CHP GENEL SEKRTERERİ SELİN SAYEK BÖKE İLE TOPLANTI

CHP GENEL SEKRTERERİ SELİN SAYEK BÖKE İLE TOPLANTI

Uzun bir zamandır siyaset konusunda yazmamıştım. Bu hafta MESİAD’ta yapılan bir toplantıya davet edildim. Toplantının konuklarından biri de CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke idi. Selin Hanım ekonomi programlarını anlattıktan sonra soru sormamızı ve değerlendirme yapmamızı istedi.  Sonra toplantıyı yöneten MESİAD’ın başkanı Hasan Engin ilk sözü bana verdi.

 

Selin Hanım iktidarın ekonomi politikasını eleştirirken üç noktaya dikkat çekti: 1) Kamu kaynaklarının üretimden ziyade ranttan yana kullanılması 2) 2007 yılında uygulanan ekonomi programından vazgeçilmesi ve 2013 yılından itibaren de borca dayalı bir düzene geçilmesi 3)2017/18 yılında yönetim biçimin değişmesi. Kendi ekonomi programlarının da dört ayak üzerine inşa edildiğini belirtti: 1) Kurallı işleyen bir ekonomi ve kurumlar. (Keyfilik yerine kurallar, ortak akıl, katılımcı demokrasi) 2) Üreten ekonomi. (Stratejik Planlama Kurulunun oluşturulması; nitelikli ve dijital üretim) 3) Güçlü bir sosyal devlet. ((Kalkınmayı ve eşitliği esas alan bir ekonomi) 4) Sürdürülebilir bir kalkınma (Yeşil mutabakat: doğa +çevre; Beyaz mutabakat: dürüstlük; Mor mutabakat: kadına öncelik ve kurumsal sürdürülebilirlik)

 

Bu sunumdan sonra dile getirdiğim sorunları ve soruları sizlerle de paylaşmak istiyorum. Kendisine oradakilerin huzurunda şunları söyledim ve sordum:

 

  1. Ekonomide büyük bir sorun olduğu herkesin malumu; üstelik durum öyle bir hal aldı ki bunu bilmek için ekonomist olmaya gerek yok. Halk bunu günlük yaşamında her gün biraz daha yoksullaşarak acı bir biçimde yaşıyor zaten. Bir iktidarın en büyük rakibi ekonomik krizdir. Toplum yaşadıklarından dolayı iktidar partisinden uzaklaşıyor, fakat sorun şu ki, iktidardan kopan oylar muhalefete gitmiyor. Yapılan kamuoyu araştırmaları her geçen gün giderek artan kararsızların sayısı seçmenlerin üçte birini aşmış durumda. Burada CHP’nin kendisine sorması gereken soru şu; iktidar zayıflarken muhalefet neden güçlenmiyor? Toplum bütün bu olumsuzluklara rağmen neden hala ana muhalefet partisi olan CHP’yi güçlü bir alternatif olarak görmüyor?

 

  1. Ekonomik program anlatmak için ülkeyi gezmek gayet güzel bir davranış. Çünkü toplumun bazı kesimlerinde şöyle bir yaklaşım söz konusu: CHP yönetenleri sahaya inmiyorlar, halkın içine karışmıyorlar, konformist politika yapıyorlar. Partiye yıllardır böyle eleştiriler yapılıyordu. Şimdi alana inerek bu algıyı bir kenarından kırıyorsunuz. Fakat CHP’nin temel sorunu bir ekonomik programa sahip olamaması değil, temel sorun topluma güven ve umut vermede yaşanıyor. CHP başta olmak üzere muhalefet topluma güven vermiyor. Nitekim iktidardan kopan oyların muhalefete gitmemesi bunun kanıtı.  Olgu farklı olabilir ama algı ne yazık ki bu. Bu noktada kritik soru ya da sorun şu: CHP ve muhalefet bu algıyı nasıl değiştirmeyi düşünüyor?  Kaldı ki ekonominin düzelmesi aynı zamanda yapısal sorunlara bağlıdır. Başta demokrasi ve hukuk sistemi olmak üzere kurumlar rayına konulmadan, toplumsal barış sağlanmadan tek başına ekonomi düzelemez.  Bunun için de iktidar olmak lazım. Oysa ana muhalefet partisi CHP yıllardır (kimi zaman çok uygun koşullara rağmen) iktidar olamıyor. Asıl araştırılması ve aşılması gereken sorun budur.

