
26-28 Kasım 2025 tarihlerinde değerli meslektaşlarım Dr. Elif ÜLER, Dr. Rana ÖZYURT KAPTANOĞLU ile Mardin Artuklu Üniversitesinin organize ettiği 3. Uluslararası İktisadi, İdari ve Siyasi Bilimler Kongresi için Mardin’e gittim. Bildirimizin başlığı; “Risk, Kriz Ve Belirsizliğin Yönetimine Yönelik Stratejilerin Dijitalleşme Ve Karar Destek Sistemleri Bağlamında Geliştirilmesi” şeklinde belirlenmişti. Çalışmamız oldukça ilgi gördü, sorular aldık, Rana Hoca başarılı bir şekilde sundu.

Mardin’i Mardinli dostlarımdan bilirdim… Kimi kez de kin ve nefretin yönlendirdiği sevimsiz olay ve kavgalardan haberim olurdu. Yanı sıra, uzlaştırıcısı , uzlaştırıcı-görgülü milletvekili, Belediye Başkanı Ahmet Türk aklama gelir Mardin denilince …
Ziyaretimizle Mardin’in her bakımdan gelişmiş olduğunu görünce şaşırmadığımı söyleyemem. Hem Artuklu Üniversitesi ilerlemiş, hem de şehir olarak Mardin alıp başını gitmiş.
Son zamanlarda Prof. Dr. Yılmaz BÜYÜKERŞEN’in Eskişehir’i marka şehir olarak öne çıkardı. Gerçekten de mumya heykelleriyle, Porsuk Nehrinde yüzen gondollarla, hafif raylı ulaşım sistemiyle, tarihsel konaklarıyla, Eskişehir turizm markası haline gelmişti. Gelişmeye devam ediyor elbette…
Neden diğer şehirler Eskişehir’i örnek almaz diye hayıflanırken, Mardin’in de çoktan marka şehir olduğunu keşfettim.
Mardin, tarımıyla, turizmiyle, sosyolojik çeşitliliğiyle, üniversitesiyle, farklı kültürlerle, zengin tarihiyle çoktan marka şehir olmuş.

Artuklu Üniversitesi Turizm Fakültesinden eski öğrencim- şimdiki meslektaşım profesyonel turizm rehberi Prof. Dr. Serhat HARMAN rehberliğinde kongreden kalan zamanı iyi değerlendirdik. Havaalanında bizleri karşılayan değerli meslektaşım, sağımız Mezopotamya, solumuz Anadolu diye söze başladı. Buğday ve mısır ambarıdır Mardin diyerek ürünün neredeyse tamamının Irak’a ihraç edildiğini söyledi. Ben de öyleyse rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman DEMİREL’in deyişiyle Mardinli çiftçi kardeşlerimizin karnı tok sırtı pektir diye yorumda bulundum. Değerli meslektaşım Harman tebessüm ederek onayladı. Camileri, kiliseleri, manastırları ve medreseleri ziyaret ettik. Görkemli Kasımiye Medresesini de ziyaret ettik. Yüksek rakımda konumlanmış medresenin içindeki çeşmenin ilginç bir mesaj içerdiğini anlattı, sevgili Serhat HARMAN kardeşim.
Hikaye şöyle: Medrese çeşmesinden akan suyun oluşturduğu mini göl çocuğun doğumunu simgelerken ondan sonraki daha büyük gölcük çocuğun yetişkinliğini daha sonra da iki gölcüğün büyük bir havuz büyüklüğündeki göle dökülmesi de ölüm gününü-mahşer gününü simgeliyor. Havuzun önünde oluşan oluktan da biriken su Mardin Ovasına dökülerek “topraktan geldik, toprağa gidiyoruz” düşüncesini, gerçekliğini sembolize ediyormuş. Velhasıl Mardin’de çeşmeler, taşlar, konaklar, caddeler tarihin seyrini, kültürü, kültürel zenginliği, sosyolojik çeşitliği yansıtıyorlar, uygarlıkların hafızası olmuşlar, uygarlıkların tarihçisi-vakanuvisi olmuşlar.

Mardin Kalesinin hemen altında kurulan Eski Mardin şehri sarı kraker taşından yapılmış konaklardan, konutlardan oluşuyor. Yeni Mardin’den, Mardin Ovasından Kalenin yamaçlarında birbirinin üstüne yığılmış evlerin, dükkanların konuşlandırıldığını görünce de beton yığınını andıran çarpık bir şehir imajı alıyorsunuz. Burada Sn. Prof. Harman devreye giriyor ve diyor ki; Sayın Hocam, eski Mardin’deki hiçbir konut diğerinin önünü kesmiyor, hiçbiri diğerinin kapısını, giriş kapısını görmüyor ve mahremiyetini bozmuyor. Bu kez de mimari ve imar dehasıyla karşı karşıya olduğunuz kanaatini oluşturuyorsunuz.
Düşüncenin, kültürün, derin kültürün, ahlakın taşlarla kenti tasarlaması, kentleşme icrası fevkalededir. Kültür, uygarlık ve medeniyet mimariye şekil veriyor adeta..
Kalenin altındaki bir cadde konak mağazaların ve dükkanların oluşturduğu alışveriş merkezine dönüşmüş durumda. Ana caddenin sağında ve solundaki konakların iç kısımlarında da küçük caddeler ve küçük sokaklar oluşmuş ve aynı şekilde de gastronomik ve turistik ürünlerin satıldığı dükkanlar dolup taşmış.

