Korkunun yarattığı suskunluk sarmalından toplumsal felce

Geçen gün bir arkadaşım, içinde bulunduğumuz sürecin tamamen korku üzerine inşaa edildiğini, bunun da herkesi derinden etkilediğini, adeta bir korku toplumunda yaşadığımızı ve bu konuda bir yazı kaleme almanın iyi olacağını yazdı bana. Bu yerinde ve haklı tespitten yola çıkarak aşağıdaki makaleyi yazdım, değerlendirmesini siz değerli okurlara bırakıyorum.
BASKI
Değerli dostlar, olağan dışı koşullarda, yönetimlerin baskısı sonucunda toplumlarda genellikle suskunluk sarmalı ile birlikte tercih çarpıtması ve toplumsal felç durumu meydana gelir. Bu üç kavramın her birinin ne anlama geldiğine ve birbirleri ile olan ilişki ve çelişkilerine baktığımızda şunları görürüz ve bu üç anahtar kavramı çözümlediğimiz taktirde içinde bulunduğumuz toplumu ve durumu da çözümlemiş oluruz.
SUSKUNLUK SARMALI
Suskunluk sarmalı, fikirlerinizin toplumun genelinde kabul görmemesi ve baskı altında olması durumunda, onlardan vazgeçme pahasına susmaktır. Çünkü sıradan kişi içinde yaşadığı toplumdan dışlanmaktansa onunla uyum içinde yaşamaya meyleder. Eğer fikirleri içinde bulunduğu gruptan ya da toplumdan onay görmüyorsa, hatta bu fikirleri açıkladığı taktirde dışlanacağını, baskı göreceğini düşünüyorsa o zaman bir çeşit kişisel tedbir olarak susmayı tercih eder.
Böylece bir fikir sahibi olarak dışlanmaktansa kabuğuna çekilmeyi, susmayı tercih eder; bu durum o kişiyi zamanla genel geçer görüşe uyum göstermeye ve  teslimiyetçiliğe kadar götürür. Artık  haksızlıklara ses çıkarmaz onları görmezden gelmeye başlar, sonunda bu davranışı bir alışkanlığa dönüşür, alışkanlık da zaman içinde o kişinin bir nevi karakteri haline gelir. Suskunluk sarmalının yol açtığı, (korku ve baskıdan dolayı insanın kendisine yabancılaştığı) bu durum, aslında insani bir trajedidir.
TERCİH ÇARPITMASI
​Ancak iş burada kalmaz, bir müddet sonra kişi toplumsal onay alabilmek için giderek yaygın görüşün yanında saf tutmaya başlar. İşte burda ikinci anahtar kavram olan “tercih çarpıtması” devreye girer.
Tercih çarpıtması, görüşü ve/veya tercihi öyle olmadığı halde sırf bulunduğu ortamdan dışlanmamak ve giderek onlardan onay görmek ve hatta onlar gibi görünmek için asıl tercihini saklayıp, baskın tercih yanında yer alma, asıl görüşünün hilafına baskın görüşü dillendirme durumu ve davranışıdır. Bir çeşit “süreti haktan görünmek” veya takkiye yapmak da denebilir.
Bu bir parti, bir görüş, bir duruş için olduğu gibi bir liderin yanında sıkça gösterilen (dalkavukça) bir davranış ve söylem biçimi olarak da göze çarpar. Kişi burada ilkelerden ziyade konjonktüre göre tavır alır; böylece suskunluk sarmalı giderek tercih çarpıtmasını oluşturur.
TOPLUMSAL FELÇ DURUMU
Suskunluk sarmalı ile tercih çarpıtmasının fonksiyonel etkileşimi sonucunda toplumsal felç durumu meydana gelir. Diğer bir deyişle, bu nevi kişilerin çoğalarak toplumu sarması durumunda, toplum hareket edemez, kıpırdayamaz, refleks gösteremez hale gelir..
​Şöyle ki; insanın bacağı felçli olduğunda nasıl ki hareket  edemezse, felçli hale gelmiş bir toplum da tıpkı felçli bir bacak gibi hiç bir olay karşısında tepki göstermez. Sanki yokmuş gibi davranır. Bu da egemenin işini iyice kolaylaştırır.
Zamanla toplum öyle bir hal alır ki hiç bir baskı, sindirme, zulüm karşısında korkusundan tepki göstermez, hareket etmez, susar, pısar kalır (ya da öyleymiş gibi görünür.) Bu durumda korkudan susmak bütün toplumu bir kanser gibi sarar, toplumu felç eder.
Sonuç olarak, toplumda oluşan suskunluk sarmalı büyüyünce, o da sonunda kişilerde bir çeşit tercih çarpıtmasının oluşmasına yol açar, iş korkuyla hareket etmeye kadar gider, korkuyla hareket edip “bana değmeyen yılan bin yaşasın” anlayışı sonunda toplumu esir alır, böylece neticede toplumsal felç durumu oluşur.
Oysa asıl gerçek başlangıçta bu değildir; (bu dinamiğe dönmek için korkunun panzehiri olan cesur bir liderlik gerekir).
SUÇ KİMİN
Einstein, “Dünya yaşamak için tehlikeli bir yerse kötüler yüzünden değil, kötülüğe ses çıkarmayanlar yüzündendir” der.
Önceki yazıda korkunun yarattığı suskunluk sarmalının bir kanser gibi toplumu nasıl sarıp çürüteceğini ortaya koymaya çalıştık. Sadece bu da değil; bu durumu yaratanlar, işi burada bırakmaz, bu olguyu sürekli hale getirmek isterler, bunun İçin de bir şok gerekir.
ŞOK
​Bütün bu durumu ancak “bir şok” kalıcılaştırabilir. Şok politikası, gerçekten şok edici bir olayın yarattığı şaşkınlık, korku ve çaresizlik duygusunu fırsat bilerek, bunun etkisini canlı tutacak hamleleri art arda devreye sokmaya, sersemleme halini sürekli kılmaya dayanır. Bu sayede, gücü elinde bulunduranın arzuladığı değişimler dirençle karşılaşmadan gerçekleştirilir. (F Naomi Klein, Şok Kuramı) Fetö darbe girişimi buna örnek olarak verilebilir. Bu hain darbe kalkışması toplumda bir şok yarattı, ama bu şok iktidar tarafından sürekli kullanılarak kalıcılaştırıldı.
OLAĞANÜSTÜ HAL DURUMU
​Şok politikası, siyasal ve hukuki alanda uygulandığında genellikle olağanüstü hal görünümü altında sürdürülür. Olağanüstü halin temel niteliklerinden biri, yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki ayrımın başlangıçta geçici olarak kaldırılması ama bunu kalıcı kılacak yönetim uygulamalarının hayata geçirilmesidir. OHAL uygulandıktan sonra da yasama yargı ve yürütme aynı elde toplanır. Bu gün ülkenin katı merkeziyetçi bir sistemle yönetiliyor olması buna örnektir.
Hukuk düzeninde kurmaca bir boşluk yaratılıp zorunluluk hali gerekçe gösterilerek bütün güçlerin yürütme erkinde toplanması sağlanır. Yaşanan şok etkisi canlı tutularak, bu yeni düzenin kurulmasını sağlayacak “tertemiz”, boş ve dirençsiz bir sayfa açılması politikasına dönüştürülür.
​Burada artık korku ve endişe ilkelerin önüne ve yerine geçmiştir. “Bana değmeyen yılan bin yaşasın” anlayışı egemen hale gelmiştir. Susmak ya da tercih çarpıtmak hükmünü sürdürür, “sakın ha, ya bir duyan olursa, ya beni onlardan sanırlarsa” şeklinde büyüyen korku toplumu kangrenli bir hücrenin yayılarak bütün uzvu sarması gibi sarar. Herkes bu durumda ancak korku temelinde eşittir. Bu da toplumu iyice felç eder, çürütür.
SÜRÜ TOPLUMU
Böylece kimse ses çıkarmaz, itiraz etmez, hakim görüş, egemenliğini sürdürür. Toplum sürü haline gelir. Ama sonunda yaşanacak kötü akıbetten kurtulamaz Nazi Almanyası’ndaki Papaz Martin Niemöller başına gelen hikayedeki gibi. Hitler, İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca Yahudi’yi ölüm kamplarına göndermeden önce provasını, iktidara geldiği 1933 yılında komünistler, sosyal demokratlar, sendika başkanları, eşcinseller, Yahova Şahitleri üyeleri ve adi suçlular üzerinde yaptı.
Papaz Niemöller başına gelenleri şöyle anlatmıştı. “Naziler önce komünistleri götürürken sesimi çıkarmadım, evet, ben bir komünist değildim. Sosyal demokratları hapsettiklerinde sesimi çıkarmadım, ben bir sosyal demokrat da değildim. Sendikacıları almaya geldiklerinde sustum, evet, ben bir sendikacı değildim. Benim için geldiklerinde ise, buna karşı çıkabilecek kimse kalmamıştı…”
ÇIKIŞ YOLU
O halde bu gayrı insani cendereden nasıl çıkılır? Soru budur. Cevapsa haksızlığa boyun eğmeme bilinci ve cesaretle itiraz etmekten geçer. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlara dönmemek için itiraz etmek gerekir. Bunun için güven veren, samimi ve cesaretli bir liderliğe her zamankinden çok ihtiyaç vardır. Bu liderlik korku ile zehirlenmiş iklimi cesaretin oksijeni ile dağıtarak topluma nefes aldırmalı. Bu liderlik kişi, kurum ya da siyasi parti olabilir. İşte o zaman değişim başlar.
Herkesin bir düzenden memnun olmama hakkı var. Ama bu tek başına yetmez. Bu hak aynı zamanda kötü düzeni değiştirme görevini yükler insana. Çünkü felçli toplum birilerinin işine geldiği için sürdürülmek istenir. Buna dur demek sadece siyasi bir talep değil, aynı zamanda insani ve vicdani bir taleptir.
SEN NEREDESİN?
Sonuç olarak; ya doğrudan yana itiraz edeceksin ya boyun eğeceksin.. Boyun eğersen, özgürlük, eşitlik ve adaletten uzaklaşırsın. Kendine ve insanlığına yabancılaşırsın. Bu da demek ki bu duruma layıksın. 2500 yıl önce, Platon boşuna, “Her toplum laik olduğu şekliyle yönetilir” dememişti.
Bizim layık olduğumuz düzen ise özgür bireyin, sorumluluklarını yerine getiren toplumun ve demokratik bir devlettin olduğu düzendir.
Unutma; Dünya yaşamak için tehlikeli bir yerse kötüler yüzünden değil, kötülüğe ses çıkarmayanlar yüzündendir..
Sen nerede yer almak istersin?

About Post Author