Klasik Üniversite Eğitim Modeli Dijital Çağın Kariyer Gereklerine Uygun mudur?

Klasik Üniversite Eğitim Modeli Dijital Çağın Kariyer Gereklerine Uygun mudur?

Teknolojik gelişmeler; iş ortamını değiştirirken, giderek otomasyona doğru ilerlerken, görevleri daha hızlı, verimli ve doğru bir şekilde gerçekleştirerek bu yeni dijital çağı yakalamak kaçınılmazdır. Bunun en önemli ve pratik aracı da eğitimdir. Eğitimin; işin geleceğini yönlendirmedeki rolü yadsınamaz. Ancak öğrencilerin bilgiyi mekanik olarak yeniden ürettikleri endüstriyel çağ eğitim modelini; analiz, değerlendirme ve eleştirel kendini yansıtma dahil olmak üzere daha yüksek mertebeden düşünme becerilerini geliştiren bir modelle değiştirmek de zorunlu hale gelmiştir. İşin geleceğini olumlu yönde şekillendirmek için, beceri geliştirmede olduğu kadar kişisel gelişime de önem verilmelidir.

Gerek ülkemizde gerekse Dünyada Her zamankinden daha fazla insan üniversite eğitimi almaktadır. Açıktır ki bazı öğrenciler akademik bilgilerini artırmak ve üniversite deneyiminin tadını çıkarmak için yüksek öğrenime çekilirken, çoğu da kariyerlerini geliştirerek istihdam ve kazanç beklentilerini iyileştirmeye çalışmaktadır.  Ergenlik ile eş zamanlı gündeme gelen, ancak kişileri yaşam boyu etkileyen meslek seçimi elbette çok önemli bir süreçtir.  Endüstri 4 devriminin yaşandığı, robotların iş yaşamına egemen olacağı, uzay madenciliğinin gündemde olduğu gelecek dönemde yaşam boyu eğitim kaçınılmaz olacaktır.  Bu nedenle aileler ve gençler karar verirken pek çok seçenekle karşı karşıyadırlar.  Üniversite eğitiminin aslında bir başlangıç olduğunun, uzmanlaşmanın ve yetkinliklerin öne çıktığının farkında olarak paniğe kapılmadan tercih yapmalıdırlar. 

Çeşitli araştırmalar, yakın gelecekte iş gücü piyasasında çok önemli gelişmelerin yaşanacağına işaret ediyor. Bugün ilkokula başlayan çocukların yarısından fazlasının henüz mevcut olmayan iş ya da mesleklerde istihdam edileceği belirtiliyor. Endüstri 4 devriminin egemen olacağı yeni dönemde esasen hangi iş ve mesleklerin yok olacağı, şu anda mevcut olmayan hangi işlerin öne çıkacağı tartışılmaktadır. Öyle ise Üniversiteler öğrencileri yeni bir iş dünyasına nasıl hazırlamalı? geleneksel popüler kariyerler için mezunlar üretmeye mi odaklanmalıdır? Yoksa yaratıcı endüstrilerdeki iş ve mesleklere mi yönelmelidirler? 4 yıllık lisans eğitimi bu amaç için yeterli midir?

Daha şimdiden üniversitelerin, günümüze kadar önemli meslek edindirme kanalı olduğu tıp, mühendislik, hukuk, bankacılık gibi geleneksel iş ve mesleklerin çok azının kişiye “yaşam boyu bir iş” güvencesi verebildiği açıktır. Küresel bazda da iş dünyasının teknoloji entegrasyonu nedeniyle işgücünü azaltmayı planlıyor olduğu da bilinen bir gerçektir. Öyle ise çalışanlar; esnek olmak, kariyer portföylerini yaşam boyu eğitim felsefesiyle çeşitlendirmek zorunda olacaklardır. Dolayısıyla kişiler, bu olguyu istisnadan ziyade   kural olarak benimsemelidirler.  

Doğal olarak, yaşanacak süreçte yeni işler ve meslekler yaratılacak, uzaktan çalışma fırsatları artacaktır. Elbette bu roller makinelerle çok daha fazla entegrasyon gerektirecektir.  Dolayısıyla da eleştirel düşünme, problem çözme yeteneği kazanma ve öz yönetim gibi disiplinler arası becerilere olan talep artacaktır.  Bu bağlamda Üniversitelerin öğrencileri yeni çalışma dünyasına hazırlaması gerektiği şüphesizdir. Ancak, günümüzün dijital-birinci dünyasında eğitim; yaşam boyu sürecek bir yol haline gelecektir. Yeni kuşaklar, mesleklerini şekillendirmek için ihtiyaç duydukları beceri ve yetkinlikleri sürekli geliştirmek üzere bir öğrenme ve yeniden öğrenme döngüsüne girmeyi kabullenmek durumunda olacaktır.  