Salça, nar ekşisi, Süryani çöreği, Süryani Şarabı, Süryani kahvesi, Badem Şekeri, Kürt Kahvesi, Etlerin oluşturduğu Mardin tabağı, sıralı dizilmiş dükkanlarda ikram ediliyor. Esnaf çok davetkar bedava tattırıyor ürünlerinden, sonra ister istemez satın alıyorsunuz.
Süryaniler, Kürtler, Araplar, Ezidiler güzel bir kültürel zenginlik oluşturmuşlar. Her sosyolojinin gastronomisi var, doğal olarak kültürü var,dili var, doğal olarak içeceği var, doğal olarak müziği var. Kültürel zenginlik uyum sağladığında ekonomik zenginliği coşturması çok zor değil diye düşünüyorum.

Mardin şehir merkezi kadar Nusaybin, Midyat da kentleşmiş ve turizm kenti olmayı başarmış ilçelerdir. Gastronomik ürünlerin, içeceklerin, bitkilerin, şarapların, el işi ürünlerin organize sergilendiği çarşılar oluşmuş iki ilçemizde de. Süryani şarabı çok tanınıyor ve çok üretiliyor bir noktaya gelmiş. Bu noktada bir eleştiri: Fiyatlar çabucak yükselmiş, şaraplar çok pahalı. İlgili esnafa Paris’le yaşıyorsunuz gibime geldi diyerek eleştiride bulundum. İşletme hocası olarak önerim şudur: “Biraz sakin ol esnaf kardeşim..! Biliyorsun fiyat çok heyecanlanırsa kalabalığı kaybedersin. Az müşteri değil çok müşteri değerlidir.”. İkinci eleştirim şudur: Esnaf kredi kartı için pos cihazı olmasına karşın nakit ödenmesini ya da ibana nakit gönderilmesini tercih ediyor. Çok yanlış bir tutum. Kadim kültürünü taşıyan esnafımıza yakışmıyor bu durum. Enflasyon ortamında nakit taşımak mümkün değil.

Konakların tamamı sarı kraker taşından yapılıyor. Bu taşlardan yapılan konaklar ve evler başlangıçta beyazımsı-sarımsı renk-imaj veriyor olsalar da zamanla kahverengiye ve turuncuya dönüşüyormuş. Taşın bu evrimi filozof Karl Marx’ın tarihsel materyalizm teorisini adeta haklı çıkarıyor. Zamanla madde değişime uğruyor.
Kentleri güzel kadın imajının unsurlarıyla anlatmayı severim. Bu vesile, yazımızın başlığıyla ilgili bir şeyler söyleyelim:

Yeni Mardin’den eski Mardin’e Kaleye baktığınızda ışıkların oluşturduğu görsellik gerçekten de güzel bir kadının boynundaki incilerden oluşan gerdanlığa benziyor. Kalenin yamaçlarındaki kafelerin terasından ışıkların oluşturduğu gerdanlığa bakarken sürekli seyir zevki alıyorsunuz, estetik görselliğin uyandırdığı güzel duygulara kapılıyorsunuz. Ve hatta mavi gözlü, sarı saçlı, sessiz ve masum yüzlü kadını resmeden bir portreye bakma zevki alıyorsunuz. Bu noktada gerdanlığı ve seyranlığı bir kadın portresiyle Mardin olarak resmedebilirsek, Rönesans sırasında Leonardo da Vincinin resmettiği Mona Lisa portresiyle rekabet edebiliriz. Yanı sıra, tarihi, kültürü, ovaları, yayları, medreseleri, manastırları, kiliseleriyle seyir duyularınızı çoşturuyor güzel Mardin…
Yeni Mardin’den eski Mardin’e Mardin Kalesine bakarken Gerdanlık hali alan Mardin; eski Mardin’den Kale’den, Kalenin altınadaki yamaçlardan yeni Mardin’e, Ovaya, Mezopotamya’ya bakınca da bu kez Seyranlık halini alıyor, kadim şehri Mardin.
Son mesajımız şudur: Değerli okuyucularımız; tarihe, kültüre, gastronomiye, arkeolojiye, sosyolojiye meraklı turistlerimiz, bu kavramları duyunca heyecanlanan vatandaşlarımız Mardin’i ziyaret ederek heyecanınızı dindirebilirsiniz.
Yazacak çok şey var elbette, bir dahaki yazıya saklayalım geri kalanını. Son sözümüz şudur: Kongre ekibine teşekkürler, rehberlik eden sevgili meslaktaşım Prof. Serhat Harman’a , bildiri sunup geziler yaptığımız Rana ve Elif hocalara teşekkürler…Bizlerle yakından ilgilenen Artuklu Üniversitesi Uygulama Oteli Müdiresi Arzu Kösesoy’a ve ekibine teşekkürler..Arzu Müdürümüz özel sektör kıvamında bir işletmecilik sergiliyor, kamuda bu tarz yöneticilerimiz artmalıdır.
Prof. Dr. Ali AKDEMİR
İstanbul Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi
