Yaşam İçin Vazgeçilmez Olan Madencilik ve Çevre Popülist Politikalara Kurban Edilemez

Yaşam İçin Vazgeçilmez Olan Madencilik ve Çevre  Popülist Politikalara Kurban Edilemez

İnsanlığın gelişim sürecinde, bir an için kömür, petrol, doğalgaz gibi enerji kaynaklarının keşfedilmemiş olduğunu düşünün. Sadece ısınma ve barınma ihtiyacını karşılamak için ne tüketilecekti? Acaba doğada orman ve yaban hayatı kalır mıydı? Bunu düşünmek için gerçekten bir dakikanızı ayırırsanız, doğayı tahrip eden unsurun madencilik değil, insanların gereksinimleri olduğunu anlarsınız.  Çok değil, enerji hammaddelerinin devrede olmadığı yüz yıl önceye gidildiğinde; bırakınız ormanı, ağacın kökünün bile kazılarak tüketildiği bir doğa gerçeği ile karşılaşırsınız. Tam tersine madencilik faaliyetiyle ortaya çıkarılan teknolojik ürünler sayesinde doğanın büyük ölçüde korunabildiğini de fark edersiniz.

Yürüdüğümüz yoldan, içtiğimiz sudan, ısındığımız kaloriferden, barındığımız konuta, kullandığımız otomobilden, bilgisayara, telefona, mutfak araç gereçlerinden, tarımdan, tıptan, savunmadan, elektroniğe kadar hayatın her alanında madencilik ürünlerinin vaz geçilmez olduğu açıktır. Yakın gelecekte de, robotik yaşam, sürdürülebilir enerji, yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar, ileri mühendislik ve ticari uzay yolculuğu gibi   yeni talepler gündemdedir. Bu durum, hali hazırda bağımlı olduğumuz hammadde ve malzemelere çok daha fazla gereksinim duyulacağını göstermektedir.

Ülkelerin; yurttaşları için istihdam olanakları yaratma, gelir düzeylerini artırma,  eğitimden, sağlığa,  beslenmeden güvenliğe, hayatın tüm alanlarında sosyal devlet politikaları uygulama ve fırsat eşitliği sağlama gibi hedeflerine, ekonomik gelişme ile ulaşabilecekleri bir gerçektir. Bunun en iyi yolu da sanayileşerek, üreterek kalkınmaktır.  Bu amaca ulaşmanın başlıca araçlarından biri de yeraltı kaynaklarının bulunarak, entegre tesislerle katma değer yaratacak tarzda üretilmesidir.

İngiltere, Almanya, Fransa gibi Avrupa Birliği üyelerinin, Japonya ve ABD’nin kendi kaynaklarının yanında Dünya yeraltı kaynaklarının yarısından fazlasını 19. Yüzyılın ortalarından itibaren 20. Yüz yılın sonlarına kadar tüketerek sanayileşmiş ve kalkınmış oldukları sır değildir. 21. Yüzyılla birlikte, Çin başta olmak üzere hızla kalkınmakta olan ülkelere baktığımızda da Dünya hammadde kaynaklarının yarısından çoğunu kullanmakta oldukları ve sanayileşme yönünde çok büyük sıçramalar yaptıkları görülmektedir. Günümüzde de Dünyanın muhtelif coğrafyalarında yaşanan kriz, kaos ve savaşların asıl nedeni,  yeraltı kaynaklarının kimin tarafından değerlendirileceğidir.

Ülkemize bakıldığında ise Cumhuriyetle birlikte madenlerimizin aranarak bulunması, üretilmesi ve nihai ürün haline getirilmesi yönünde çok büyük hamleler yapılmıştır. Bununla birlikte süreç içinde yeterli kaynaklar sürdürülebilir bir yaklaşımla ayrılamadığı için maalesef bugün dahi yeraltı varlıklarımızın envanteri  çıkarılamamıştır. Hâlbuki Türkiye jeolojisi, çok büyük rakamlarla ifade edilebilecek çok çeşitli mineral varlıklarının bulunabilirliğine işaret etmektedir. Öyle ise topraklarımızın 200, 500, 1000, 2000 metre derinliklerinde ne var ne yok makul bir zaman diliminde ortaya konulmalıdır. Yani hangi zenginliklerin üzerinde yaşadığımızın farkına varmalıyız. Bir an önce karada ve denizde, tüm mineral varlıklarımızın ortaya çıkarılmasına yönelik sistematik arama faaliyetlerini; stratejik bir yaklaşımla gerçekleştirmeliyiz.

Maden oluşumu milyonlarca yıllık süreç gerektirir, bulunacağı yeri de değiştirme olanağı yoktur. Bu nedenle madenciliğin yer seçme lüksü bulunmamaktadır. Mineral kaynaklarının keşfedildikleri lokasyonda üretilmeleri kaçınılmazdır. Elbette “Önce İnsan ve Çevre” anlayışı ile çevre dostu yöntemler uygulanarak üretilmelidir. Günümüzde bunu sağlayacak teknolojik alt yapı ve bilgi birikimi de vardır.

Öte yandan madencilik, belirsizliği fazla olan, uzun yatırım dönemi, yüksek yatırım maliyeti gerektiren bir sektör özelliğindedir. Bu yönü ile konjonktürel etkilere duyarlı bir alandır. Bu nedenle sektör; popülist yaklaşımlardan uzak, siyaset üstü bir anlayışla şekillendirilmelidir. Son yıllarda doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, ülkemizin hemen her yöresinde bilgi kirliliği ve popülizm ekseninde madencilik karşıtı kamuoyu oluşturma girişimlerine tanık olunmaktadır. İnsanların, yeterli bilgiye sahip olmadıkları konularda, çeşitli senaryolarla ajite edilmeleri sonucu, korku ve kaygı ile yanıltılıp yönlendirilmesi sağlıksız sonuçlar doğurmaktadır.  Bu nedenle madencilik gibi ekonomik kalkınma ve çevre ikilemi bulunan bir alan; uzmanlardan oluşan tarafsız platformlarda tartışılarak yönetilmelidir. Bu amaçla acil olarak özerk yapıda bir “MADENCİLİK VE ÇEVRE BİLİM KURULU” oluşturulmalıdır.

Özetle; yaşam için gerekli olan mineral varlıklarımızın,  devletin de, şirketlerin de çevresel zararlardan sorumlu tutulmasını sağlayan, etkin bir gözetim ve denetim mekanizması kurularak,  çevre dostu üretim yöntemleri ile ekonomimize kazandırılması, muasır medeniyet seviyesine çıkmak için olmazsa olmaz koşuldur.  Bu bağlamda, dini inançların, etnitisenin olduğu kadar, maden ve çevre konusunun da siyasete alet edilemeyeceği bir alan olduğunun bilinci ile hareket edilmelidir. Umarım bunu sağlayacak kurumsal yapı; siyaset üstü bir yaklaşım ve tüm tarafların katkısı ile yakın gelecekte oluşturulabilecektir.

KENT HAYAT MEDYA EKİBİ.