Geçmişten Günümüze İstanbul Rumları

Geçmişten Günümüze İstanbul Rumları

Deniz BAŞKAYA                                                                                                                                                                                                                                                                                 Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans Öğrencisi

Rumların İstanbul ile ilişkisi, Osmanlı Devleti’nin İstanbul ile ilişkisinden çok daha eskiye dayanır. Osmanlı Devleti’nin bu topraklara gelmesi ile birlikte, beraber yaşamın anahtarını millet sisteminde bulmuştur. Bu sisteme göre, devlet cemaatlerin işine doğrudan müdahalede bulunmayacak, her cemaat kendi kompartımanında yönetilecek ancak yöneticilerin seçimi konusunda devlet aktif rol alacaktı. Devletin bu tür milletlerden beklediği sadece vergi ve sadakatti. Sadakat konusunda ise, kendi atadığı yöneticiye tam sorumlu olma yetkisi veren devlet, herhangi bir huzursuzluk ya da sadakatsizlik durumunda yöneticiye bu durumun hesabını sorma yetkisine sahipti.

1821 Mora İsyanı ile birlikte, Yunanistan’ın devletleşme süreci başlamış ve o doğrultuda uluslaşma çabaları önemli hale gelmiştir. Türk tarih bilincince, son derece huzurlu ve özgür bir ortamda yaşamalarına izin verilen Rumlar, kendilerine karşı isyan ederek nankörce davranmış ve ayrılıkçı hareketlerde bulunmuşlardır. Yunanistan ise, ulusal tarihinde, Türkiye’yi hep “öteki” olarak anmış, Türkiye’ye bağlı yaşadıkları dönemi karanlık bir çağ olarak nitelendirmiştir. Ancak Yunan isyanının dinamikleri incelendiği zaman aslında durumun bu şekilde vuku bulmadığı, Patrikhane’nin olaylarda etkisi olmadığını, ortaya çıkan isyanın bir milliyetçi ayrılıkçı bir isyandan ziyade bir burjuvazi isyanı olduğunu söylemek zor olmayacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla da aynı siyasi bilinç devam etmiş, Yunanistan’a ve Rumlara bakış değişmemiştir. Tek parti politikalarından gördüğümüz üzere, Türkiye Cumhuriyeti kendinden bir parça olarak Rumları kabul etmemiş, ancak asimilasyon politikalarını da bir baskı aracı olarak kullanmaktan geri durmamıştır. Bu doğrultuda çok başarılı olamayan Türkiye’nin bazı sebepleri vardır; öncelikle bir grubun asimile edilebilmesi için, o grubu kendi parçası olarak görmesi gereken Türkiye, onun yerine bazı dönemlerde Rumları sistemin dışında tutarak dışlamış, bazı kanunlarla da sistemin içinde alıp asimile etmeyi amaçlamıştır. Rumların, daha önce ulus bilincine sahip olması, bu coğrafyada otokton bir azınlık olarak yer alması ve başlarına gelecek felaketlerde arkasında duran ya da uluslararası siyasi arenada haklarını savunan bir memleketin yani Yunanistan’ın olması, bu duruma etki eden diğer faktörlerdir.

İki devlet arasında yaşanan gerginlikler ya da kriz ortamları sebebiyle; devletler, her zaman baskı unsuru olarak ülkesinde yaşayan azınlıklara baskı uygulamış, Lozan Antlaşmasındaki mütekabiliyet ilkesine dayanarak birbirlerinin yaptığı politikaları görünce kendileri daha da ilerleterek devam etmiş ve bu durum karşılıklı krizlerin tırmanmasını sağlayan bir etmen olmuştur. Bu bağlamda, Kıbrıs Sorunu dolayısıyla yaşanan 1955 Olayları ve 1964 Sürgünü konuya bir örnek teşkil etmektedir.

Peki kriz dönemlerinde yaşanan göç dalgalarının ardından hala İstanbul’da mevcudiyetini koruyan İstanbullu Rumların güncel sorunları nelerdir? Bu sorunlar arasında, Vakıf sorunları; vakıf seçimleri ve vakıf mülklerinin iade edilmesi, Ekümenik Patrikhaneye tüzel kişiliğin tanınmaması, demografik sorunlar; azalan nüfus, geri dönüş programının hala yayınlanmaması, Rum azınlık okullarına kayıt yaptırabilmek için gerekli şartlar yer almaktadır.

Bütün konular ayrı ayrı önemliyken, en önemlisi ise azalan nüfus konusudur. Cumhuriyetin başlarından itibaren yüz binleri bulan Rum nüfusu, bugün İstanbul’da yaklaşık iki bin kişi olarak tahmin edilmektedir. Bu nüfusun içindeki genç nüfus sayısı ise, iki yüz elli olduğu düşünülüyor. Olan gençlerin de çoğu göç edebilme potansiyeline sahip. Yurtdışı bağlantıları güçlü olan bu gençler, Avrupa Birliği ülkesi olan Yunanistan’a göçü, hayatlarını kurtaracak bir hamle olarak görüyorlar. Onun dışında, cemaatin genç nüfusunun bu kadar az kalması ile evlenecek eş bulmanın zorluğunu da yaşayan gençler, karma evliliklere yöneliyor. Belli bir dönem öncesinde çocuklar okula başladığında Rumca konuşabiliyorken; günümüzde karma evlilikler dolayısıyla çocuklar okula başladıklarında anadilinde konuşamadığı için eğitimleri sekteye uğruyor. Böylece çocukların tam olarak Rum kimliği ile varlığı bir nebze engellenmiş oluyor.

Azalan nüfusun çözülebilmesi için diğer sorunların da çözülebilmesi gerekiyor. Özellikle vakıfların devamını sağlayabilmek, vakıfların Yunanistan’dan gelen göçlere destek ve garanti verebilmesini sağlarken; devletin geri dönüş programını hazırlaması da gelecek olan Rumlara güvenlik garantisi ve ekonomik garantiler verecek. Bu bağlamda, sorunların çözülmesi ile İstanbul Rum cemaati canlanabilir ve kendisine ihtiyacı olan taze kanı bulabilir. Ancak bu konular hakkında düzenlemeler yapılmaz ise, cemaatin yıllar sonra ne durumda olacağı merak konusu olarak yerini koruyor.

 

KENT HAYAT MEDYA EKİBİ.