MÜCAHİT ÖZDEN HUN : Değerli Okuyucular,
Avrupa’nın batısında, Pireneler’in iki yamacına yayılmış küçük bir halk, Türkiye’nin en büyük siyasal meselelerinden birine ışık tutuyor: Basklar.
Aynı halk, iki farklı devlet içinde iki farklı deneyim yaşıyor. İspanya’daki Bask Özerk Bölgesi kendi parlamentosu, polis gücü ve mali sistemine sahip; Euskara dili İspanyolca ile birlikte resmî olarak tanınmış durumda.

Bask ülkesi, haritada görüleceği gibi İspanya ve Fransa arasında ikiye bölünmüştür
Buna karşılık Fransa’daki Bask bölgesinde kimlik yalnızca kültürel alanda var olabiliyor. Fransız devletinin üniter yapısı içinde Baskça resmî dil değil, anadilde eğitim ancak sınırlı ölçüde ve sivil toplumun çabalarıyla mümkün.
İki farklı yol, aynı halkın iki farklı deneyimi…
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ikilem de tam burada düğümleniyor: Kürt meselesinde çözüm, Fransız modelindeki sınırlı kültürel özerklik mi olacak, yoksa İspanyol modelindeki geniş siyasal özerklik mi?
Yoksa Türkiye’nin gerçeklerine uygun olan, bu ikisinin arasında bir yerde mi?
İspanyol Bask deneyimi şunu gösteriyor: Siyasal özerklik tanındığında, kimlik talepleri daha kalıcı bir şekilde karşılanabiliyor. ETA gibi uzun yıllar silahlı mücadele yürüten bir örgüt, bu özerklik düzeninin sağladığı siyasal zeminde silahsızlandı ve çatışma demokratik kanallara çekildi. Vergi toplama hakkı, kendi parlamentosu, kendi güvenlik gücü gibi yetkiler yalnızca sembolik değil, günlük hayatı doğrudan etkileyen mekanizmalar oldu.
Fransa’da ise durum farklı. Orada Bask kimliği varlığını sürdürüyor, ama siyasal temsil sınırlı. Euskara resmî değil, yalnızca seçmeli ders ya da özel okullar aracılığıyla öğretiliyor. Fransa, üniter devlet ilkesinden taviz vermedi, kimliği daha çok kültürel alanla sınırladı. Bu yüzden Bask kimliği kültürel düzeyde görünür, ama siyasal olarak marjinal kaldı.
Türkiye’nin gerçekliği bu iki uç arasında bir yerde. Devlet üniter yapısından vazgeçmek istemiyor; ama Kürt toplumu da yalnızca folklorik veya sembolik kültürel haklarla yetinmeyecektir. Bu nedenle çözüm Fransız modelinden daha ileri, İspanyol modelinden daha sınırlı bir düzeyde aranmalıdır. Yani mesele, hem devletin bütünlüğünü hem de Kürtlerin onurunu koruyacak bir orta yol bulmaktır. Peki bu orta yol nasıl şekillenebilir?
Birinci ihtimal, geliştirilmiş kültürel özerklik. Bu modelde Kürtçe’nin kamusal alanda güvence altına alınması, devlet okullarında çift dilli eğitim programlarının kurulması, Kürt dili ve tarihi üzerine enstitülerin ve kültür fonlarının desteklenmesi öngörülür. Üniter devlet yapısı korunur; siyasal özerklik söz konusu olmaz. Bu model, kültürel talepleri güçlü bir şekilde karşılar, fakat siyasal temsil sınırlı kaldığı için Kürt hareketini tatmin etmeyebilir.
İkinci ihtimal, güçlü yerel yönetimler. Burada belediyeler eğitim, kültür, sosyal hizmetler ve kısmi mali kaynaklar üzerinde daha fazla söz sahibi olur. Vergi paylaşımları, şeffaf bütçe ve adil transfer mekanizmalarıyla desteklenir. Merkezi devletin güvenlik ve dış politika yetkileri korunur, ama günlük yaşamda hizmet kalitesi yükselir. Bu model, hem devletin üniter yapısını korur hem de yerel katılımı artırarak toplumun taleplerini karşılamada makul bir denge sağlar.
Üçüncü ihtimal ise bölgesel konsey ya da sınırlı parlamento. Bu modelde Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde seçilmiş bir meclis kültür, eğitim destek politikaları, bölgesel kalkınma ve planlama gibi alanlarda söz sahibi olur. Güvenlik, ceza hukuku ve dış politika gibi temel yetkiler merkezde kalmaya devam eder. Böylece üniterlik korunur, fakat Kürtlerin siyasal temsil gücü artar. Ancak bu model devlet açısından “federalizme geçiş” kaygısı doğurabilir ve siyaseten en tartışmalı seçenek olabilir.
Türkiye için bu üç modelden hangisi daha gerçekçi olur? Geliştirilmiş kültürel özerklik, devletin kolayca kabul edebileceği ama Kürtlerin sınırlı bulacağı bir çözümdür. Bölgesel konsey, Kürtler için cazip ama devlet için riskli bir formüldür. En dengeli ihtimal güçlü yerel yönetimlerdir; hem üniterliği bozmadan yetki paylaşımı sağlar, hem de Kürt toplumunun kültürel ve yönetimsel taleplerine cevap verebilir.
Sonuç olarak, Bask deneyimi Türkiye’ye şunu hatırlatıyor: Kimlik meselesi yalnızca folklorla veya sembolik kültürel haklarla çözülemez. Ama aynı zamanda, geniş siyasal özerklik de her zaman devletin kabul edebileceği bir yol olmayabilir. Çözüm, kültürel hakların güvence altına alındığı, yerel yönetimlerin güçlendirildiği ve gerektiğinde sınırlı siyasal temsil mekanizmalarının kurulduğu bir orta modelde aranmalıdır. Bask’ın iki yüzü, Türkiye’ye bir ikilem sunuyor. Bu ikilemin çözümü, barışın ve demokratikleşmenin kapısını aralayabilir.
Mücahit Özden Hun
18 Eylül 2025