Üniversiteler de öğrencileri yeni iş dünyası için nasıl destekleyebileceklerini, girişimci, başarılı ve tatmin edici olmalarını sağlamak için ne yapabileceklerine odaklanmalıdırlar. Yaratıcı meslekler, daha karmaşık bir lisansüstü özellikler kümesi gerektirir: Bu kümeyi oluşturan en önemli öğeler; eleştirel ve yaratıcı düşünme becerileri, küresel farkındalık, dijital okuryazarlıktır. Bilinmelidir ki eğitimden beklenen sadece daha fazla kazanç elde etmek değildir. Aynı zamanda uzun ömürlü bir iş yaşamı için tatmin ve mutlu olunabilecek bir meslekler zincirini sunabilmesidir. Öyle ise geleceğin mesleklerini tahmin edemeyebiliriz, ancak öğrencilerin yapmayı seçtikleri işlerde tatmin olmalarına yardımcı olabiliriz. Çünkü özünde hayat bir öğrenme deneyimidir.

Sanayi sektörü, özellikle işverenlerin ihtiyaçları ile işçilerin becerileri arasındaki boşluktan çok etkilenmiştir. Üniversite mezunlarının sayısının arttığı bir dönemde, bazı şirketlerin boş pozisyonları doldurmak için daha spesifik becerilere olan talebin de etkisi ile lisans- lisansüstü havuzundan çok üniversite öncesi adayları hedeflediği görülmektedir. Gerçekte, işgücünün gelecekteki potansiyeli sadece mevcut becerilerin hazır bulunabilirliğine değil, aynı zamanda mevcut iş rolleri ve sorumluluklarının derhal devredilmesinin ötesinde yeni beceriler edinip uzmanlık öğrenmeye ve kapasitesini geliştirme yeteneğine de bağlı olacaktır.   

Bu perspektif; iş dünyası ve üniversitelerin, öğrencileri bu yeni meslekler dünyasına hazırlamak, sınıf dışında ödüllendirici ve tatmin edici bir yaşam için gerekli becerileri kazandırmak için iş birliği yapmalarını kaçınılmaz kılmaktadır. Her ne kadar kuruluşlar, sürekli eğitim yoluyla çalışanlarının teknik becerilerine ince ayar yapabilse de karmaşık problem çözme becerilerinin geliştirilmesi ancak bu iş birliği ile mümkün olabilecektir.

Yüksek öğrenimi tek ve bitmiş bir proje olarak değil, sürekli bir ‘öğrenme döngüsünün’ bir parçası olarak görmek gerekmektedir. Aynı zamanda daha fazla erişim noktasının açılacağı, çevrimiçi öğrenmenin genişliğinin ve kullanılabilirliğinin yanı sıra kampüs tabanlı, karma seçeneklerin ortaya çıkacağı bir zincirin başlangıç halkası olarak işlev görmelidir. Bu pencereden bakıldığında, üstünlüklerini korumak için üniversitelerin, endüstri iş birliğine daha kapsamlı projelerle eğilmeleri gerekecektir. Ayrıca, öğrenme-kazanma hattı daha yakından bağlantılı hale geldikçe, iş deneyimi daha da büyük önem kazanmaktadır. İstihdam edilebilirlik bir yana öğrencilere akademik bilgilerini işyerinde uygulamaları için destek verilebilecektir. Öğrencilerin pratik uygulamalara erişebilmeleri, aynı zamanda değerli bir profesyonel iletişim ağına erişmelerini de kolaylaştıracaktır.

Üniversiteler; gelişmekte olan becerileri, müfredatlarına dahil ederek, başarılı bir kariyerin temelini oluşturacak çok disiplinli, yetenekleri beslemeye odaklanarak, lisansüstü istihdam edilebilirlik sonuçlarını iyileştirebilirler.  Statülerini; yalnızca akademik mükemmelliğin odağı olarak değil, aynı zamanda yaşam boyu öğrenmeyi desteklemeye kararlı kurumlar olarak da güçlendirebilirler.  

Öte yandan iş piyasası değişmeye devam ettikçe, insanları; 20, 30, 40 yıl içinde yeni iş ve mesleklere hazırlayabilmek için eğitimin on yıllar öncesinden   başlatılması gerekmektedir. İnsanları 50 yaş ve üzeri kariyerlere hazırlamak ortalama 20 yıl sürmektedir. Teknolojik değişimin hızı artmaya devam ettikçe, insanlara yaşamları boyunca   istihdam olanağı sağlayan becerileri kazandırmak da çok kolay değildir. Geleceğin işlerini tahmin etmemizdeki bariz zorluk, iki veya daha fazla kuşağın, iş bulmakta zorlanmasına neden olabilir.  İşgücünün; ekonomik ömrünü sabit bir meslek seçerek tamamlayamayacağı bir zaman dilimi önümüzdedir.  Çeşitli disiplinlerden kazanılacak bilgi ve beceriler yaşam boyu mesleklerimizin evrileceği boyutu tanımlayacaktır.  Sürekli eğitimle, beceri ve bilgi eksikliğini; aşamalı olarak gidererek profesyonelleşme vazgeçilmez olacaktır. Özetle, gelecekte teknolojik gelişmeler yaşanacakken, eş zamanlı olarak da teknolojiyi üreten ve kullanan kişilerin iş yaşamı içinde uygun eğitim stratejileri ile donatılması gerekmektedir.

