Ülkemiz Temel Sorunlarına Siyaset Üstü Bakış

Ülkemiz Temel Sorunlarına Siyaset Üstü Bakış

Prof. Dr. Ali KAHRİMAN, Siyasetüstü Düşünce Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

 

Toplumların daha konforlu yaşam talebi, mevcut kaynaklardan ve doğal çevreden daha fazla yararlanmayı zorunlu kılmaktadır.  Bu durum doğal olarak hızlı sanayileşme sürecini başlatmış, pek çok sorunların doğuşuna kaynaklık etmiştir. Öte yandan nüfus artışı ile kullanılabilecek kaynaklar arasında ters bir ilişki olduğu da açıktır. Tükenmekte olan kaynakların paylaşımı; gerginlik, kaos ve bölgesel savaşları da birlikte getirmektedir. Enerji ve doğal kaynakların üretim ve tüketim sürecindeki eşitsiz yaklaşımlar, kitle imha silahları başta olmak silah sanayindeki zorlamalar, terör, sürgün ve katliamların neden olduğu insan hareketliliği, adaletsizlik ve insan hakları ihlalleri, dini ve etnik çatışmalar, çevresel sorunlar, doğal afetler, açlık yoksulluk, eğitim, sağlık, barınma alanlarındaki eşitsizlik insanlığın karşısında çözülmesi gereken devasa problemlerdir.

Tüm bu konular elbette jeopolitik konumu diş müdahaleler için çekici olan ülkemiz için de can alıcıdır. Çözülmesi gereken bu sorunlarla birlikte, Kurtuluş Savaşı ile temeli atılan modern Türkiye’de, laik-demokratik yapının güçlendirilmesi, ekonomik kalkınmanın sağlanarak gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesi, hukuk düzeninin rasyonelleştirilmesi, demokratik güç dengelerinin kurulması ve rant üretimine çanak tutan kamusal ekonomi vesayetinin ortadan kaldırılması çok önemli hedeflerdir.

Modern Türkiye; ancak bireyin hukuki, ekonomik ve sosyal haklarının en üst düzeyde tutulduğu, devlet olanaklarının toplumun kalkınması ve ülkenin sosyal gelişmesi için kullanıldığı, siyasi tercihlere müdahalenin olmadığı, çoğunluğun azınlığa tahakküm edemediği, milli değerlerin ve ulusal çıkarların ön planda tutulduğu bir demokrasi anlayışı içinde daha güçlü olacaktır. Keza laikliğin dine karşı bir duruş olarak algılanması değil, dini tahakküme, istibdada ve inanç istismarına karşı bir duruş olarak algılanması gerekir. Laiklik ya da sekülarite; hem dinin siyasi amaçla istismarını önlemede hem devlet yönetimden uzak tutularak daha saygın kalmasını sağlamada hem de düşünce, inanç ve vicdan özgürlüğünün teminat altına alınmasında en önemli araçtır.  Bu yönü ile laikliğin olmadığı bir Türkiye’de demokrasinin de olmayacağı çok açıktır.  Bu olgunu bir fırsat olarak tüm kesimlerce benimsenmesini sağlayacak etkili proje ve politikalar geliştirilmelidir.

Hukukun evrensel fonksiyonu, toplumsal yaşamı düzenleyip insanların barış ve güvenlik içinde bir arada yaşamalarını sağlamaktır.  Hukuki yapının geçmişin bir rövanşı olarak dizayn edilmesi ülkenin birliği, barışı ve bekası için çok ciddi bir tehdittir. Hak hukuk ve adalet konsepti; yurttaşları mutlu eden, güven ortamını pekiştiren bir eksende yapılandırılmalıdır. Günümüzde ideolojilerin vesayetindeki özgürlük kavramı ve sınırları; bireylerin hür iradesi ipotek altına alınmadan modern toplumlara yakışır bir biçimde yeniden tarif edilmelidir.

