Kadınız, Haklıyız, Yerelde Her Yerdeyiz…

Kadınız, Haklıyız, Yerelde Her Yerdeyiz…

Bugün 8 Mart “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”.

 

Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı mücadele eden üç kız kardeş Patria, Minerva, Maria Mirabel’in 25 Kasım 1960’ta tecavüz edilerek vahşice katledildiklerinin ortaya çıkmasının ardından, onlar diktatörlüğe karşı mücadelenin sembolü oldular. Bütün dünyada yankı bulan bu gelişmeler karşısında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 17 Aralık 1999’da,        25 Kasım tarihinin “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak benimsenmesine karar verdi. Bu nedenle her sene 25 Kasım’da kadına yönelik şiddetle mücadelede farkındalık sağlamak için anmalar yapılmaktadır.

 

Dünyada ilk kez Fransız İhtilali sonrasında Meclisin çıkarttığı ‘İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nde geçen ‘insan’ sözcüğünün yalnızca erkeği kastetmemesi nedeniyle, 1791 yılında yayınlanan ‘Kadın ve Yurttaş Hakları’ bildirgesinde kadınlarımız toplumda ve kanunlar karşısında bir birey olarak var olduklarını tüm dünyaya duyurmuşlardı.

 

Diğer yandan ülkemizde, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ile  5 Aralık 1934’te Seçim Kanunu’nda yapılan değişiklik ile kadınlarımız ilk kez ‘Seçme ve Seçilme Hakkı’na kavuşarak oy kullanmalarının ve aday olabilmelerinin önü açılmıştır.

 

İçişleri Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve İsveç Uluslararası Kalkınma İş Birliği Ajansı (SIDA) ortaklığında geliştirilen “Kadın Dostu Kentler Birleşmiş Milletler Ortak Programı” isimli proje ile; 2006 yılında, yerel yönetimlerin planlama ve programlama süreçlerine toplumsal cinsiyet eşitliği prensibini yerleştirme ve bu sürece paralel olarak yerel yönetimler ile kadın örgütlerinin güçlenmesi ve aralarındaki iş birliği fırsatlarının arttırılması amaçlanmıştır.

 

2011 yılında imzaya açılan İstanbul Sözleşmesinde toplumsal cinsiyet;  kadınlar ve erkekler için toplum tarafından uygun görülen ve sosyal olarak inşa edilen roller, davranışlar, eylemler ve nitelikler, olarak tanımlanmıştır.

 

2019 yılında yayınlanan OECD raporuna göre, kadın istihdam oranı ile kadın bürokrat sayısı açısından ülkemiz, birçok OECD ülkesinin gerisinde kalmıştır. Cinsiyet eşitsizliklerinin altında yatan itici güçler olarak sosyal kurumların; eğitim, istihdam ve sağlık gibi kalkınma alanlarındaki cinsiyete dayalı ayrımcılığı sürdürmekte olduğu, hem kadınlara hem de erkeklere fayda sağlayan hak temelli toplumsal dönüşüme doğru ilerlemeyi engellediği vurgulanmaktadır.

 

2021 yılına geldiğimiz şu günlerde, Dünya Ekonomik Forumu’nun eğitim, ekonomiye katılım, siyasi temsil ve sağlık verileri ile derlediği 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda Türkiye, 153 ülke arasında 130.sırada yer aldığı görülmektedir.

 

Diğer yandan Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (CEMR) tarafından yayınlanan “Avrupa Yerel Yaşamda Kadın Erkek Eşitliği Şartı” belgesine göre; yerel nüfusun yaşamını etkileyen politikaların, yöntemlerin ve araçların geliştirilmesi aşamalarında toplumsal cinsiyet bakış açısı dikkate alınarak hazırlanması gerektiği vurgulanmaktadır.

 

Bu raporlar bize Türkiye’de kadınların hala erkeklerle eşit eğitim ve iş olanaklarına ulaşamadığını, yerel otoriteler tarafından kadın hakları ve kadınların toplumsal hayatta yerleri ile ilgili yapması gereken oldukça fazla görev olduğunu gözler önüne sermektedir.

 

Her ne kadar Birleşmiş Miletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Amaç 5’de Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ele alınmakta ise de diğer tüm hedeflerin içerisinde yer aldığı görülmektedir. Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında yerel yönetimlerde cinsiyet eşitliğinin stratejisinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır

 

Haklar temelinde bir eşitliğin sağlanması konusunda hem devlete hem de bireylere görev düşmektedir. Yerelde verilen hizmetler, fırsatlar ve kaynaklar açısından bakıldığında neden kadın-erkek arasında eşitsizlik ya da ayrımcılık kaynağı oluşturmaktadır? Bu sorunun yanıtını verebilmek için toplumun ekonomik ve demokratik gelişimine, kültürel norm ve değerlerine, eğitim ve öğretim düzeyine, hukuk devleti olup olmadığına bakmak gerekir.

 

Kuşkusuz bu sıra düzenini ortadan kaldırmak mümkün değildir. Yönetim meselesi her zaman bir yöneten-yönetilen ayrımından kaynaklanan iktidar ilişkilerini gündeme getirmekte, bu durum ise güç ve eşitsizlik ilişkilerini ortaya çıkarmaktadır. Ancak eşitsizlik normalleştikçe kadının aleyhine işleyen her türden baskıcı hareket de görünmez olabilmektedir.

 

Çağdaş, demokratik, ileri bir toplum için kadınların güçlendirilmesi ve cesaretlendirilmesi, söz sahibi olmaları, eğitim, istihdam, sağlık, siyaset, hukuk vb. alanlarda eşit fırsat olanaklarından faydalanmaları için yerel otoritelere büyük görevler düşmektedir.

 

“Dünyada her şey kadının eseridir.”- Atatürk

 

           “Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok; ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır! Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacağı aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.”- Atatürk