Bununla birlikte teknolojik ilerleme otomasyon ve dijitalleşme yoluyla iş ortamını değiştirirken, yaşam boyu eğitim sayesinde donanımlı hale gelen çalışanların; görevlerini daha hızlı, verimli ve doğru bir şekilde gerçekleştirmelerini sağlayacaktır. Hem yaşam kalitesini hem de iş kalitesini iyileştirmek için çok önemli fırsatlar doğacaktır. Bununla birlikte, işletmeler, enerji, maliyet ve işgücü harcamalarını azaltmak için tüm bu yeni teknolojilerin insanlar tarafından icat edildiği gerçeğini gözden kaçırmamalıdırlar. Çünkü gelecek, bilgisayarların yapay zekasını; insanların bilişsel, sosyal ve duygusal yetenekleriyle eşleştirmekle ilgili olacaktır. Öyle ise ikinci sınıf robotların değil birinci sınıf insanların eğitilmesine gerekli zaman ve kaynağı ayırmalıdırlar.  Bu süreçte, sadece teknolojinin faydalarını değil, aynı zamanda insanların vazgeçilmezliğini de özümseyen yönetici ve organizasyonlar öne çıkacaktır.

Bu genel değerlendirmeler ışığında ülkemizin yüksek öğretim verilerini gözden geçirmekte yarar görmekteyim. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince hazırlanan 2022-YKS sonuçlarına ilişkin sayısal bilgilere göre; bu yıl 3 milyon civarında öğrencinin sınava girdiği, 1 milyonun çeşitli ön lisans ve lisans programlarına yerleştiği ve 800 bin civarında kayda dönüşmüş olduğu anlaşılmaktadır.  Halen üniversitelerimizde 3, 4 milyonu ön lisans, 4,7 milyonu lisans, 4 yüz bini yüksek lisans ve 100 bini de doktora aşamasında olan toplam 8,6 milyon civarında öğrenci bulunmaktadır.  Öte yandan Ülkemizde; 18-25 yaş aralığında yaklaşık 10 milyon genç nüfus bulunmaktadır.  Bu yaş aralığındaki gençlerimizin yüzde 86 gibi çok yüksek oranının üniversite eğitimi sürecinde olduğu anlaşılmaktadır.  Bunun anlamı tarım-sanayi- turizm- hizmet- sağlık başta olmak üzere istihdama doğrudan katılabilecek sayı oldukça düşüktür.   

Üniversite eğitim sistemimizi değerlendirdiğimizde ise yukarıda değindiğim gelecek perspektifinden uzak, daha çok 20. Yüzyılın paradigmalarını esas alan bir model olarak sürdürülmektedir. 4 yıllık lisans eğitiminin çağımızda ancak pratisyenlik düzeyinde kaldığı, 21. Yüzyılın gereksinimlerine yanıt veremeyeceği açıktır. Bununla birlikte genç nüfusumuzun çok büyük bir bölümünün farkındalık olmadan bu sistemin içinde bulunması da yaşam boyu öğrenme konseptinde yeniden yapılandırılması durumunda; önemli bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.  

Yakın gelecekte iş ve mesleki yaşamının; bir beceri portföyü gerektireceği, çok sık değişikliklere uğrayacağı, kariyerlerin birbirinin yerine geçebileceği, öğrenme ve yeniden beceri kazanma ihtiyacının artacağı bir sürece doğru evrileceği gözden uzak tutulmamalıdır.

Bu bağlamda ülkemizde çeşitli tartışmaların odağı haline gelen çok sayıda üniversite, çok sayıda bölüm, yetersiz kadrolar gibi yaklaşımların çok da anlamlı olmadığıdır. Tam tersine hem öğrenme ihtiyacı olan gençlerimizin hem de tüm yetersizliklerine rağmen ülke sathına yayılmış olan eğitim kurularımızın varlığı tehdit olmaktan çok fırsat olarak değerlendirilmelidir.  Bunun için de bu kurumlarımız; iş dünyası ile bir an önce uzmanlaşmanın, yetkinleşmenin, becerinin, disiplinler arası geçirgenliğin öne çıkarılacağı yerel, ulusal ve evrensel modellerini oluşturmak üzere yeniden yapılanmalıdırlar. Çalışanların ölçülebilir ve verimli kurumlar içinde çalışmasını gerektiren sanayi devrimi sürecine uygun olarak tasarlanmış olan eğitim sistemlerini gözden geçirerek, her alanda değil belirli ve sınırlı alanlarda uzmanlıklar kazandıracak şekilde dönüştürmelidirler.

 

About Post Author