

Bir ülkede üretim ve tüketimden doğan dış maliyetler, eğer devlet tarafından kontrol edilmezse hem gelir hem de kaynak dağılımı bozulur. Çevre kirlenmesine maruz kalan bir kısım halk yoksullaşır.

Geçmişte yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum … 1985 yılıydı. Büyük çekmecede Mimar Sinan köprüsünden geçince Silivri tarafında Mimar Sinan mahallesinde yapılaşma yoktu. Tarlalar vardı. Köprüden geçer geçmez sağ tarafta Ak çimento fabrikası vardı. Fabrikanın bacasına filtre takılı değildi. O yaz yine o yıllarda zamanın en büyük tirajlı gazetesi Günaydın gazetesine o yöreden bir grup insan geldi. Resim çekmişler. Yanık buğday tarlalarını gösterdiler. Benim yazlıkta Silivri tarafındaydı. Erken çıktım. Gerçekten etraf beyaz bir toz örtüsü altındaydı. Mimar Sinan Mahallesinde Tarlalarda da buğday başakları yanmıştı.

Fabrika sahibi işletme, filtre maliyetinden kaçınmıştı. Ürünü daha ucuza mal ediyordu. Ama satarken piyasa fiyatından satıp yüksek kar elde ediyordu. Bu maliyet halka yansımıştı. Zira yerli halkın ürün geliri azalmıştı.

Bu örnekte Normalde devletin çimento fabrikasını filtre takmaya zorlaması ve Filtre takılıncaya kadar ortaya çıkan köylünün zararını da fabrikadan ceza olarak alıp bütçe aracılığı ile köylüye tazminat olarak dağıtması gerekirdi.

Sonradan filtre taktı ve fakat halkın sağlığı ve çiftçinin zararı telafi edilmedi.

Yasalarda olduğu halde, uygulamada çevre tahribatı önlenmiyor.

Özet olarak; Çevre sorunları, iklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin azalması, hava ve su kirliliği, ormansızlaşma gibi sorunlardır. Bu sorunlar sonucu meydana gelen zararlar, bugün anında hissedilmez ve hatta dışsal maliyetler, üretim ve tüketim maliyetlerine eklenmediği için, GSYH’ de büyüme oranı artar ve fakat potansiyel büyüme ve insan refahını olumsuz etkiler.

Çevre sorunları, ekonomik kalkınmayı kısa vadede maliyet artışlarıyla, uzun vadede ise potansiyel büyümenin düşmesi, kaynakların kaybı ve sürdürülemez olması ile ciddi anlamda kalkınmayı tehdit eder.

Çevre kirliliği üretimde dış maliyet yarattığı için üretim maliyetlerinin artmasına neden olur.

Sağlık sorunları oluşur. İşgücünün çalışma saatlerini, fiziksel ve zihinsel kapasitesini azaltarak ekonomide işgücü verimliliğini düşürür.

İktisadi ve sosyal kalkınma sürdürülemez.

Yayınlama 23 Aralık 2025

Yayın Köşe YazılarıSon Köşe Yazılarıvitrinvitrin2Yeni Çağ

About Post Author

About Post Author