Atatürkçülük ve Cumhuriyet değerleri, Türkiye’nin siyasi, sosyal ve ekonomik geleceğinin garantisidir. Bu değerlere karşı zaman zaman değişik şekillerde dolaylı ve dolaysız olarak maalesef kampanyalar açılmaktadır. Devleti zayıflatmak, kamu kurum ve kuruluşlarını zafiyete uğratmak yoluyla, ülkenin ekonomik ve siyasi anlamda istikrarsızlığa sürüklenerek  dış güçlerin etkisine sokulması için tarih boyunca lobi faaliyetleri yapılmıştır. Bugün de yapılmaktadır.  Üstelik çok daha ileri gidilerek kamplaşma ve kutuplaşma lobileri oluşturmuştur. Öyle ise Atatürk’ün bağımsızlık ve ülke bütünlüğü anlayışına bu gün çok daha sahip çıkmalıyız. Cumhuriyetin değerlerini koruyup, geliştirerek Türkiye’mizi çağdaş medeniyetler düzeyine taşımalıyız.

Ekonomide üretim ve hakça bölüşüm modeli tüm sektörler bazında yeniden yapılandırılmalıdır. Ülke çıkarlarını ön planda tutan ulusal politikalarla bu kısır döngüyü kıracak yaklaşımlar ortaya konulmalıdır. Siyaset; popülist, polemik ve günlük ağız dalaşından çıkarılıp, Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak makul ve meşru hedefler için proje yarışı haline sokulmalıdır. Eşdeğer saygınlıkta yurttaşlardan oluşan Ülkemizin bölünmez bütünlüğünü esas alan, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” hedefini koruyarak tam bağımsız, ulusal çıkarları önceleyen kişilikli bir dış politika için asgari müşterekler belirlenmeli ve manifesto halinde paylaşılmalıdır.

Tüm bunlardan hareketle Ülkemiz için  stratejik planlamaya esas olacak bir SWOT (Güçlü-Zayıf Yönler, Fırsatlar-Tehditler Analizi) analizi yapılmalıdır. Temel problemlerimizin tarifi ve çözümü bu verilere dayandırılmalıdır. Bu yönde bir analiz yapılsa çıkacak muhtemel sonuçlar aşağıdaki şekilde olacaktır.

Güçlü Yönler: Büyük, dinamik iç pazar, genç ve  büyüyen nüfus, çekici jeopolitik ve coğrafi konum, iyi gelişmiş sanayi üssü ve alt yapısı, sağlık ve  ulaştırma alt yapısı, kalifiye, motive iş gücü ve girişimci yapısı. Zayıf Yönler: Kamusal mülkiyet ve ekonominin vesayeti, iç ve jeopolitik istikrarsızlık, verimsiz eğitim, hukuk sistemi, ağır bürokrasi, sistem tartışmaları, enerji ve  endüstrinin yüksek ithalat bağımlılığı, üretim ve çevre popülizmi, popülist siyaset. Fırsatlar: Bölgesel enerji alanlarına yakınlık ve transferine uygunluk, ulaşım altyapısının büyük ölçüde genişlemesi, doğal kaynak potansiyeli ve çeşitliliği, yenilenebilir enerjilere ve enerji verimliliğine yüksek ilgi, yüksek kaliteli malların yerel üretim tecrübesi, bilişim ve endüstri 4.0 operasyonlarına yatkınlık, uluslararası tecrübeye sahip girişimci yapısı, gelişmekte olan ülke pazarlarına entegre olma kolaylığı. Tehditler: Tarihsel ve dönemsel dış politik talepler ve baskılar, iç politik ve jeopolitik riskler, mevzuat dengesizliği,  kamunun ekonomideki dominant yapısı, volatil ekonomi, uluslararası rekabet, eğitim-üretim-istihdam denkleminde verimsizlik.