 

  1. Diğer bir kötü algı ya da propaganda da şudur: Ne yapılırsa yapılsın bu iktidar değişmez; seçimde hile yaparlar gene de gitmezler. Değişime zorlanırlarsa kavga gürültü çıkar, kan dökülür, zaten şimdiden paramiliter güçler organize ediliyor vb. söylemler bazı kesimlerce dillendiriliyor. Bu söylemi hem çok yanlış hem de çok tehlikeli buluyorum. Birincisi, bu söylem iktidarı eleştiriyormuş gibi görünse de aslında mefhumu muhalifinden onun değirmenine su taşıyor. Ne yaparsak yapalım değişmez demek, “o halde bırakalım gitsin” algısını yerleştiriliyor. İkincisi, toplum kavga gürültüden, kamplaşma ve kutuplaşmadan bıktığı için böyle bir söylemin yerleşmesi sonucu şu noktaya itiliyor, “yeter ki kavga gürültü yaşanmasın, mevcut iktidarın sürmesine razıyız”.  Üçüncüsü de şudur; böyle bir yaklaşım ancak muz cumhuriyetlerinde olur. Türkiye’de sorunlu da olsa, eksik aksak da işlese seçimle gelen seçimle gider, gitmek zorundadır. O halde kesin olan şudur, seçimi kaybettiği taktirde bu iktidar da gidecektir. O halde böyle komplo teorileri ile uğraşmayı bir yana bırakıp anlamlı bir farkla iktidarı sandıkta yenmenin yollarına bakmak gerekir. Muhalefetin yapması gereken budur. Bütün tuzaklara rağmen muhalefetin birliğini sağlamlaştırmaya ve gücünü artırmaya çalışması gerekir.

 

  1. Toplum bir değişim istiyor, ancak bu değişimin hızı, niteliği ve yönü nasıl olacak, onu merak ediyor. CHP’nin bunu topluma açık yüreklilikle izah etmesi gerekir. Örneğin seçim kazanıldığı taktirde geçiş süreci nasıl olacak? Bu süreç ne kadar zamanda tamamlanacak? Ya yetki verilenler gücü ele geçirdikten sonra parlamenter demokrasiye geçmek konusunda ayak sürerse kim ne yapacak? Bütün bu ve benzeri sorun ve soruların açıklığa kavuşturulması, toplumun kafasındaki kuşku kaygı ve evhamların giderilmesi gerekir.

 

  1. Bir diğer önemli sorun da CHP’nin doğu ve güneydoğuda oylarını nasıl artıracağı meselesidir.  Çünkü 1950 seçimlerinden beri biliyoruz ki bu bölgelerde birinci ya da ikinci olmayan hiçbir parti iktidar olmamıştır. İzmir’den, Mersin’de yüksek oranlarda oy alınabilir, ama bahsi geçen bölgelerde yüzde bir iki olan oy oranları batıdaki oy oranlarını bir çırpıda aşağıya doğru çekmektedir. Bu sorunu çözmenin yolu Kürt sorunu konusunda cesur ve ikna edici söylem ve çözümler ileri sürmekten geçiyor. Yanısıra bölgeye bu meseleyi iyi bilen, toplumda karşılığı olan, saygın ve sözü dinlenir insanlar gönderilmelidir. CHP geçmişte bu noktada iyi raporlar hazırladı, şimdi bunları güncelleyerek toplum sunmalıdır. Çünkü sadece toplumsal barışın değil düzelmiş bir ekonomin de yolu buradan geçiyor. Ayrıca, HDP ile de diyalog kurmaktan çekinilmemelidir. İktidarın istediği HDP’yi kriminalize edip güç birliğinin dışına atmak, bu tuzağa düşülmemeli. HDP olmasaydı yerel seçimler kazanılmayacağı gibi, HDP olmadan Cumhurbaşkanlığı seçimi de kazanılamaz.

 

  1. Hızla bir dijital çağa geçiyoruz, pandemi bu süreci daha da hızlandırdı. Bir yanda teknolojiye dayalı üretim öte yandan teknolojik üretimin yol açtığı istihdam sorunları söz konusu. Yani emek ve makine arasında bir sıkışmışlık söz konusu. Bu sıkışmadan üçüncü bir çıkış yolu için sosyal demokrat bir parti olan CHP nasıl çıkmayı düşünüyor, bu konuda ne öngörüyor? Bu noktada yerel iktidar olan belediyeler ne yapıyorlar. Çünkü CHP’nin iktidar yürüyüşündeki en büyük kozu kazandığı büyük şehir belediyeleri. Burada ve örgütlerde başarı ancak iktidar yolunu açabilir. Unutulmamalı CHP/SHP yerelde iktidardan düştü hala kendine gelemedi; AKP yerelden iktidara geldi 18 yıldır hala gidemedi.

 

  1. Son olarak üretim ve paylaşım meselesine dikkat çekmek istiyorum. Evet üretim olmalı, ama halı hazırda Türkiye’nin en büyük sorunu üretimden ziyade paylaşım, bölüşüm meselesidir. Çünkü kapitalizm toplumun ihtiyaçlarına göre değil kendi hırslarına göre üretiyor. Kapitalisteler büyümeyi sever ama bölüşmekten nefret eder. Bir yandan üç beş zengin nerdeyse ülkenin yarısı kadar bir gelire sahipken öte yandan akşam evine ekmek götürmeyen milyonlar söz konusu. Kamu kaynaklarının ranttan yana kullanılması ve yaşanan yolsuzluklar yoksulluğu daha da boyutlandırıyor. O halde bu denge nasıl sağlanacak, gelir dağılımındaki adaletsizlik nasıl giderilecek? Bunun programı net ve detaylı bir biçimde ortaya konulmalıdır. Bu sorun sadece sosyal devlet vurgusu yapılarak geçiştirilmeyecek kadar önemeli ve büyük bir sorundur.

 

KENT HAYAT MEDYA EKİBİ.