Mevcut siyasi kargaşaya ve çeşitli belirsizliklere rağmen, Türkiye uluslararası  arenada   önemli bir bölgesel güçtür. Ne yazık ki, hukuksal, ekonomik, sosyal ve kültürel alandaki konjonktürel bazı önemli yapısal eksiklikler yüksek büyüme potansiyeline engel olmaktadır. Çeyrek asır içinde 100 milyona ulaşacak, ortalama yaşı 30 olan genç nüfusu ile Türkiye, mevcut siyasi karışıklıklara ve jeopolitik belirsizliklere rağmen uluslararası kuruluşlar ve şirketler için cazip bir pazar ve yatırım yeri olmaya devam etmektedir.  Yakın gelecekte iki trilyon dolarlık gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH), kişi başına 20.000 dolar gelir ve 500 milyar dolar ihracat ile dünyanın en büyük on ekonomisi olmaya hazırlanmalıdır. Son yıllarda kamu altyapısına yapılan kapsamlı yatırımlardan sonra, Türkiye şimdi endüstri için iyi bir temele sahiptir. Organize Sanayi Bölgeleri de şirketler için uygun üretim koşulları sunmaktadır. Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya arasındaki coğrafi konumu ile Türkiye, ekonomik iş birliği için önemli bir merkezdir.

 

Türkiye ekonomisindeki önemli bir zayıflık; ithal enerji kaynaklarına, hammaddelere ve yarı mamul ürünlere olan büyük bağımlılığıdır. Özellikle büyük sermaye çıkışları ile karakterize edilen politik belirsizliklerin artması aşamalarında, ulusal para biriminin değer kaybetmesi ve ithal mallar için fiyat artışları olacaktır. Doğal olarak  bunlar da satın alma gücünde kayıplara neden olur ve ekonomik gerilemelere yol açar. Aşırı genişleme durumunda, döviz darboğazları da mümkündür. Düşük iç tasarruf oranı ve kronik yüksek cari açık göz önüne alındığında, Türkiye Büyük ölçekli projelerini ve ithalatını finanse etmek için yurtdışından sermaye ithalatına büyük ölçüde gereksinim duymaktadır. Bununla birlikte, bu girişler için yüksek düzeyde bir güven ortamı yaratmak zorunludur.

Öte yandan Türkiye’de enerji ve taşımacılık sektöründe çok sayıda proje uygulanmaktadır. Elektrik üretimi ve dağıtımına yapılan yatırımlar özel sektör tarafından giderek daha fazla yapılmaktadır. Yenilenebilir enerjilere ve enerji verimliliğine olan ilgi, fosil yakıtların yüksek ithalat bağımlılığında da önemli bir faktördür. Havaalanları, limanlar, otoyollar, köprüler ve tünellerin inşası gibi Ulaştırma altyapısına yapılan yatırımlar ekonomik kalkınma için oldukça önemlidir. Buna ek olarak, yerel ve merkezi yönetimlerce toplu taşıma esaslı raylı sistem ağının kentsel ulaşımda yaygınlaştırılması da başka bir artıdır.

Özetle; Türkiye ekonomisi için başlıca riskler şu anda politiktir. Sistem tartışmaları ve terörle mücadeleden kaynaklanan iç gerilimlere ek olarak, Doğu Akdeniz, Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgedeki kaos ve devam eden huzursuzluk da endişe verici istikrarsızlığı artıracak diğer tehditlerdir. Avrupa Birliği ilişkilerindeki belirsizlik ve dalgalı seyir, hukukun üstünlüğüne olan güven kaybı, 15 Temmuz’daki darbe girişimi ve benzeri amaçsız yaklaşımlar da ülkemizin imajını olumsuz yönde etkileyen diğer faktörlerdir. Bu konjonktürümüzü revize edecek yeterli ölçüdeki güven artırıcı önlemler alınmadığından, yurtdışından gelen sermaye girişlerini kısıtlamakta ve finansman sorunları ortaya çıkarmaktadır.

Öyle ise Ülkemizin geleceğini vesayet altına sokan tüm bu temel sorunlar; iktidarı, muhalefeti, akademisyeni, sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri ile tüm toplum kesimlerinin katılımı ile asgari müşterekte buluşturacak şekilde öncelikle tadat edilmelidir.  Konsensüs sağlanan her bir temel sorun; aynı şekilde ilgili paydaşların katılımı ile SWOT analizine tabi tutularak, Ülkemizin genel SWOT analizi sonuçları ile birlikte modellenmeli ve çözüm algoritması geliştirilerek tartışmasız uygulamaya konulmalıdır. Yurttaşlarımızın ensesini karartmadan uygar, mutlu müreffeh geleceğimiz için yapılması gereken bu kadar basittir.